Bugün Türkiye’yi yönetenlerin ve ileride yönetecek olanların yapabileceği en büyük hata, “dış dünyadan soyutlanabileceklerini sanmak” olur…

Barındırdığı nüfus açısından “doyma noktasını” çoktan aşmış bir dünyada yaşıyoruz… İnsanların “her şeyi olanlar ve açlıktan ölenler” diye ikiye ayrılması yetmemiş ve bunların arasında yer alan “hepsinden daha büyük” üçüncü bir grup ortaya çıkmış durumda…

Onlar, her şeyi olanlarla açlıktan ölenlerin bir arada olduğu ülkelerde yaşayanlar…

Aynı kentin değişik mahallerinde ikamet eden bu insanların, birbirine düşman gözüyle bakmaya başlamasının sonucu olarak ortaya çıkan gerilim, çağımızın en büyük belası olan terörizmi doğurdu…

Çaresizlik, insanı deliliğe sürükler…

…Ve artık neredeyse her gün ve dünyanın her yerinde görmeye alıştığımız terör olaylarının failleri, çaresizlikten delirmiş olanlar…

Aç kalmış, yatacak yeri olmayan ve dilenmek zorunda kalan birinin; bu amaçla gittiği zengin (!) semtte neler olduğunu biliyorsunuz zaten… Biri öbürlerine kıskançlıkla, öbürleri de ona “bıktık bu dilencilerden” diye düşünerek nefretle bakıyor…

Yani oynanacak oyunun aktörleri hazır. İş senaryoyu yazana ve yönetmene kalmış durumda…

Merak etmeyin, onlar da hazır zaten…

Dünyanın iki bloklu olduğu Soğuk Savaş günlerinde, ilk kez Afganistan’da sahnelenen “savaşma, savaştır” yöntemi; aradan geçer zaman içinde çok gelişti. İki süper güçten birinin, Sovyetler Birliği’nin tarihe karışmasıyla sonuçlanmıştı o yöntem… Sonra Pakistan’a sıra gelmiş ve ülke başarıyla karıştırılıp, istenen sonuç elde edilmişti…

Bu sırada “dünyanın yaşanacak bir yer olması için, insan sayının mutlaka azaltılması gerektiğine” inanan kaymak tabakası da; “savaşma savaştır” yönteminin başarısından etkilenmişti… Böylece onlar azalmazken, onlardan olmayanlar azalacaktı…

Yeraltı zenginlikleri açısından hedeflerine oturttukları ülkelerden başladılar uygulamalarına… Irak ilk kurban oldu… Sonra Arap Baharı’yla karışık, sıra Tunus, Libya ve Mısır’a geldi. En sonunda Suriye de vardı ama Hafız Esad direndi ve hala da direniyor…

Kaymak Tabakası, hedefine aldığı ülkelerde Ilımlı İslam’ı destekler gibi görünüyordu ama “savaş” hedefini de unutmuyor ve Radikal İslam’a da destek veriyordu… Gerçi radikaller ölçüyü kaçırmaya ve aslında eylem yapmamaları gereken yerlere bulaşmaya başlamışlardı ama o kadar kusur kadı kızında da olurdu yani…

Bugünlerde Batı dünyasından Türkiye’ye gelen sert eleştirilerin tonuna, silah ambargolarına, Avrupa’dan dışlanma tehditlerine bakınca, kendimizi bir tür “dejavu” yaşıyor gibi hissediyoruz…

Türkiye, tarihinin en tehlikeli dönemecinde… Yok olmamak için yapmamız gereken, tek adama dayalı bir otoriter rejim kurmaya çalışmak değil, dışa kapanmamak olmalı… Yoksa “dünyadaki insan sayısını azaltmaya çalışanların” son hedefi biz olabiliriz..!

PAYLAŞ
Önceki İçerikKararsızlar önde
Sonraki İçerikBir zamanlar modaydı MODA…
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.