Türkiye, 9 Temmuz 2009 Pazartesi günü, yepyeni bir sisteme geçiyor. Tüm yönetim yetkilerinin Cumhurbaşkanı’nda toplandığı, Parlamento dışından bakanların atandığı, bakanlık sayılarının azaltıldığı, kamu kurum ve kuruluşlarının ofis, kurul gibi yan organlara bağlandığı yeni düzen hayırlı olsun.

Bu düzenin ilk icracısı olarak Recep Tayyip Erdoğan seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı için aldığı oy, partinsin neredeyse 10 puan üzerindedir. AKP’li olmayan bir kesim de Erdoğan’ı tercih etmiştir. Bu durumda Erdoğan’ın herhangi bir partiye veya kurucusu olduğu Adalet ve Kalkınma Partisine ihtiyacı var mı? Bize göre aynı konu Muharrem İnce ile diğer adaylar için de geçerli.
Cumhurbaşkanın üyesi olduğu partinin Meclis’te çoğunluğu sağlaması veya en fazla koltukla yer alması ne kadar önemli? Zaten seçimde, partiler ister üyesi olsun olmasın, aday gösterebiliyorlar. Sonuçta bir partiye üye olmayan Cumhurbaşkanı kendisini aday gösteren parti ile veya ittifaklarla ilişkili hale geliyor. Dolaysıyla seçilen Cumhurbaşkanı o partilerin lehine veya talep ettikleri işleri yapmak zorunda kalacaktır.
Partilerin performansları Erdoğan-AKP ilişkisinde olduğu gibi, bazen de yıpratıcı hatta aleyhte de gelişebiliyor. AKP’ye tepki gösteren Erdoğan’a aynı tepkiyi gösterdiği ve hatırı sayılır oy kaybettiği son seçimlerde görüldü.
Acaba Erdoğan bağımsız ve bazı partilerin çatı adayı olarak seçime girseydi ne kadar oy alırdı?. Kesin daha fazla oya ulaşabilirdi.
Gelecek günlerde bu kadar çok yetki ile donatılmış bir Cumhurbaşkanın parti işlerine ne kadar zaman ayıracağını göreceğiz. Emrinde koca devlet vardır. Başarıya kendi çabası mı götürecek yoksa AKP mi? Parti örgütünün başarısız olduğu veya yetersiz kaldığı 24 Haziran’da yaşandı.
Haa, denilirse, milletvekili ve belediye başkanlarının belirtmekte için de parti genel başkanı olmak gerekli, yeni dönemde bu isim belirlemeler önemli mi? Bu, artık Cumhurbaşkanın değil partilerin işi. Aday cumhurbaşkanını destekleyen partiler buna uygun seçimler yapacağından burada da sıkıntı yaşanmayacaktır.
Böyle bir yönetim sisteminde Cumhurbaşkanlarının sırtlarını genel başkan olarak partiye dayamalarına ihtiyaç yoktur. Tam tersi –yine görülecek- partisi kimi zaman ayak bağı olacaktır, hatta sadece parti ile ilişkilendirildiği için ciddi oy kaybına da yaşayacaktır. Bugün için artık Erdoğan’ın AKP’ye değil, AKP’nin Erdoğan’a ihtiyacı vardır.
EKONOMİ BEKLEMEZ
Yeni dönemde en acil iş ekonomi. Ekonomi Erdoğan’ın gündemini belirleyecektir. Gelecek aylarda yüzde 20’lere tırmanacak enflasyon karşında başta faizler olmak üzere alınacak önlemler, Erdoğan’ın icraatlarını da yönlendirecektir.
Zam/enflasyon/faiz/döviz kurları sarmalını kırmak için çok yüklü dış kaynağa ihtiyaç vardır. Bu kaynak yaratılırsa ekonomide rahatlama sağlanabilecektir. Aksi takdirde yakın zamanda spazm olarak uç veren gelişmelerin ciddi krizlere dönüşme ihtimali yüksektir.
Bu işler için Kasım ayı başına, yani bir yüz gün, Erdoğan hükümetine süre verilmeli. Gidişatın hangi yönde olacağı bundan sonra daha net görülecektir.