Faizler hep yüksekti

0
29

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “enflasyon faizle doğru orantılıdır. Sebep faizdir netice enflasyondur, bu kadar yüksek faizle kredi vermeye kalkarsan yatırımlar durur” görüşünü savunuyor. Ancak son 12 yılda oluşan kredi, enflasyon ve büyüme oranları bu tezi farklı yansıtıyor.

TL Kredileri Ağırlıklı Ortalama Faiz Oranları (Yüzde)

Kaynak: TCMB/TÜİK, *2017 Ekim, **2017 Haziran

Verilere göre, kredi faiz oranları, bugün için, 2005 yılına göre, dört, beş puan gerileyerek yüzde 20’lerin altına seyrediyor. En düşük oranların oluştuğu 2013 yılından sonra istikrarlı olarak birer ikişer puanlarla artıyor.

Söz konusu dönemde “yüksek faiz eşittir yüksek enflasyon” ilişkisini doğrudan gösteren rakamlara 2011 ve 2017 yılları dışında rastlanmıyor. Örneğin 2009 ve 2012 yılında, ticari kredi ağırlıklı yıl ortalama faiz yüzde 14.1, enflasyon sırasıyla yüzde 5,9 ve 2.5 oranlarında. 2015 yılında ihtiyaç kredisi yüzde 16, tüketici enflasyonu 8.8. Eğer yüzde 14’lere, 16’lara yüksek faiz diyorsak bu oranlarla düşük enflasyonu açıklamak zorlaşıyor.
Peki ya diğer yıllar? Faizler hep yüksek. 2017’yi saymaysak, örneğin, yine ticari kredilerde oran, 2010 yılı dışında, ortalama yüzde 15’lerde ama tüketici fiyatları 6.2 ile 10.8 aralığında oluşmuş. İhtiyaç, taşıt, konut kredi faizlerinde ise bu orantısal bağlantı daha da açılıyor ve “yüksek faiz eşittir yüksek enflasyon” denklemiyle örtüşmüyor.
Diğer yanda, eğer “yüksek faiz büyümeyi” engelliyorsa denklemlere büyüme oranlarını da katalım. Örneğin, 2005’de ticari krediler yüzde 20.5, enflasyon TÜFE’de 7.7, büyüme yüzde 9.9, 2014’de yüzde 13,5, enflasyon yüzde 8.2, büyüme yüzde 5.2 olmuş. 2010–2011 yıllarındaki faiz/enflasyon neredeyse eşitlenmiş, o zaman yüzde 8,5 ve 11.1’lik büyüme nasıl gerçekleşti?
Madem “yüksek faiz/yüksek enflasyon” bağlantısı var, o zaman, şimdiden “çılgınlar gibi büyüdük, dünya birincisi olacağız” denilen ve bu yılın üçüncü çeyreğinde çift haneye çıkacağı tahmin edilen büyüme oranını hangi denklemle ele alacağız?
Bu denklemlere” kredi talebini de ekleyelim. Cumhurbaşkanı, büyümenin önündeki en büyük engel olarak yüksek faizli kredileri gösteriyor ama “yüksek faizlere karşı” kredi talebi hiç azalmıyor. Son 12 yılda kullanılan banka kredileri neredeyse 15 kat artmış. Dahası gururla anlatılan ve geçen bahar aylarında dağıtılan 200 milyarı geçen garantili kredilere rağmen “yüksek faize rağmen talep hiç düşmüyor. Buna ek olarak Haziran-Kasım döneminde 180 milyar liraya yakın kredi çekilmiş, hem de yüzde 18’lere varan oranlarda. Sadece Kasım ayının ilk 10 günündeki kullanılan kredi toplamı 11,8 milyar lira, yani günde bir milyar lira kredi alınmış.
Bilinen, faiz, enflasyon, büyüme, kredi talebi verilerinden en az birinin ters orantılı olmasını gerektirir. Ancak bu verilerin tümü yukarıya “doğru orantılı” noktalarda buluşuyorlarsa; bir yerlerde görülmeyen değerler devreye giriyor ve ekonominin bütününde, denklemi izahı güç şekilde oluşturuyor demektir. O zaman tezleri, söylemleri de yeniden kurgulamakta yarar var.
En azından “OHAL nedeniyle faizler arttı” ya da OHAL kalkarsa faizler düşer” diyenlerin dikkatine sunulur. İki yıl öncesine kadar OHAL mı vardı?