Ana Sayfa Yazarlar “Hatvan ve Eğri Katliamları’nın Düşündürdükleri”

“Hatvan ve Eğri Katliamları’nın Düşündürdükleri”

92
PAYLAŞ

Osmanlı Sultanı III. Mehmed, 1596 yılında Yeniçerilerin de baskısı sonucu Haçova Seferi’ne çıkmak zorunda kalmıştı.
Osmanlı ordusu bir kaleyi kuşattığında usul gereği önce teslim teklif ederdi. Teslim teklifini eden düşmanlardan bazılarının bando çalarak tören adımlarıyla kaleden çıktıkları da olurdu.
1596 yılında Eğri Kalesi kuşatıldığında da teslim teklifi yapıldı, ancak bu teklif reddedildi. Ateş başladı. Kısa süre sonra muhafızlar “içkale”ye çekildiler ve teslim teklifini kabul ettiler.
Osmanlı askeri burada hiç yapmadığı bir şeyi yaptı. Bu teslim olan askerlerden 4 bin 500’ünü öldürdü.
Çünkü kısa bir süre önce Hatvan Kalesi’ni ele geçiren Avusturya ordusu burada bulunan 5 bin Osmanlı askerinin derilerini yüzerek işkence ile öldürmüşlerdi.
Osmanlı tarihçisi Merhum İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Eğri olayını anlatırken: “Muhafızlardan 4.500’ü Hatvan’da Osmanlı muhafızlarına yaptıklarının AYNI CEZAYA UĞRADILAR” diyor. (Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, III, 75).
Silah arkadaşlarının diri diri derilerinin yüzülmesine son derece üzülmüş olan bu askerleri durdurmaya, hiçbir komutan güç yetiremedi veya güç yetirmek istemedi.
Padişahın bizzat vermiş olduğu “amannâme”nin komutan ve ileri gelenlerden oluşan ilk kafileyi kapsadığı, diğerlerini kapsamadığı şeklinde zoraki bir yorum yapılarak katliam şeklindeki bu kısas yapıldı.
Naima bile bu olayı “Katliâm-ı Küffâr-ı Eğri” şeklinde çok açık bir dille aktarmaktadır (Naima, I, 151).
Asker bazen bu şekilde hissi davranışlar yapabilir, bu psikolojiyi de anlamak gerekir. “Onlar bize neler yaptılar” mantığıdır bu. Psikolojide ve harp tarihinde yeri vardır.
Günümüz insanı 4 bin 500 kişinin teslim olduktan sonra öldürülmesini “canavarca” bulabilirler. Hatvan’da yapılanları bilmeden sadece Eğri Kalesi Katliamı tek başına ele almak, Osmanlı askerine haksızlık olur. “Onlar yaptılar ama bizim askerimiz yapmamalıydı” demek aşırı duygusallık olur. Asker gereğini yapar.
Tarihi olayları kendi zaman ve mekân çerçevesi içerisinde değerlendirmek gerekir. Tarihte genel kural budur.
Son günlerde bir terörist cesedinin zırhlı aracın arkasına bağlanarak sürüklenmiş olması medyada büyük yer buldu.
PKK yandaşları kadar hümanist değerler adına yazdıklarına inandığımız kişiler ve siyasiler bu tepkiye katıldı.
Bu olayın arkasında hükümete karşı yıpratma çabaları, paralel yapı arandı.
Buna karşılık bazı çevreler bunun bazı durumlarda uygulanan rutin bir güvenlik uygulaması olduğunu öne sürdü.
Teröristler ölen yandaşlarının cesedine bomba düzeneği bağlayarak kaçıyorlar ve güvenlik birimleri cesedi adli tıbba götürmek istediklerinde bomba düzeneğini patlatarak güvenlik elemanlarının ölümüne sebep oluyorlarmış.
Bu yüzden de güvenlik elemanları uzaktan kanca atarak cesedi sürüklüyor ve bomba varsa güvenli şekilde patlamasını sağlıyorlarmış.
Bu son olayda bu şekilde rutin bir güvenlik uygulaması mı yapıldı, yoksa öfkesine yenilen bir güvenlik görevlisi yetkisini mi aştı, bunu tam olarak bilemiyoruz.
Çatışma psikolojisi içerisinde bir güvenlik görevlisinin kendisine hâkim olamayarak böyle bir şey yapması da psikologlar tarafından değerlendirilmesi gereken tipik bir olay olacaktır.
22 Temmuzdan bu yana binden fazla terörist etkisiz hale getirilmiş, bunlara yapılmayan bu hareket niçin bu teröriste uygulanmış?
Bütün bu sorular görevlendirilen iki müfettişin araştırmaları sonucu cevaplandırılacak.
Ancak her hal ü kârda, 14 askerimizin bile bile parçalanarak öldürülmesinde sesi çıkmayanların, bir terörist cesedine yapılan yanlış bir hareket karşısında bu kadar büyük tepki göstermeleri de “orantısız” bir tepki olarak dikkat çekmektedir.
Gümrük binasına göreve giden 13 polisin parçalanarak öldürülmesi daha mı az haber değeri taşımaktaydı? Daha mı az vicdan sızlatmaktaydı?
Eflak Voyvodası Kazıklı Voyvoda’nın yapmış olduğu işkenceli ziyafetleri tarih kitaplarından bilmekteyiz.
Ancak bu şekilde sadistçe yapılmış olan cinayetlerin Türk Tarihi’nde karşılığı yoktur.
Türk askeri gerektiğinde Çanakkale’de gördüğümüz gibi yaralı düşman askerini kucağına alarak çatışma bölgesinden uzaklaştırmıştır.
Düşmanın cesedini de, bayrağını da çiğnememiştir. Türk’e yakışan da budur.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikGÖLBAŞI 3 PUANA HASRET
Sonraki İçerik88 yaşında tarlasını atla sürüyor
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.