“Spor yazarı” deniyor genel olarak spor müsabakalarını izleyen gazetecilere. “Spor muhabiri” kullanılmıyor. Hepsi yazar ama radyo ve televizyonlara çıkarlarsa “spor yorumcusu” oluyorlar.

Siyasi, ekonomik ya da diğer her konuyu izleyen gazetecilere ise “muhabir” deniyor.
Bir de yorum yapan gazeteciler var ki onlara da “köşe yazarı” adı veriliyor.
Neyse konumuza gelelim.
Bir müsabakayı yazmak gördüğünü anlatmaktır spor yazarları için ama maçında takımlarından hangi taktikle oynadıklarını yazmak için o spor branşında uzman olmak gerekir.

Aslında gazetecilikte uzmanlık çok önemlidir.
Futbol yorumcusu Rıdvan Dilmen’e getireceğim sözü ki Türkiye’nin 4 coğrafi bölgeden oluştuğunu söyleyerek derin bilgi sahibi olduğunu ortaya koymuştur.
NTV’de maçların devre arasında ve sonunda futbol yorumu yapar eski futbolcu ve teknik adam olarak.
Şimdi de siyasi yorumculuğa soyundu ve “evet” kampanyası başlattı.
Her Türk vatandaşı gibi hakkıdır ister “evet” der, ister “hayır” der kimse kimsenin fikrine de zikrine de karışamaz, karışmamalı.
Çarşı Grubu Dilmen’in futbolculuktaki lakabı “Şeytan”ı kullanarak, “Şeytan’a uyma, Hayır’da hayır vardır” diye esprili bir karşı kampanya başlattı.
Bakıyorum sosyal medyada Rıdvan Dilmen’e, Arda Turan’a, Burak Yılmaz’a ve Murat Boz’a hakaretler, küfürler yağıyor.
Yanlış yapılıyor.

Bence bunlar yapılan Anayasa değişikliği ile Türkiye’ye nasıl bir yeni geleceğinin farkında bile değiller.
“Padişahım çok yaşa” mantığı ile AKP’nin her yaptığını doğru zannedip destekleyen tipler.
MHP Genel Başkanı “Anayasa değişikliğini ’e getirin” diye çağrı yapınca bizim Orhan Uğuroğlu da spor terimi ile “asist yaptı, AKP’de golü attı” diye yazdı.
Bu dört arkadaşa ve onların nezdinde Türk Milletine AKP’nin şu icraatlarının hatırlatıyorum;
Çözüm süreci başlattı ama sonuçta PKK büyük güç kazandı ve neredeyse isyan başlatıyordu.
Fethullah Gülen terör örgütü ile kol kola yürüdü ki 15 Temmuz’da neredeyse FETÖ’nün darbesi başarılı oluyordu.
Suriye’de Esad ile birlikte yaparken birden ESED diktatör oldu ve Amerika ile devrilmeye çalışıldı ama iş Rusya ile Esad’la devam işbirliğine dönüştü.
“Rusya uçağını angajman gereği biz düşürdük” dedi dönemin Başbakan Ahmet Davutoğlu ama fatura FETÖ’ye kesildi ve Rusya’dan özür diledik.
İsrail ile Mavi Marmara krizi yaşadık özür etmemesine rağmen barış yaptık.
AB üyeliği için havai fişekler attık ama avucumuzu yaladık.

Suriyeli göçmenler için geri kabul anlaşması yaptık, 6 Milyar dolar alacak ve Schengen vizesiz Avrupa’yı gezecektik ama AB’den kazık yedik.
2010’da referanduma giderken “bağımsız, tarafsız yargı” için “evet” kampanyaları yapan AKP’ye onay verdik ama meğerse FETÖ’cü savcı ve hâkimlere onay vermişiz.
Ergenekon, Balyoz, Şike davalarının, “savcıları” oldular ama arkasından FETÖ çıkınca pişman oldular.
Bülent Arınç’a suikast yapılacak diye kıyamet koparıp Türk Silahlı Kuvvetlerinin beyni kozmik odaya hâkim soktular ama o da FETÖ’cü çıktı.
Daha çok örnek var da sayfayı doldurmadan sonuca bağlayayım.
Anayasa referandumunu kavgaya dönüştürmeden, küfürler, hakaretler yağdırmadan fikir mücadelesi olarak yapalım derim.