Ana Sayfa Yazarlar Halkın Örgütlenmesi

Halkın Örgütlenmesi

218
PAYLAŞ

Anadolu insanı ateşten bir çemberden geçmekte. Bu ateşten çemberi kim veya kimler tezgahlanmış olursa olsun sonuç değişmiyor: Anadolu insanı zorlu bir sınav vermektedir.

Bu sınav sırasında “biz zaten demiştik” diyerek sorumluluğu başkalarının üzerine atmaya çalışabiliriz. Bugünkü tablonun suçlularını bulma çabasına girişebiliriz. Zamanı geldiğinde elbette bunlar da yapılacaktır. Ama bugün için yapılması gereken bunlar değildir.
Milli sınırlarımız içinde güvenlik kuvvetlerimiz her gün şehitler veriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Anadolu insanının dikkati yurt içine çekilmek isteniliyor. Esas cephe ise Kuzey Suriye. Amaç burada yeni bir Kandil yaratmak. Iraktan Lazkiye’ye kadar ulaşan bir koridor oluşturarak Türkiye’nin Ortadoğu ile coğrafî irtibatını kesmek. Tıpkı Azerbaycan ile Türkiye’nin irtibatlarını kestikleri gibi.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti tavrını çok açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Türkiye içerisinde “öz yönetim” kandırmacası ile “otonomi”, “özerklik”, “kanton”, “kurtarılmış bölgeler” oluşturulmasına izin vermeyecektir.
Aynı şekilde Kuzey Suriye’de Fırat’ın batısına geçilerek Aynelarab (Kobani) ile Afrin arasındaki 90 km genişliğindeki alanın PYD/ PKK tarafından ele geçirilmesini kabul etmeyecek bunu her hal ü kârda, ne pahasına olursa olsun engelleyecektir. Bu Türkiye için Hatay’ı savunmak ile eş anlamlıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, tarihinin en büyük ve en ciddî sınavını vermektedir. Burada karşısındaki kuvvetlerin kim olduğu hiç önemli değildir. I. Dünya Savaşı’nda “7 düvele” karşı savaştık. Gerekirse yine savaşırız. Dış düşmanlarımızın kim olduğu, kaç tankı, kaç uçağı olduğu o kadar önemli değil. Önemli olan Türk Milleti’nin nasıl bir tehlike içerisinde olduğunu idrak ederek birlik ve beraberlik içerisinde olmasıdır.
17 Şubat 2016 Çarşamba günü PYD tarafından gerçekleştirilen “Ankara Saldırısı” açık bir savaş ilanıdır. Saldırıyı gerçekleştiren Kuzey Suriye’de bizi boğmak isteyen PYD ile Sur’da, Cizre’de, İdil’de askerimizi ve polisimizi hendeklerde şehit eden PKK’dır.
Türkiye Cumhuriyeti kararlı mücadelesinde hukuk yolundan ayrılmamak konusunda büyük bir kararlılık göstermektedir. Evrensel değerler açısından bu alkışlanacak bir davranıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bugüne kadar izlenen yol bu kadar hoşgörülü bir grafik çizmez: İzmir Suikastı girişiminde bir bomba bile patlamadan suikast girişimi önlendiği halde 5’i eski bakan olmak üzere 13 kişi idam edilmiştir. Menemen Olayı’nda bir Yahudi vatandaş olayın faili Derviş Mehmet’i alkışladığı için idam edilmiştir. 1937 Dersim İsyanı sırasında 13.807 kişi hayatını kayıp etmiştir. Bunlar Türkiye’nin gerçekleridir.
22 Temmuz 2015’den bu yana 300’e yakın asker, polis ve korucu şehit edilmiştir. Bugüne kadar bu kadar çok kayıp verdiğimiz bir ayaklanma, bir isyan yoktur. Alınacak tedbirler de yeni kayıpları önleyecek çapta olmalıdır. Ankara’da bomba yüklü araçla terör yaratan kişi veya kişiler değil onunla irtibatlı olan bütün kişiler ve örgütler bundan sorumludur. Sadece tetiği çeken değil, ona akıl veren, yol gösteren, teşvik edenler de aynı oranda dökülen kandan sorumludurlar. Teşvik ve tahrik edenler, onları güzellemeye, masum göstermeye çalışanlar hangi sıfatı, hangi unvanı taşırlarsa taşısınlar yaptıklarının hesabını kanun önünde vermelidirler. Gerekirse yeni kanunlar çıkarılmalı, devlet kendisini ve milletin geleceğini koruyacak tedbirleri bir an önce almalıdır.
Terör tehdidi altında bulunan sadece Türkler değil bütün Anadolu insanıdır. Kürt insanı kendisini hendeklere mahkûm etmeye çalışan teröre hep birlikte karşı çıkmalıdır. Teröre karşı hep birlikte mücadele etmeye mecburuz. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ve CHP eski lideri Deniz Baykal’ın son beyanları milletimiz için umut vericidir. Askerimizin ve polisimizin can siperâne gayretleri milletimizin birlik ve dayanışması için en güzel örnektir. Vatandaş olarak bizlere düşen görev bu çetin günlerde her türlü ayrılığı- gayrılığı bir kenara koyarak bu tehlikeden milletimizi ve devletimizi aydınlığa çıkarmaktır. Bunun “ama”sı; bunun “fakat”ı yoktur. Çünkü gideceğimiz başka vatanımız yoktur.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikKAÇ DEFA
Sonraki İçerikTerörizme karşı mücadeleyi engelleyen yayın yasakları
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.