Geçen gün köşemde annemi yazmıştım. Ölümünün sene-i devriyesinde içime hüzün çökmüştü. Gece uyuyamadım. Sabaha karşı uyuduğum bir kaç saate rağmen, evde duramadım, kendimi dar attım sokağa.

Sürükleyerek çıkardığım oğlumu zorla kattım önüme, atladığım gibi arabaya, bulunduğum yerden uzaklara yön tuttum.
70 kilometre sonra Fransa sınırındaydım. Daha öğlen olmamıştı. Tabii sınır olmadığı için rahatça dolaşıp çıktık Fransa’dan ve hiç durmadan Heidelberg’e doğru yola çıktık.

20 yaşında bir genç kız iken rahmetli annem ve kardeşimle gezdiğim Heidelberg kalesine çıkardım oğlumu. Ona anlattım, anneannesinin buralara hayran kaldığını.
Ve oğlumla birlikte aynı yere yıllar sonra gelip fotoğraf çektirmek kaleyi gezmek benim için çok önemliydi. Beni anladığını sanıyorum sık sık sarılıp öpmesinden.
Yıllar sonra aynı yerde aynı pozları verdik birlikte. İşte o anlar hayat çok garipti benim için, o an gerçekten her şey garip geldi. Hayatın, bir su gibi akıp gittiğini fark ediverdim birden bire…

O gezide yanımızda olan teyzem ve annem bugün artık yoklar. Yok oldular diyemem ama bir gerçek var. İnsan akıp gidiyor, su misali…
Heidelberg dillere destan güzellikte bir şehir. Amerikalılar ikinci Dünya Savaşı’nda bu güzelliği yok etmemek için buraya uçaklardan bomba atmamışlar. Amerikalı turist sayısı neredeyse Japonlarda bile fazlaydı.

Bizim gibi İstanbul hasretiyle yananlar için ise oldukça uygun bir yer. Ortadan geçen geniş Ren nehrinin iki tarafı birbirinden güzel yeni ve eski, tarihi evlerle dolu. Şehrin içinde de kısa bir tur yaptıktan sonra oğluma sarıldım üç kuşak aynı yerlerde bulunmuş ve fotoğraf çektirmiş olduk.

İlginç bir gündü ve akşamı ettik. Eve hala gitmek istemiyordum. Simitleri ve Türk mahallesiyle meşhur Mannheim’a geçtim, zaten 18 kilometre uzaktaydı. Amacım oradan da Star TV inin ilk kurulduğu şehir olan Ludwigshafen’a geçmekti… Ludwigshafen ve Mannheim İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakası gibi konumlanmışlar.
Köprü geçtiniz mi Ludwigshafen’desiniz. Ama artık öyle geç olmuştu ki bu isteğimi daha sonraya bırakmak zorunda kaldım. Vatani için gece gündüz endişelenen kız arkadaşıma sürpriz yaptım ve aradım. Hemen bulunduğu yerin adresini attı buluştuk. Yine kendisi gibi yurtsever dostlarıyla sohbet ettik. Geç olduğu için bırakmadı sabaha karşı onda yattık.

Bu yüzden de köşe yazımı yazamadım. Öyle yorgunum ki sabah tekrar dönmeyi planladığım için bir an evvel uyumaya çalıştım. Arkadaşımın hazırladığı kahvaltıdan sonra hemen yola çıktık hiç durmadan 1 saatte eve geldik.
Benim Türk kardeşlerim konsolosluk kapılarında vize almaya çalışırken biz bir günde Avrupa’da kaç ülkeye girip çıkabiliyoruz, sinemaya girip çıkar gibi.
Düşündüm ki şu sınırlar hiç olmazsa insanoğlu mutlu olurdu.
Ama her yerde sınırlar iyi korunabilir miydi işte onu bilemiyorum.

PAYLAŞ
Önceki İçerikOğuz’dan AK Partili Miroğlu’na tepki
Sonraki İçerikGüvenpark’a cami Gökçek’i kurtarmaz
Rana Elik
Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi-Müzik Eğitimi bölümünü bitirdi. İki yıl TRT de spikerlik yaptıktan sonra Türkiye'nin ilk özel televizyonu Star 1 tv ye transfer oldu. 1998 yılında Kanal 6'ya geçti,6 ay sonra Amerika'ya gitti ve bir yıl süresince mesleki eğitimler ve kurslara katıldı. Daha sonra tv8, ETV, Kral TV, Kanal T, Kanal 34 televizyonlarında ana haber bültenlerini sundu, haber programlarını hazırladı ve yöneticilik yaptı.