Türkiye ekonomisi özellikle 15 Temmuzdan buyana döviz kurlarındaki oynamaları izliyor. Yaz aylarında 2.70’ler düzeyinde seyreden Dolar/TL paritesi 15 Temmuz’daki hain saldırısı sonrasında kısa sürede 3.10 düzeyine çıktı. Tekrar 3’ün altına indi ancak Kasım ayı ile birlikte 3.4-3.5 düzeyine oturdu.

Ekonomide olumsuz verilerin düzeltilmesinde en önemli faktör psikolojik mücadeledir. Bugün sokağa çıkıp dolar 3.5 TL’nin altına iner mi? diye sorsanız büyük çoğunluk hayır diyeceği gibi 4 TL olur 5 TL olur diyeceklerdir. Zaten her gün “dolar toto” oynuyoruz.

Bu “psikolojik kabullenme” ekonomide en tehlikeli gelişmedir. “Dolar 3 TL’nin altına inecek ona göre hesap yapın” diyene kimse inanmayacaktır. Niye inansın ki! Bakın şu son açıklamalara…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Baş Danışmanı Cemil Ertem’e göre, Türk Lirası’nın dolar karşısındaki seviyesi 2.8 altında “değerli”, 2.8’ i aşması “normal”, 3 seviyesi ise “rekabetçi” ve gelecek üç ay içinde TL/dolar paritesi 3.5 düzeyinde stabil yani istikrar kazanacak ve kurlardaki oynak bitecek..
Merkez Bankası da 3.5 sınırını kabullenmiş gibi. Bankanın 2016 yılı Aralık ayı Beklenti Anketi’ne göre dolar yılı 3.46’dan tamamlayacak. Gelecek aylarda da 3.63’ü görecek.
Her iki açıklama sokaktaki vatandaş için dolar 4, Euro en az 5.3 TL demektir.

Görünen o ki döviz kurlarını tersine çevirmede psikolojik savaş tamamen kaybedildi. Bundan en büyük yarayı Cumhurbaşkanı’nın döviz bozdurma kampanyası alacak. Cumhurbaşkanı’nın başlattığı kampanyada bugüne kadar 441 milyon dolar bozdurmuş. Dövizini bozdurmak niyetinde olanlar “dur bakalım ne olacak artacak mı, biraz daha artsın“ diye tekrar bekleyişe çoktan geçti bile. Kısacası dövizde en büyük silah olan psikolojik savaş kaybedildi.
Halkımız bu konuda çok deneyimlidir. 1994 yılında dönemin başbakanı “dolar artmaz, TL’ye geçin” demiş, bu karşılık dolar iki kat değer kazanmıştı. Bunun bedelini de seçimlerde o Başbakana ödetmişlerdi.

İşi ilginç tarafı bu savaşı yapacak olan Merkez Bankası’nın alışılmışın dışındaki izlediği pasif döviz politikası. Geçmişte piyasalara döviz satarak kurları tutan, değişik yöntemlerle bankaları baskı altına alan Merkez Bankası son altı ayda piyasaları oluruna bırakmış gibi. Belki de banka eskiden olduğu gibi döviz rezervlerini eritmek istemiyor, geleceğin belirsizliğine saklıyor gibi. Çünkü ABD’de faizin artması sonucu yurtdışı borçlanmanın maliyetinin yükselmesiyle ucuz kredi bulmak artık zorlaştı.
Ama “hem pastam dursun hem karnım doysun” demekle olmuyor bu işler. Yani hem rezervlerim dursun ama bankalardaki, yastık altındaki dövizler bozulsun, kasama girsin. Bir yere kadar olabilir ama ya sonrası?

Tüm bu tabloyu tersine çevirmek zor olsa da bunun ilacı ülkenin döviz gelirlerini artırmak. Turizmciler havluyu attı zaten. Gelecek yıl da bir şey beklemiyorlar. Burada En büyük görev ihracatçılara düşüyor. Yılladır “TL pahalı, ihracat yapamıyoruz doların değeri düşsün” çığırtkanlığını ve lobiciliğini yapan bu kesimin 3.5 sınırı ve ötesindeki performansını herkes bekliyor. En büyük mazeretleri ortadan kalktı.

Terörle mücadelede milli seferberlik ilan eden Cumhurbaşkanın esasında ekonomideki döviz terörüne karşı da savaş açması gerekir. Döviz bozdurmakla ekonomide paranın sadece cinsi değişiyor. Önemli olan ekonomiye girdi sağlamak. Sayın Erdoğan’ın “ey ihracatçılar” diye başlayan söylemlerini yakında duyarız.