60’lı kültürel dolum yıllarımda Albert Camus, Nietzsche, Jean Paul Sartre’ın düşünsel yapılarını süzmeğe çalışır, kitaplarından yaşam yoluma fener tutacak çıkarımlar yapardım.

Cezayir doğumlu “absürdizm/saçmacılık” akımının önde gelen yazarlarından Fransız varoluşçu yazar Albert Camus’nun okulun futbol takımında kalecilik yapıyor olması da ayrıca kendime yakın hissetmeme neden oldu sanırım. Bizden biri, “başkaldırının” babası Camus bize satacaklarını özümsemek için yıllarca düşün dünyasında salınıp durmuş. İnsan “saçma” evrende nasıl tutum belirlemeli ?Bunu sorup durmuş. Başkaları düşünceleri arasından tuttuğu notları bellek bankasına aktarmış. Yabancı,
Veba, Sisifos Söyleni vb. baş eserleri bu harmanın sonucu oluşmuşlar. 1942-1951 yılları arası temalar birikimi ve imge depolama yaptığı edebiyat laboratuvarı niteliğinde ki DEFTERLER’ inin 2. cildi başucu kitabımdır. Bugün size hiç eskimeyen defterlerden kimi özlü alıntılar seçip, hafif deşip kafanızı karıştıracağım. Her biri üstüne hikaye olmasa en azından deneme yazdıracak nitelikte alıntıları bir kenarına karalayıvermiş usta.
Örneğin; “Cesaret eksikliği için her zaman bir felsefe vardır.” Ya da “Gerçekleştirilen her eylem bir köleliktir. Bir üst düzeydeki eyleme zorlar.” İş yapmaktansa mazeret üreten insanları silkelerken, başarının kölesi olanları da kurban olmakla yaftalamış.
HAYATA DAİR
“Hayat hiçbir şey değildir, itina ile yaşayınız.” Camus burada, hayatın bir anlamını aramanın boşuna bir uğraş olduğunu, sonunda hiçbir anlam bulamayacağımızı; fakat bunun hayatı en güzel şekilde yaşamamızın önünde bir engel oluşturmaması gerektiğini savunur. Sisifos Söyleni’de tüm bunlardan bahsederken Camus, fikirlerini Yabancı kitabındaki ana karakteri Mösyö Meursault’ta kişiliğe büründürür. Mösyö Meursault, hayatın bir anlamı bulunmadığının bilincindedir; fakat dilediği her şeyi yapmakta özgür hisseder kendini. Hayatını kendi biçimlendirir. Kelimenin tam anlamıyla “absürt” yaşamaktadır. Alber Camus kitapları Yabancı’da ve Veba’da bu temaları işlemiştir. Camus’nün en çok bilinen diğer çalışmaları “Başkaldıran İnsan”, “Düşüş” ve “Sürgün ve Krallık” adlı eserleridir.
Sadece Sisifos bile Camus büyüklüğünü gösteriri. Yunan Tanrıları tarafından taş yuvarlama cezasına çarptırılan mitolojik karakter Sisifos, taşı bir dağın zirvesine taşımakla cezalandırılmıştı ve taş hedefe her ulaştığında aşağı düşmekteydi. Albert Camus bu sembolü absürdizm ile bağdaşlaştırmıştır. Camus, bu imgeyle şu mesajı verdi: “Yaşamın anlamı, Sisifos’un taşımakla yükümlü olduğu taştır fakat bu taş tam hedefe vardığında kısır döngünün bir ögesi olarak geri yuvarlanır; hayatın anlamı yoktur, onu ararken boşuna uğraşmış olursunuz. Bu bakımdan yaşamın anlamını bulmaya çalışmayın, yaşamı yaşamaya çalışın. ”Defterlerinden aktarımlara dönelim; “Yanlış düşüncelere yönlendirilmiş olmasaydık ,bu dünyada hiçbir şey yapamayacaktık” diyen Fontenelle’ye hak vermiş olmalı ki altını çizmiş. Montesquieu’dan; yaptığı
”Büyük bir budalalığa değecek kimi budalalıklar vardır” alıntısı neredeyse tüm insan yaşamının döngüsünü özetler. ”Bütün büyük erdemlerin saçma bir yüzü vardır” notundan sonra “Cinsel yaşam insana belki de onu doğru yoldan saptırmak için sunulmuştur. Cinsel yaşam insanın afyonudur. Cinsel yaşam her şeyi uyuşturur. Onun dışında, her şey yeniden canlanır. Aynı zamanda da iffet bitirir, belki de gerçeklik budur.” notuyla yazıyı noktalayalım. Yetmiş yıllık, bu güne hala ışık tutan, Camus karamalarına tekrar döneceğim. Camus; “Kafka’nın tüm sanatı okuru yeniden okumaya bırakmaya dayanır” der. Umarım bu yazımı en az iki kere okursunuz.