Aklınızı Giethoorn’da bırakabilirsiniz. Amsterdam’dan kolaylıkla ulaşılabilecek Giethoorn tam bir masal kasabası. Döndükten sonra bile gördüğünüz manzaralar aklınızda bir yerlerde, huzurlu duygusu ise içinizde dolaşıp duruyor.

Kusursuz Giethoorn’a karakteristik bir hava veren ve burayı masalsı yapan özellik kanallar, minik köprüler ve çiftlik evleri.

Dünyanın pek çok şehrine Venedik’le benzerliği varsa ‘Kuzeyin Venediği’ gibi isimler takılması adetten olsa gerek. Giethoorn da kanalları ve Venedik gibi nefes kesici güzelliği ile ‘Yeşil Venedik’ olarak anılıyor.

UNESCO Dünya Mirası

Aklınızı Giethoorn 'a bırakabilirsiniz
Aklınızı Giethoorn ‘a bırakabilirsiniz

Hollanda’nın kuzeyinde yer alan Overijssel eyaletinin De Wieden ve De Weerribben adındaki doğa reservlerinin ortasında yer alan Giethoorn ‘Unesco Dünya Mirası’ listesinde.

Gerçek olamayacak kadar güzel kasabanın nefis evlerinin arasında tekne ile gezerken bazı evlere sadece kanallardan ulaşılabildiğini ve postacının bile mektupları tekne ile evlere yanaşarak dağıttığını görüyorsunuz. Ah ne romantizm!

90 km. uzunluğundaki kanallar arasında kano ve teknelerle dolaşmak ne kadar keyifli olsa da kanal boyunca yürüyüş yollarını kullanmak ya da bisiklete binerek gezmek beğendiğiniz köşelerde ve köprülerde daha fazla zaman geçirme şansına olanak sağlıyor.

Amsterdam merkez tren istasyonu olan Amsterdam Centraal’den iki veya üç tren değiştirerek (tren saatlerine göre ulaşımınızdaki tren sayısı değişebiliyor) Giethoorn’a vardığınızda acıkmış oluyorsunuz.

ULAŞIM

Aklınızı Giethoorn 'a bırakabilirsiniz
Aklınızı Giethoorn ‘a bırakabilirsiniz

İki veya üç defa tren değiştiriyor olmak gözünüzü korkutmasın; zira istasyonların araları çok uzun değil ve bilet satıştaki görevli gayet net bir şekilde yol haritanızı çıkarıp hangi saatlerde gidip dönmek istediğinize göre tren saatlerinin, değiştireceğiniz istasyon ve peronların bilgisini biletinizle beraber veriyor.

Seyahat planındaki son tren istasyonu olan Steenwijk’e 1,5 saat gibi bir süre sonra vardığımızda kasabanın düzeni ve güzelliğinden dolayı Giethoorn’a geldiğimizi düşünüyoruz. Ancak istasyonun çıkışında yer alan bilet gişesinden anlıyoruz ki Giethoorn yakın ancak henüz yürünecek kadar değil.

Gidiş-dönüş ring seferi yapan otobüs biletimizi alıyoruz. Bir diğer alternatif ise bisiklet kiralamak. Otobüs nefis bir köyün de içinden de geçerek 10 dakika gibi bir sürede öğle saatlerinin ve güneşli pazar gününün etkisiyle canlanan Giethoorn’un hareketli denebilecek bir noktasında bırakıyor.

ACIKTINIZ MI?

Aklınızı Giethoorn 'a bırakabilirsiniz
Aklınızı Giethoorn ‘a bırakabilirsiniz

Vardığımızda acıkmış olduğumuzdan kanal boyunca sıralanan onlarca restoran göz kırpıyor. Restoranlara hızlıca bir göz atıp birinde karar veriyoruz. Bizi bekleyen müthiş manzaraların heyecanına keyif karıştırarak mayıs güneşinin ve öğle yemeğinin tadını çıkarıyoruz.

Yemekten sonra bir saatlik kanal turu bizi bekliyor. Saat başı kalkan 40 kişilik teknelerle kanal turu yapmak ya da hangi kanaldan dönüş yapacağınızı kaçırmayacağınıza güveniyorsanız kendi elektrikli botunuzu kiralayıp aynı turu yapmak olası. Mini kanal haritasında herşey net.

BOTLA GEZMEK

Aklınızı Giethoorn 'a bırakabilirsiniz
Aklınızı Giethoorn ‘a bırakabilirsiniz

Ancak botları kiralayan kişi fotoğraf çekmeye kaptırırsak dönmeniz gereken yerden dönmeyip uzaklaşabileceğimizi söyleyince kısa bir kendimizden emin olamama hali ve ‘ya manzaraya ve fotoğraf çekmeye kaptırıp dönmemiz gereken noktadan dönmez kaybolursak’ endişesi yaşıyoruz. Ve karar anı. ‘Tamam kendimizin kullanacağı bir bot istiyoruz!’

Binmeden önce her gördüğümüz tekne görevlisine önce sol kanal, sonra sağ kanal diye sanırım on (evet sayıyla 10) defa tarif ettiriyoruz. Bizim bu endişeli halimizi eminim anlayamadılar.

PANİK YOK

Gözümüzde büyütüp endişe edeceğimiz kadar bir şey yokmuş. Artık nasıl bir macera düşündüysek, sanırım her birimizin kafasında canlanan balonlarda ormanların içinde kaybolunan filmlerdeki ya da havanın karardığı ancak bot ile açılmış ve nereye gittiğimizi bilmiyor olduğumuzdan gittikçe paniklediğimiz görüntüler canlanmış olmalı.

Botumuz ile sakin kanallar arasında gezinirken dönmemiz gereken yeri kaçırıp zihnimizde canlandırdığımız gibi ormanın derinliklerinde kaybolmuyoruz ancak diğer gezinenlerin teknesine hafiçe çarpıyoruz.

Bu da lunapark’ta çarpışan arabalarla büyüyen bir çocukluk geçirmiş olan bizleri değil malum karşı teknedekileri korkutuyor.
Botumuzu teslim ettikten sonra doyamadığımız kanallara ve yürüyüş yoluna hızla geri dönüyoruz.

Hayran kaldığımız evlerin, bahçelerin önünde zaman su gibi akıp geçiyor. Kanal kenarında yer alan harika restoranlarda akşamüzeri içkisi yudumlamak tek isteğimiz ancak birden aklımıza zaman diye bir kavram olduğu geliyor.

Huzurun, doğanın, güzelliğinin tadını çıkarırken gerçeğe dönüyor ve panikle bir restorana girip indiğimiz istasyon olan Steenwijk’e Giethoorn’dan en son kaçta otobüs olduğunu soruyoruz.

Yarım saat sonra olduğunu öğrenince arkamızda bıraktığımız ve ayrılmak istemediğimiz güzelliklerden zorla ayrılmaya çalışılan çocuklara dönüşerek indiğimiz otobüs durağının karşı tarafında bizi tren istasyonuna götürecek olan otobüsü beklemeye başlıyoruz.

Yarım saat ve fazlası geçiyor 22’ de kararan hava saat henüz 18 civarı olduğundan hala aydınlık ama Avrupa‘dayız; kural basit. Herkesin tatil ve dinlenme hakkı var ve hemen herşey 17 veya 18’de kapanır ya da biter.

Otobüs gelmiyor. Biz de ‘ya tren de bitmiş olursa, geri döner burada kalırız ne güzel’ durumunu ciddiye almamaya çalışıyoruz; zira dönmek ve geceyi burada geçirmek konusu bizi çok mutlu eder. Ancak küçük bir sorun var; o da sabah Amsterdam’dan İstanbul’a uçacak olmamız:)

Tren istasyonuna vardığımızda gelecek olan bir trenin ve insanların varlığı sakin kasaba modundan uzaklaştırıyor.

Giethoorn o an ‘mecburen’ uzaklaşmak zorunda kaldığımız bir kasaba olsa da trene bindiğimiz andan itibaren özlediğimiz ve tekrar gitmek istediğimiz masal köyü imgesiyle hepimizin zihninde taptaze duruyor.

Giethoorn’da Neler Yapılır?

Tekne turuna katılmak, kendi elektrikli botunuzu kiralamak, bisiklete binmek, restoranlarda keyif çatmak ve sadece ördekleri, kanallarda salınan tekneleri izlemek için Giethoorn’dasınız. Yine de alışveriş ve müzesiz yapamam diyenler Giethoorn’un mini müzelerine ve sayısı birkaçı geçmeyen hediyelik eşya dükkanlarına buyursunlar.

Het Olde Maat Uus, tipik bir çiftlik evinde yüz sene önce günlük yaşamın nasıl olduğu ile ilgili sevimli bir müze.

Museum de Oude Aarde ise bölgede çıkarılan değerli taşların sergilendiği bir müze.

Klasik arabaları sevenleri burada bir sürpriz bekliyor. The Histomobil Müzesi son yüzyılda kullanılan çeşitli araba, motorsiklet ve at arabalarına ev sahipliği yapıyor.

Ne Zaman Gitmeli?

Temmuz ve ağustos aylarında müzik festivalleri ile kanallar ve civar kasabalar bir peri masalına dönüşüyor.
Her ne kadar bahar ve yaz ayları Giethoorn’un en keyifli ve hava açısından risksiz ayları olsa da bu unutulmaz kasaba kışın ayrı bir masalsı atmosfere sahip.

SEÇİL SAĞLAM’IN GÖZÜNDEN GIETHOORN – HOLLANDA