“Sosyal eşkiyalar, halkları için Napolyon ya da Bismark’tan daha önemliydiler ve haklarında özlem ve gurur dolu türküler yakıldı” diyor,E.J.Hobsbawm.

Halkımız ,binlerce yıllık tarihi ve sosyal süreçte düşünce , duygu ve arzularını destanlara,türkülere, ağıtlara ve ata sözlerine aktararak ifade etmeyi gelenek haline getirmiştir.Bu değerler, halk kültürü ve halk edebiyatının zengin kaynaklarını oluştururlar ve halkın sosyo- kültürel ve sosyo ekonomik yaşamına ışık tutarlar.
Düşünür D.Xenia Celnarova’nın şunları söylemiş :”İsyancılık, halk edebiyatında ezilen kitlelerin anti-feodal direniş ruhunun ideolojik ifadesini bulduğu şarkı,efsane ve destanlara malzeme sağlamıştır.”

Anonim destanlarda halkın durumu dile getirilir : “Fukarada yoktur koşmaya öküz/Hafta sekizdir amma teklif dokuz/Aldığı pahalı sattığı ucuz/İşte böyle müflis kaldı fukara.”
Türkü, hecenin, yedili,sekizli, on birli kalıplarıyla,mâni vaya koşma tarzında yahut bu tarzların bozulmasıyla meydana getirilmiş,bentlerle söylenen halk edebiyatı nazım biçimi ve türüdür. Halk edebiyatında önemli bir yer tutar.
“Eğin’in etrafı dağdır meşedir/İçinde oturan bey’dir, paşa’dır/Yüz elli mahalle,beşyüz köşedir/Tez gel ağam tez gel, eğlenmeyesin/Elde güzel çoktur evlenmeyesin.” Türkülerimizde tarih, coğrafya ve sosyal yaşam ile duygular harmanlanır. Halkı ve gönülleri sarar sarmalar,alır götürür…
Erdemli eşkiya’nın ahlak dünyası ve değer yargıları ile erdemsiz olanların gaddarlıkları da türkülere, destanlara ve şiirlere yansır.
“Köroğlu’yum kayaları yararım/Halkın kılıcıyım hakkı ararım/Şahtan padişahtan hesap sorarım/Uykudan uyanan katılır bana.”
Prof.Dr. Mustafa Akdağ, ” Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, Celalî İsyanları” eserinde, bilimsel verilere dayalı olarak dirlik ve düzenlik tüm ayrıntıları ile ele alınmıştır. Bu bilgilerin ışığında eşkıyalık ve eşkıyalık türküleri-destanları- ağıtları incelediğimizde sebeb ve sonuç ilişkisi ile gerçekler aydınlığa çıkmaktadır.

Akdağ hocamızın eserinde şöyle denmekte : “Anadolu vilayetlerinin bir sancağı olan Hamid’de, 1601’de buranın beyi Ömer ve kethüdası Hızır, yanlarında 600 atlı ile kadılıklara salma toplamaya çıkmışlardı. Her köyden ve kasabadan kudretlerine göre 50 ile 300 kuruş arasında (6000-3600 akçe) salma istiyorlardı… Halkın sızlanmaları karşısında bu beylerin salma toplamaya çıkmaları yasaklandı…”

Türkülerin, ağıtların ve destanların bize ışık tutan bir öyküsü vardır.Şairlerin şiirleri psikolojik,sosyolojik ve siyasal açıdan büyük önem taşırlar. Halkın sosyo-kültürel ve sosyo -ekonomik yapısını bu şiirlerde bulabiliriz. Bir destandan alınan Dadaloğlu’na ait dizeler Avşar aşiretinin uğradığı haksızlığı seslendirmekte:
“Ilgıt ılgıt bir yel esti uğrumdan/ Yönü gurbet ele döndü Avşar’ın/Kimse kurtulmadı haksız ölümden/ Duydum hali perişandır Avşar’ın.” Dağda eşkiyalar tarafından çevrilen Kırbıyık’ın söyledikleri bir şiire şöyle yansır: ” Sen bir bey oğlusun canıma kıyma/ Alıcı vurucu olsan da insafı elden koyma/Merhamet eyle donumu gömleğimi soyma/ Düşmanlarım görmesin çıplak.”

Türküler ve destanlar tarihin şiirsel anlatımıdır.Gönüllerde, dillerde ve yüreklerde iz bırakarak yankılanırlar.Eşkiyalığın öykülerini bunlarda bulabiliriz. “Eşkiya dünyaya hükümdar olmasa da” Eşkiya ve eşkiyalık türkü ve destanları sosyal bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Değerli araştırmacı yazar Mehmet Bayrak bu konuları 1985 yılında çıkardığı eserinde ayrıntılı bir şekilde işlemiştir.

Şair Ahmet Telli, eşkiyalık türküleri şiirinde şöyle demekte: “O türküler ki biraz kederlidir/Kendilerinden başkasını ele vermemişlerdir…”
Ünlü Yazar Yaşar Kemal’in eserine “İnce Memed”adını veren halk kahramanları arasında yerini alan İnce Mehmet türküleri’de vardır: “Kırlangıç yapar yuvayı/Çamur sıvayı sıvayı/Bana İnce Mehmet derler/Zalim beylerden dolayı.” Destanlar ve türküler içinde yıllar önce doğa eşkiyalarına seslenen A.Aşık’a ait dizeler de vardır:”Aman Akdağ nedir gamın/Mısır’da söylenir nâmın/ Her derede yüz bin çamın/ Günde şehit düşer Akdağ…”

Eşkiyalık,tarih içinde zorunluluğun doğurduğu bir olay mıdır,yoksa kişinin kendi iç şartlarının oluşturduğu bir başkaldırımıdır ? Negatif ve pozitıf yönleriyle sosyolojik olarak ayrıca incelenmelidir. “Hekimoğlu, Drama Köprüsü,Bozan Bey, Çökertme,Cemal’in Türküsü, Şahin Bey , Asımoğlu, Çakıcı Efe ve Kozanoğlu gibi yüzlerce türkü, ağıt ve destan öyküleri ile birlikte şairin kaleminde,ozanın sazında, halkımızın dilinde ve gönlünde yer etmiştir.

Efe-zeybek ve seğmen türküleri de özel ve özgün türkülerimiz arasında yer alır.”Eğilmez başın gibi/Dağlar bulutlu efem/Gökler yoldaşın gibi/Sana ne mutlu efem.”
Sabahattin Ali’ye ait “Hapishane şarkısı”, beş adet şiirden “Eşkıya Şiirleri” adı altında toplanmıştır. “Göklerde kartal gibiydim/Kanatlarımdan vuruldum/Mor çiçekli dal gibiydim/Bahar vaktinde kırıldım…” Türkülerin söylediği gibi,” Eşkıya dünyaya hükümdar olmasa da” eşkiyalık türküleri,ekonomik, sosyal ve kültürel yaşama, anlamlı olarak ışık tutmakta. Şair Hüseyin Başaran, bizim türküleri dizelere aktarmış: “Köroğlu’nun kıratıdır koşunca/ Şeyh Bedreddin olur kılıç vurunca/Dadallara benzer kavga görünce/ Yayından çıkarsa bizim türküler/ Çamur yolu tepeleyip aşarlar/ Karanlığa kıvılcımlar saçarlar/Emek hakkın sermayeden sorarlar/ Sazlar çalınınca bizim türküler…”