Ana Sayfa Güncel Haberler 80 Bin merdivenaltı gıda imalatçısı var, zehirleniyoruz!

80 Bin merdivenaltı gıda imalatçısı var, zehirleniyoruz!

-

80 Bin merdivenaltı gıda imalatçısı var. Göz göre göre zehirleniyoruz.

Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zeki Taydaş korkunç gerçeği, “80 bin kadar kaçak, kayıt dışı merdiven altı gıda imalathanesinin olduğu tahmin edilmektedir. Türkiye’ de üretilen gıdanın %50’sinin kayıt dışı olduğunu düşünecek olursak iç açıcı olmayan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söylemek isterim” diye ortaya koydu. Bu verilere göre göz göre göre zehirleniyoruz.

“Merdivenaltı gıda imalatçıların önlenmesi için ne gibi çalışmalar yapılıyor?” soruma, “Çok fazla bir çalışma yapıldığı söylenemez” diyen Başkan Taydaş, “Süt ve süt ürünleriyle, et ve et ürünlerinde ne yazık ki bu kayıt dışılık %75’lerin üzerine çıkmaktadır” şeklinde çok çarpıcı bir yanıt verdi.

Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zeki Taydaş ile söyleşimiz:

Kendinizi tanıtabilir misiniz?

Taydaş: TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı, 1968 Ankara doğumlu. 1990 Hacettepe Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü mezunuyum.

Organik gıda adı altında satılan ürünler gerçekten organik mi? Sertifikaları var mı?

Taydaş: Eğer “organik ürün sertifikası” varsa o ürün organiktir. Bir ürünün organik ürün sertifikası alabilmesi için bir dizi bürokratik işlemleri takiben, ürünün ekim yapılacağı alandan tutun da kullanılacak tohuma kadar, komşu toprak arazilerinin yapılarına, uzaklık-yakınlık mesafeleri ve toprak bileşimlerini ve varsa olası tarım ilacı ve bitki gelişim düzenleyicileri, kimyasal gübre vs. kalıntı ve miktar analizlerine kadar birçok gelişmiş laboratuar analizlerinin yapılmış olması gerekmektedir.

Yukarıda ifade edilen bu işlemlerin tümünün, uluslararası akreditasyona sahip bir firma ve onun temsilcisi tarafından yapılmış olması gerekir. Hepsinin ötesinde bu firmalar da dâhil olmak üzere Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından bu sürecin bütünüyle izlenip kontrol edilmesi gerekir. Tüketiciler olarak bu şartların gereği ve yeterince sağlanmış olmasına güvenmek isteriz. Vatandaş olarak bu konuda yapabilecek pek fazla bir şeyimiz yoktur. Sadece bu işin denetim ve kontrolünü yapması gereken kamu kurum ve kuruluşunun görevini eksiksiz olarak yerine getirmesini bekleriz. 

Öte yandan, her hangi bir pazar, market ya da satış tezgâhında etiketin üzerine “organik” yazılmasıyla bir ürün organik olmaz. Tüketicilerin bu konu ile ilgili olarak bilinçlendirilmeleri gerekir. En fazla aldatma ve aldanma bu şekilde olmaktadır. Basın ve yayın organları aracılığıyla bu konularla ilgili çok iyi örnek oluşturmayacak konu uzmanı olmayan kişiler tarafından kafa karışıklığına sebep olunduğu da bir gerçektir.

Tükettiğimiz gıdalarda ne gibi katkı maddeleri var nelere dikkat etmeliyiz?

Taydaş: Tükettiğimiz gıdalar endüstriyel ürünlerse, toplumda “katkı maddesi” olarak adlandırılan; bilinen üretim süreçlerinin gereği olan ve gıdaya ilave edilmesi sonucu kendisinin ya da yan ürünlerinin, doğrudan ya da dolaylı olarak o gıdanın bileşeni olması beklenen maddeler kullanılabilir.

İşlenmemiş gıdalar ile bebeklere ve küçük çocuklara yönelik üretilen gıdalarda gıda katkı maddelerinin kullanılması yasaktır. Bunun yanı sıra domuz kaynaklı gıda katkı maddelerinin; gıdalarda, gıda katkı maddelerinde, gıda enzimlerinde ve gıda aroma vericilerinde de kullanılmasına yasak getirilmiştir.

Bahsedilen endüstriyel ürünlerde kullanılan bu gıda katkı maddeleri Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO) , ABD Gıda ve İlaç Otoritesi (FDA) ve son yıllarda etkinliği giderek artan AB’ nin ilgili Gıda Güvenliği Kuruluşu (EFSA) tarafından sürekli olarak takip edilmekte gerekli uyarılarla düzenlemeler yapılmaktadır.

Önemli olan üretici firmaların ürünlerinde kullanması gereken katkı maddelerini uluslararası otoritenin ve Türk gıda Kodeksi’nin izin verdiği kadar kullanmalarıdır. Bu konu ile ilgili denetimleri yapacak olan ilgili kamu kuruluşu, fabrikadan satış tezgâhına kadar her süreci kesintisiz izleyip gerekli kontrolleri yapmakla da sorumludur.

Tüketiciye düşen, merdiven altı olarak tabir edilen kayıt dışı üretim süreçlerinden gelmiş adı sanı bilinmeyen, etiketsiz, etiketi olsa bile yeterince aydınlatıcı bilgi içermeyen ürünlerden uzak durması ve böyle bir durumla karşılaştığında da ilgili kuruma şikâyetini bildirmesidir.

Pazarlarda satılan ürünlerin organik olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?

Taydaş: Yukarıda ifade ettiğimiz gibi bir ürünün organik olduğu bakılarak anlaşılacak bir şey değildir. “Organik ürün” tanımlaması bir süreci ifade eder ve bunu da bir sertifika ile belgelendirir.

Sertifikasız bir ürün organik değildir. Sıklıkla ya da bu işin ticaretini yapan kişi, kurum ya da kuruluşlar böyle bir tanımlamanın arkasına sığınarak en masumane yaklaşımla doğal ya da ekolojik tarım ürünlerini “organik” aldatmacasıyla satmaya çalışmaktadırlar. Bu tuzağa da düşmemek gerekir.

Merdivenaltı gıda imalatçıları ne kadar yaygın?

Taydaş: Merdivenaltı gıda üreticileri tahmin edilenin ötesinde çok yaygındır. GTHB’ nın güncel verilerine göre 80 binin üzerinde büyük ya da küçük gıda imalathanesinin olduğu bilinmektedir. 80 bin kadar kaçak, kayıt dışı merdiven altı gıda imalathanesinin olduğu tahmin edilmektedir.

Türkiye’ de üretilen gıdanın %50’sinin kayıt dışı olduğunu düşünecek olursak iç açıcı olmayan bir durumla karşı karşıya olduğumuzu söylemek isterim. Bu durum sektörün kendi verileriyle de tespit edilmiştir. Süt ve süt ürünleriyle, et ve et ürünlerinde ne yazık ki bu kayıt dışılık %75’lerin üzerine çıkmaktadır.

Merdivenaltı gıda imalatçıların önlenmesi için ne gibi çalışmalar yapılıyor?

Taydaş: Çok fazla bir çalışma yapıldığı söylenemez. Normalinde gelişmiş, çağdaş, demokratik ve sosyal bir hukuk devletinde böyle bir şeye izin verilmez. Nüfusun 80 milyonu aştığı, ortalama gelirin 10 000 ABD dolarını aşamadığı gelişmekte olan bir ülkede 1603 TL asgari ücret ile geçim yapmak zorunda olan çok büyük bir kesimin olduğu bir ülkede kayıt dışılığa göz yumulduğu gibi acı bir gerçekle karşı karşıyayız. Böyle bir sosyo-ekonomik yapıya sahip bir ülkede bu kaçınılmaz bir sonuçtur.

TARLALAR BOŞALDI, TARIM DIŞI ARAZİ KULLANIMI ARTTI

Fabrikalarda çalışan sayısı 2001-2002’de 19 Bin iken, 2016-2017’de bu rakam 8 bine geriledi. Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Zeki Taydaş, “Kotalar ve dış kaynaklı tarım politikaları, şeker pancarı üreten çiftçimizi doğrudan etkilemiş ve 2003 yılında pancar eken çiftçi sayısı 460 bin iken 2016 yılında 105 bine gerilemiştir. 

Nişasta bazlı şeker hakkında neler düşünüyorsunuz? Tüketilmeli mi?

Kemal Zeki Taydaş: Son zamanlarda çok gündemde olan bir konu nişasta bazlı şeker yani NBŞ.

NBŞ ülkemizde konu olduğu şekliyle genellikle mısır nişastasından kimyasal ve enzimatik hidroliz metotlarıyla elde edilmiş indirgen bir şekerdir. Nihai üründe glukoz ve fruktoz oranları yüzde(%) olarak ayarlanabilen sıvı formdaki şekerlerdir.

NBŞ‘ler gıda ürünlerinin üretimi aşamasında teknolojik açıdan üstünlükler kazandırsa, lezzet ve tüketim kalitesini artırsa da gıda güvenliği ve sağlıklı beslenme anlamında bir takım olumsuz yönleri de bulunmaktadır.

Ülkemiz gençliğinin sağlığını korumak açısından öncelikle şeker tüketiminin azaltılması konusunda halkımızda bilinç oluşturulmalıdır. Bunun yanında pancardan üretilen şeker tokluk hissi yarattığından NBŞ’ ye göre bünyemize daha sınırlı alınmaktadır.

NBŞ tokluk hissi oluşturmaması ve oda sıcaklığında sıvı halde bulunabilme özelliği nedeniyle özellikle çocukların yaygın olarak tükettiği yiyeceklerde bulunuyor. Bunlar çikolata, bisküvi, gofret, tatlılar, gazoz, meyve suyu, ketçap gibi içinde şeker yazan katı ve sıvı tüm işlenmiş sanayi gıdalarının içinde yer alıyor. Almamız gerekenin çok üzerinde şeker vücudumuza girmektedir. 

Sağlık Bakanlığı, 12 Mart 2018 tarihinde NBŞ’ler ile ilgili bir basın duyurusu yayınlamıştır. Açıklamada özetle NBŞ’nin insülin direnci oluşturduğu söyleniyor. Kanda ürik asiti artırdığı, gut hastalığını tetikleyebildiği ve var olanı şiddetlendirdiği, karaciğerde yağlanma, bozulma ve siroza yol açtığı, beynin iştah açıcı bölümünü uyardığı, tokluk hissi oluşturmadığından daha çok yeme alışkanlığına yol açtığı, obeziteye neden olduğu, bununla birlikte pek çok kanser türüne, şeker hastalığına, kalp damar hastalıklarına yol açabileceği belirtilmiştir.

Benim söylemem gerekeni Sağlık Bakanlığı fazlasıyla söylemiştir, bundan ötesi yoktur.

Şeker fabrikalarının satışı hakkında ki görüşleriniz nelerdir? Şeker üretimini nasıl etkileyecek?

Taydaş: Türkşeker‘in web sayfasında yer alan verilere göre 2016-2017 kampanya döneminde; 67 bin 650 ekim yapan çiftçi ile 190 bin 568 hektar pancar ekim alanında, 1 milyon 404 bin ton şeker, 502 bin ton melas ve 3 milyon 77 bin 437 ton yaş küspe üretilmiştir. Şeker‘in %67‘si, melasın %64‘ü ve yaş küspenin %67‘si gündeme gelen bu 14 fabrikada üretilmektedir.

Görüldüğü üzere bu şeker fabrikalarında ülkemizin ihtiyacı olan şeker miktarının büyük bir bölümü üretilmektedir. Özelleştirilmesi düşünülen bu fabrikalar ülkemizin şeker gereksinimini karşılıyor. 

Öte yandan çiftçimizin geçimini sağlamakta, tarlalarda ve fabrikalarda çalışan, pancarından melasına, küspesinden şekerine varıncaya kadar nakliyesini sağlayan binlerce insanımıza iş imkânı yaratmaktadır.

Aynı zamanda hayvan yetiştiriciliğinin önemli bir girdisi olan melas ve küspe şeker fabrikalarının yan ürünleridir. Tüm bu nedenlerden dolayı diyebiliriz ki şeker pancarı stratejik bir üründür.

2001 yılında çıkarılan Şeker Kanunu çerçevesinde kurulan Şeker Kurumu şirketlere şeker üretim kotaları tahsis etti. Şirketler de ihtiyaçları çerçevesinde sözleşmeli üretimle çiftçilere taahhütleri karşılığında üretim yaptırmıştır.

Kotalar ve dış kaynaklı tarım politikaları, şeker pancarı üreten çiftçimizi doğrudan etkilemiş ve 2003 yılında pancar eken çiftçi sayısı 460 bin iken 2016 yılında 105 bine gerilemiştir.

Tarlalar boşalmış ve tarım dışı amaçlı arazi kullanımları artmıştır. 2001/2002 yılları döneminde fabrikalarda istihdam edilen memur ve işçi sayısı yaklaşık 19 bindi. Bu rakam 2016/2017 yıllarında 8 bin kişiye gerileyerek yaklaşık %60 azalmıştır.

Türkşeker fabrikaları birer birer ya da gruplar halinde satıldığında kar eden yaklaşık 10 tanesi satılacak diğerleri zarar yükleri nedeniyle ve satılamadıkları için kapatılacaktır. Bu durum mevcut fabrikaların şeker ihtiyacımızı karşılayamaması, doğan boşluğu nişasta bazlı şekerlerin dolduracağı anlamına gelmektedir.

Şeker Kanunu kapsamında NBŞ üretim kotası şeker üretimimizin %10’u oranında belirlenmiş ve Bakanlar Kurulu’na bu miktarı %50 artırma ve azaltma yetkisi verilmiştir. Bakanlar kurulu bu yetkisini, ülkemizin şekere ihtiyacı olup olmadığına bakmadan sürekli olarak NBŞ kotasını artırmadan yana kullanmıştır.

Şeker fabrikalarımızın özelleştirilmesinin gündeme geldiği ve şiddetle tartışıldığı bir dönemde Şeker Kanunu’ndaki %10’luk kota TBMM’de verilen bir önerge ile %5’e çekildi.

Bu sevindirici gibi gözükmekle birlikte ülkemizde özellikle büyük firmaların NBŞ ithal etmeleri nedeniyle yeni belirlenen %5’lik kota halkımızın sağlığının korunması yönünde pek bir şey ifade etmeyecektir.

Mehmet Akgün
Mehmet Akgünhttps://sonsoz.com.tr
2016 yılında Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun olup, Sonsöz Gazetesi'nde 2017 Mart ayından beri aktif gazetecilik yapmakta...

Bu Haberler Kaçmaz!

Mevsim geçişleri bulaşıcı hastalıkları artırıyor

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, mevsim geçişlerinde zayıflayan bağışıklık sisteminin bulaşıcı hastalıkları da beraberinde getirdiğini söyledi. Kılıç, “Bulaşıcı...