Ana Sayfa Yazarlar Hafıza-i Beşer Nisyan ile malüldür!

Hafıza-i Beşer Nisyan ile malüldür!

154
PAYLAŞ

Büyük usta, rahmetli Hasan Pulur’un başlıktaki deyimini sıkça tekrar edişine tanık olan bir nesildenim. Bu eski deyimle Pulur, insanoğlunun unutkanlık gibi bir hastalıktan muzdarip (etkilenmiş) olduğunun altını çizmekteydi ve bu hastalığın milletimizde fazlasıyla bulunduğunu vurgulamaktaydı.
İzninizle, Almanya ile birlikte 1. Dünya Savaşı’na girip, kaybedenlere katılan Osmanlı İmparatorluğu’nca imzalanan Sevr Antlaşması konusuna gireceğim; zira imzalanmasından bu güne değin, bazı çevreler açısından geçerliliğini sözde hala korumaktadır. Bunun yerini alan Lozan Barış Antlaşması Cumhuriyetimiz ile Batılı güçler arasında daha sonra 24 Temmuz 1923 günü imzalanmış ise de Sevr’e özlem duyan çevreler hala karşımızdadır.
Sevr Antlaşması, Fransa’nın başkenti Paris’in bir kenar semti olan aynı addaki bir mahalledeki müzede 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanmıştır. Özü itibarıyla bir teslimiyet ve Osmanlı İmparatorluğunun, savaşın galipleri arasında nasıl paylaşılacağı ile geriye kalan Osmanlı Devleti’nin borçlarını nasıl ödeyeceğine dair bir Antlaşmadır.
Sözkonusu Antlaşma’nın 62’den 64’e kadarki maddeleri, daha sonra özerklik istemesi mümkün olan bir Kürt bölgesinin kurulmasına imkân verirken, 88’den 93’e kadarki maddeleri de Ermenistan’a hangi vilayetlerin verileceğini karara bağlamıştır.
Dedim ya, 1923 Lozan Barış Antlaşması ile tarihin çöp sepetine atılan Sevr Antlaşması hem Kürt hem de Ermeni çevrelerince canlı tutulmaya çalışılmış, bu gayrete Batılı devletlerce de katkıda bulunulmuştur.
Kürt ve Ermeni çevrelerince, Sevr’e bağlı olarak kendi ‘büyük’ devletlerinin tanımı ayrı ayrı yapılmış olmakla birlikte, Batılı ülkelerin kendi politikaları çerçevesinde Sevr Antlaşması’nın kapsamı da zaman içinde çiğnenmiş ve bu toplumlar ayrı ayrı kışkırtılmıştır. Bu kışkırtmanın bugün dahi devam ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Zaman içinde, gerek Ermenilerin, gerek Kürtlerin, kendileri açısından geçerli sınırlarına ilişkin iddiaları öyle bir boyuta gelmiştir ki, bu sınırların artık üst üste çakıştıkları gözlenmektedir. Bu gerçeğe, internette dolaşan haritalardan varmak mümkündür.
Bir zamanlar görev yaptığım Almanya’da bir Kürt derneğinin davetlisi olarak gittiğimde; Türkiye haritasının üzerine, ‘Büyük Kürdistan’ ve ‘Büyük Ermenistan’ sınırlarını gösteren aynı ölçekteki şeffaf asetata yerleştirilmiş haritaları çakıştırdığım ve bunların esasen neredeyse birebir aynı olduklarını ispat ettiğim zaman topluluktan aldığım hayret ifadelerini net olarak hatırlıyorum.
Kürt ve Ermeni toplulukları, neredeyse bir yüzyıldır üzerinde oynanan oyunların farkında değildir. Ne yazık ki hükümet de bu oyunun farkına varamamıştır.
’nin son günlerde artık açıkça dile getirdiği ‘özerk yönetim’ anlayışının altında da bu kandırmaca yatmaktadır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam