Anayasa değişikliğinin tüm hükümleri Kasım 2019’da yürürlüğe girecek ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şimdiden çok ağır sorumlulukları tek başına üstlenmeye başladı bile.

Önce siyaseten aldığı sorumlulukları irdeleyelim.
AKP Genel Başkanı olarak aktif siyasetin içine bilerek, isteyerek ve severek aşkla girdi.
Bu durumda muhalefetin yaptığı sert siyasetin de hedefi oldu.
Dikkat ediyorum CHP’liler ve Kemal Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a daha seviyeli muhalefet yapıyorlardı ama ikinci görev olan AKP Genel Başkanlığını üstlenince kendilerine doğrudan Erdoğan’ı hedef almaya başladılar.
Önceden Başbakan Binali Yıldırım’ı da hedef alıyorlardı ama şimdi onlar için tek hedef Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan oldu.
Haklı da sayılırlar çünkü Erdoğan Türkiye’de iç ve dış siyaseti Başbakan Binali Yıldırım’a bırakmadan tek başına yürütüyor.
Ancak bu siyaset hesaplaşmasında kuşku yok ki Cumhurbaşkanlığı makamı da olumsuz etkileniyor.
Bu olumsuzluk mu yoksa doğal mı aslında bilemedim nasıl değerlendireceğimi. Çünkü yıllardır “tarafsız” Cumhurbaşkanı kavramı ile geçti meslek yaşantım.
Cumhurbaşkanlığı bir sembol, siyaset üstü bir makam, Türkiye halkının yüzde yüzünün saygı ve sevgisini kazanan bir makam idi.
Bugün ise AKP’li Cumhurbaşkanı aktif siyasetin içinde olduğu için konumu farklı halde.
İftar yemeğinde karşılaştığım vatandaşlarla sohbet ederken gördüm ki Cumhurbaşkanlığı makamını bir kenara bırakıp Erdoğan’ın sözlerini eleştiriyorlar.
Aman dikkat edin, Cumhurbaşkanlığının saygınlığına gölge düşürecek sözler söylemeyin diye uyarınca, “biz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı değil ki AKP Genel Başkanı Erdoğan’ı eleştiriyoruz” dediler.
İşte kamuoyu nezdinde partili Cumhurbaşkanına bakış böyle ki bu da Erdoğan’a siyasi bir sorumluluk yüklüyor elbette.
Gelelim iş ve dış Türk siyasetindeki sorumluluğuna. Bu konu zaten Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından sonra giderek artan bir ağırlıkta hissediliyor.
Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Genel Başkan ve Başbakan olduğu dönemde anlaşılan o ki bazı önemli konularda Erdoğan devre dışı kaldı ya da bırakıldı.
AKP Kurucu Genel Başkanı Erdoğan’ın bu duruma tahammül etmeyeceği siyasi kulislerde de seslendirilmeye başlanmıştı ki 1 Kasım seçimlerinde partisini tek başına % 49 ile iktidar yapan Davutoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından azledildi.
Azil elbette Davutoğlu’nun gönüllü olmasıyla olağanüstü AKP Genel Kurulu ile gerçekleştirildi.
Dış politikada yaşanan olumsuzluklar da Davutoğlu’na ihale edildi.
Peki, şimdi Davutoğlu yok derseniz işte Erdoğan’ın sorumluluğu bu noktada ortaya çıkıyor.
Başbakan Binali yıldırım sanıyorum Türkiye’nin iç ve dış siyasetini Erdoğan’ın konuşmalarından öğreniyordur.
Bakın Katar krizine ne demek istediğimi çok net görürsünüz. Binali Yıldırım daha bir çift söz söylemeden Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar’a sahip çıkan açıklamaları yapmadı mı? Yaptı.
Ne Bakanlar Kurulu ne Milli Güvenlik Kurulu ne de Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmadan Erdoğan Türkiye’nin Katar politikasını tek başına belirledi.
İşte Erdoğan’ın üstlendiği ağır sorumluluklar yeni Türkiye siyasetinde bu şekilde ortaya çıkmaktadır.