Ana Sayfa Yazarlar HDP ‘nin barajı aşması Erdoğan’ı gizlenemez bir öfkeye ve düşmanlığa yöneltti

HDP ‘nin barajı aşması Erdoğan’ı gizlenemez bir öfkeye ve düşmanlığa yöneltti

55
PAYLAŞ

5 Haziran’daki ’nin Diyarbakır’daki meydan mitingine yönelik bombalı saldırının gölgesinde gerçekleşen Haziran Seçimi, kendisini “Türkiye Partisi” biçiminde tanımlayan ’nin utkusu ile sonuçlandı. Beklenen, bu sonucun, 30 yılı aşkın bir süredir örtük bir biçimde, zaman zaman sıcak çatışmalara konu olan “Kürt Sorunu”nun, sonlandırılmasında bir fırsata dönüştürülmesi idi. Ancak buna izin ve olanak verilmedi. 20 Temmuz’da, Suruç’ta, Kobani Kantonunu yeniden yapılandırmaya katkıda bulunmak amacı ile yola çıkan 32 sosyalist gencin katledilmesi sonrasında başlayan terör ve terörü önlemeye yönelik olarak güvenlik güçlerinin önlemleri, Doğu ve G.Doğu Anadolu’yu yeniden sıcak çatışmaların alanına dönüştürdü. ile Hükümet arasında, başta İncirlik olmak üzere bazı üslerin, ve müttefiklerinin kullanımına açılmasını fırsat bilen yerli savaş ve siyaset baronları, şimdilik Öcalan’ı “benim teröristim iyidir” diyerek övgülere boğarken, önderi olduğu ve 2008’den bu yana onlarca görüşme ve mutabakatta “taraf” olan ve Kandil’i ortadan kaldırılması gereken düşman olarak ilan ederek, topyekûn savaş açmıştır.
1999’da Türkiye’ye paketlenerek gönderilen Öcalan, özellikle 2002 ve sonraki seçimlerde, milliyetçi-muhafazakâr gömleği giyen siyaset bezirgânlarının malzemesi kılınmıştır. Milliyetçi-muhafazakârlıkta yarış içine giren partiler, “asmadın-sen as” kavgasında birbirlerine yağlı urgan fırlatırken, bu kez de, Kürt siyasal harekete karşı “Öcalan olsaydı sizi önüne katıp kovalardı” biçiminde kullanır oldu.
Önceki yazılarımda, 7 Haziran seçimi sonrası doğan umutların, neden ve kimler eliyle karabasana dönüştürüldüğünü açıklamaya çalışmıştım. Umudun yeşerticisi, AKP’yi, on üç yıllık tek başına iktidar tahtından indiren HDP’nin, parti olarak katıldığı ilk seçimde barajı aşarak, 80 milletvekili ile TBMM’ne giren HDP olmuştur. HDP’nin bu başarısı, öteki muhalefet partilerinin de, seçim sürecinde ortak ereği olan “seni başkan seçtirmeyeceğiz” in ötesinde sonuç doğurmuştur. Bu sonuç, ortak hükümet kuruluşunu dayatmasıdır.
Bu sonuçlar, başkan olmayı ve parlamenter sistemi başkanlık sistemine dönüştürmeyi amaçlayan Erdoğan’ı, gizlenemez bir öfkeye ve düşmanlığa yöneltti. 2008 Eylül’ünde PKK ile MİT arasında gerçekleşen “Oslo Görüşmeleri ve Mutabakatı” ile başlayan “çözüm sürecini” ve görüş birliğine konu olan “Dolmabahçe Mutabakatı”nı elinin tersi ile iterken, sözcülüğünü yaptığı Kürt Sorunu da “ “yok” olarak ilan etti. Zaman zaman adlandırılması değiştirilen “çözüm sürecinin” de, Parti elinde, tıpkı demokrasiyi yaşam biçimi olarak içselleştirme, kural ve kurumlaştırma yerine, amaca varıncaya kadar binilecek ve durağa binince terkedilecek tramvay olarak algılandığının kanıtını oluşturmaktadır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam