Hayat ağacı !

0
85

Türkiye Barolar Birliği ” HAYAT AĞACI PROJESİ” ile gençlerimiz arasında yaygınlaşan bonzai ve uyuşturucu kullanımına dikkatleri çekmek ve bu alanda aydınlatıcı proğramlar, tiyatro oyunları ve konferanslarla halkımıza yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

Çok anlamlı ve yerinde bir projedir. Kaybolmak üzere olan hayatlara hayat vermek ve bir ağaç gibi yeşerterek geliştirmek hedefine bu güzel projelerle varılabilir. Genç ve yaşlı tüm halkımız buna gönülden destek vermeli ve uygulamaya geçilmelidir.

Uygur ve Altay Türkleri arasında ağaçlara inanma geleneği de bulunmaktadır. hasta tedavisi yapan şamanın elinde elma ağacından bir sopa bulunmakta, elma kötü ruhlu olmayan sihirli bir ağaç sayılmakta. Kötü ruhları kovmak için elma ağacı ve elma kurusunu kullanarak tütsü yapılmaktadır. Uygurlar yaşlı, yalnız ağaçları kesmezler ve yanlarından at yada eşekle geçerken, hayvan üzerinden inerek ağaca olan saygılarını gösterirler. Kaşgarlı Mahmud’un diktiğine inanılan Kaşkar Opal’daki ” Hay-hay Terek Ağacı” bin yıllık bir tarihe sahip bulunmaktadır. Halk yüzyıllardır bu ağacı ziyaret ederek hürmet göstermekte. Uygurlar arasında dut ağacı dikmek hayırlı-uğurlu bir iş sayılmakta ve her aile bahçesinde veya her mahalle de birçok dut ağacı bulunmakta. ( Uygur Folkloru- Abdulkerim Rahman-KB yayını. sayfa :142-1996)
Estonya’nın Ankara Büyükelçisi Volmer, Estonya Cumhuriyeti’nin 90. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Ankara’nın -Hasanoğlan beldesi’nde düzenlediği “hatıra ormanı kurma ” ağaçlandırma çalışmasında şunları söylemiş:

“Eski zamanlarda Estonya’da ağaçlar bir tapınma aracı olarak kullanılırdı.Hristiyanlığın kabülünden yüz yıllar sonra bile halâ bir çok Estonyalı ‘ HİİS’ adı verilen ritüellerini, küçük ormanlara giderek gerçekleştirirdi.Estonyalı köylüler, bir ağacı kesmeden önce mutlaka ondan ÖZÜR dilerlerdi.”
Bin yıl önce Karahanlı hükümdarına, en değerli yol gösterici blgileri sunarak “Has Hacip” baş danışman unvanını alan Balasagun’lu Yusuf, Kutadgu Bilig -mutluluk Bilgisi adlı eserinde şunları yazmış :
“Ey Hükümdar !

Tanrı her işinde sana yardım etsin. Bu yalan ve boş dünya, eski bir âlemdir; nice beyleri kocattı, kendi kocamaz…
Bak senden önceki beyler nerede, kudret ve ihtişamları nerede ? Onların nereye gittiğini iyi düşün,senin de oraya gitmen yakındır…”
Çin,Bizans ve Orta Asya Türk Dünyası yazılı ve sözlü kültür kaynaklarında, pek çok konu yanında dağlara ve ağaçlara ibadet ve şamanlık konusunda ayrıntılı bilgiler yer almıştır.

Bu bilgileri ,Çin’den Arnavutluk’a uzanan ve yerkürenin tarihe damgasını vurmuş, en eski ve en önemli karayolu olan “İPEK YOLU” üzerinde uzun yıllar yaptığım araştırmalarımı “TARİHİ İPEK YOLU ” kitabımda harmanladım.

“Sanki balı yağa katarak ” sözünü söyleyen Yunus Emre, “Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız” diye seslenen Hünkâr Hacı Bektaş Veli, “Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol” diyen Hz.Mevlânâ ve uzak diyarlardan ülkemize gelerek savaşa katılan ve hayatlarını kaybedenler için ;” Onlar bu toprakta, canlarınıı verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır” diyen,ulustan Çankaya’ya gidiş- gelişlerinde sıhhıye bölgesinde, aracı yavaşlatarak yalnız başına duran iğde ağacını duyumsayarak izleyen, Yalova’da adına yapılan konuk evi temeline raslayan asırlık çınarı kestirmeyerek inşaatın altına konulan raylarla binayı ağaçtan uzaklaştırma emrini veren, bataklıklarda Atatürk Orman Çiftliğini kuran ,Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, hepimize ışık tutmaktadır.
Sevgi ile güneşten nur alan göz, kin ile kararır, aklın yolunu intikam bulutları kaplarsa yolun sonu uçurum olur. Her zaman olduğu gibi bunun faturası halka çıkar.Bıçak kemiğe dayanırsa halkın yaratacağı sosyal dalgalanma kaçınılmaz olur. Çevre ve ülke duyarlılığı bilinci bayraklaşır.
Ağaçlardan, çiçeklerden ve meyvelerden alınacak çok dersler var. Öfkelenenler bu konularda biraz kitap okumalı, ders çıkarmalı ve değerli şair Memhet Emin Yurdakul’un SAKIN KESME şiirini okumalıdır.

“Ey hemşeri, sakın kesme ! yaş ağaca balta vuran el onmaz…”
Hemşerisi Nasrettin Hoca’ya , Neyzen’e, Tuzsuz Deli Bekir’e, İncili Çavuş’a, Bekri Nustafa’ya şiirlerle mektuplar yazarak ülke sorunlarını dile getiren şair- avukat Şevki Akar bir dörtlüğünde şöyle demekte ve herkese ders vermektedir:
“Bağı diken amcazadem, üzüm deren halam kızı,/Mey sunan o servi boylu, küçük dayımın baldızı,
Meyhaneciyi derseniz : Din kardeşim olur benim,/Hepimiz bir aileyiz ayırmayın bizden bizi…”