Güney Kore’yi geçmek mi, nasıl yani?

0
284

Bugünlerde yeni bir moda başladı. Herhangi bir ekonomik veride biraz iyileşme biraz olumlu gelişme olsa hemen başka ülkelerle kıyaslamaya gidiliyor, “vay şu ülkeyi geçtik, Avrupa birincisi, dünya ikincisi olduk “ gibi zorlama kıyaslamalar yapılıyor.

En son kıyaslamayı Başbakan Yıldırım “ hazine garantili kredi verme” konusunda yaptı. Yıldırım, bu konuda “dünyaya örnek olduk, Güney Kore’yi geçtik” dedi. Kredi vermede neden G. Kore karşılaştırması bilmeyiz ama biraz geçmişe bakalım.

1980’lı yıllarda Türkiye ekonomisi çok büyük değişimden geçiyordu. Değişimin temelinde dışa yani dünyaya açılmak, küresel ekonomi ile bütünleşmek vardı. Yabancı sermayeyi çekmek, İhracat ve turizmi geliştirmek bu değişimin temel ayaklarını oluşturuyordu.
O yıllarda Türkiye’nin bir rakibi vardı; Güney Kore. Esasında rakip değil de kıyaslama kriteri olarak G. Kore ele alınırdı. Askeri darbeler, siyasi yönetim, ekonomik arayışlar gibi konulardaki benzerliklerle, sabah akşam G. Kore-Türkiye karşılaştırmaları yapılırdı. Onlarcasına tanık olduğumuz Türkiye’de ve uluslararası toplantılarda söz dolaşır, “devlet destekli mi yoksa özel sektör öncülüğünde kalkınma modeli mi?”diye illaki bir G. Kore/Türkiye tartışmasına gelirdi. “Gelişen, gelişmekte olan, yükselen, parlayan, büyüyen, sıçrayan ülkeler” gibi listelerde G. Kore ve Türkiye konuşulup durulurdu.

Aradan yıllar geçti. Her iki ülke ekonomik ve siyasi tercihlerini yaptı ve bugünlere gelindi.
Bugün G. Kore, aldı başını gitti. Siyasi kargaşalar, yolsuzluklar süregeldi, devlet başkanları, başbakanlar rüşvetten, yolsuzluktan hapse atıldılar ama G. Koreliler yaratıkları bazı markalarla dünya genelinde söz sahibi oldular. En önde gelen iki cep telefonu markasından birini ürettiler, elektronik ve beyaz eşyadaki markalarla devlerinin piyasalarından büyük pay kaptılar, otomobilde sadece iki marka ile Avrupa ve ABD pazarlarını altüst ettiler, Türkiye’de otomobil fabrikası açtılar.
Geçen sürede biz ise, fason, taşeron, montaj üretimleri tercih ettik, herhangi bir sektörde tümüyle bize ait, yüzde yüz yerli yapım, bir çırpıda akla gelen bir dünya markası ürün yaratamadık, G. Kore’de bir fabrika kuramadık. Yerli otomobil nasıl üretiriz diye sağa sola bakıyoruz.

G. Kore olimpiyatlara, dünya futbol şampiyonluklarına ev sahipliği yaptı. Biz, 2030’dan sonra bize sıra gelir mi diye umutsuzca bekliyoruz.
Bugün Türkiye’de herhangi bir evde, sokakta bir G. Kore malına rastlayabiliriz. Peki, bizim “made in Turkey” etiketli bir malımız ürünümüz G. Kore’de yaygın mı?
Şimdi, kredi verme konusunda “G. Kore’yi geçtik” demek ne kadar anlam taşıyor bilemiyoruz. Onlar da kredi vermişler ama nerelere gelmişler esas buna bakalım. Oturup G. Kore bu işi nasıl başardı bunu sorgulayalım yoksa bu tür kıyaslamalara girersek mahcup oluruz.
Bu arada enflasyonda “belini kırdık, inişe geçtik, tek haneye düştü, düşüyor” klişelerine de son verelim. Gelecek aylar değil yıllarda daha yüksek oranları yaşamaya şimdiden kendimizi hazırlayalım. Yüksek enflasyonla büyümeye devam denilecekse, hoş geldin 1980’lı yıllar. Kıyaslamak için başka bir ülke buluruz artık.

Paylaş
Önceki İçerikPatlama noktasına geldik galiba!
Sonraki İçerikAdalet! 
İsmet Hazardağlı

1984 yılında çalışmaya başladığı gazetecilik mesleğinde, çeşitli haber ajansları, dergiler, gazeteler ve televizyon kanallarında muhabir ve üst düzey yönetici olarak görev yaptı. Sonsöz’de ekonomi yazıları ile sizlerle!