Ana Sayfa Yazarlar “Ekzotik Meyveler” veya “Afrikalı Kölelerin Torunları”

“Ekzotik Meyveler” veya “Afrikalı Kölelerin Torunları”

209
PAYLAŞ

 

Kölelik, insanlığın yüz karası. Ne zaman ortaya çıktı belli değil. Sona erdi mi, ermedi mi o bile tam olarak belli değil. Yasal olarak elbette ki kaldırıldı. Ama uygulamada tam olarak kaldırıldı mı? İşte tartışma bu noktada.

Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan “Afro-Türkler Anlatıyor” başlıklı haberde Afrikalı kölelerin torunları oldukları belirtilen bazı isimler görüş bildirmişler*.
Kölelik, Osmanlı Devleti’nin değil bütün insanlığın kanayan bir yarası idi. Roma İmparatorluğu en büyük gücü kölelerdi. Ekonomide ve askerlikte köle gücü büyük bir kaynak oluşturuyordu. Yahudilik gibi, Hrıstiyanlık da köle ticaretini kabullenmek zorunda kalmıştı.
İslam dini geldiğinde iki şeyi doğrudan kaldırmak istemedi: 1. Şarap içmek, 2. Kölelik. Şarap içmek kademeli olarak yasaklandı. Köleliğin kaldırılması için ise hiçbir yasak getirilmedi. Sadece köleliğin şartlarının iyileştirilmesi ve köle azat etmenin özendirilmesi öğütlendi.

yılmaz hoca1XVI. yüzyılda Bursa şehrinde binlerce ipek tezgâhı gece-gündüz çalışıyordu. Bu tezgâhlarda çalışanların büyük çoğunluğu ise köle veya köle çocukları idiler. Bunu nereden anlıyoruz: Baba isimlerinden. Baba adı “Abdullah” olanların sayısı baba adı “Mehmed” olanlardan daha fazla. Bunların çoğu esir tüccarları tarafından Afrika’dan alınarak Antalya limanı üzerinden Anadolu’ya getirilmiş kölelerdi. Müslüman sahipleri, bu köleleri “Müslüman olmaları” ve “belirli bir süre kendilerine doğrulukla hizmet etmeleri” karşılığında azat ediyorlardı. Hürriyetlerine kavuşan bu insanlardan bir kısmı daha önce köle olarak yaptıkları ipek dokumacılığı işini kendi hesaplarına devam ettiriyorlardı. Hiç şüphe etmeyiniz ki onlar da ilk iş olarak yanlarına 1-2 köle alarak çalıştırmaya başlıyorlardı. O dönemin şartları böyle gerektiriyordu.

Bursa, İstanbul gibi sanayi şehirlerinde köle gücüne ihtiyaç duyulduğu gibi Adana, Manisa gibi tarım bölgelerinde köle çalıştırılıyordu. Adana’nın Forlar köyünün sakinleri 1833-1840 yılları arasında Kavalalı İbrahim Paşa’nın Afrika’dan pamuk ekimi için getirdiği Afrika/ Sudan’lı zencilerdi (Yurt Ansiklopedisi, I, “Adana”, s.64). Bunların torunlarının torunları bugün birer Adanalı olarak yaşıyorlar.

yılmaz hoca3Zeynep Bilgehan, “Alev Karakartal, Kıvanç Doğu, Gülşah Gözek, Afro_Türkler Anlatıyor Egzotik meyve muamelesi görüyoruz”, Hürriyet, 3 Temmuz 2016, s. 4.
1847’de Sultan Abdülmecid’in emri ile “Esir Pazarı” kapatıldı. Esir pazarı resmi olarak kapatılsa da esir tüccarları kendi evlerinde, Fatih ve Tophane çevresinde kaçak olarak köle ticaretine devam ettiler (Nihat Engin, “Köle”1, DİA, 26, s. 248). 1857 yılında Trablusgarb ve Bağdat valilerine zenci ticareti yapanların cezalandırılacağı bildiriliyordu. 1876 Anayasasına köle ticaretinin yasak olduğu hükmü konuldu. Köle ticareti yasaklayan kanun ise 1891 yılında Sultan Mehmed Reşad zamanında çıkarılabildi.

Osmanlı topraklarında yabancı seyyahların en çok dikkatini çeken şeylerden birisi Müslüman halkın evlerindeki köleler idi. Bu köleler çoğu zaman ailenin bir ferdi gibi efendileri ile aynı sofraya oturabiliyorlardı. Bu durum bir İngiliz asilzadesi için son derece büyük bir görgüsüzlüktü (Lady Montaqu, Türkiye Mektupları 1717- 1718, Çev. Aysel Kurutluoğlu, Tercüman 1001 Temel Eser, No12, İstanbul (1979?), s.128) .
XVII. yüzyılda artık savaş esirleri önemli bir gelir kaynağı değildi. Zaman zaman Kırım atlılarının yapmış olduğu akınlarda önemli miktarda esir (50.000) alındığı oluyordu. Oysa savaş ve ticaret gemilerinde kürek çekmek için on binlerce kişiye ihtiyaç vardı. Ama zaferlerin arkası kesilince artık esir kaynağı genellikle köle ticaretine dönüşmüştü. Çoğunluğu Avrupalı devletlerden esir tacirleri Afrika kabilelerine baskınlar yaparak gençleri yakalıyor ve köle olarak satıyorlardı. Bu yolla Avrupa’ya ve Amerika’ya yüzbinlerce köle gönderildi. Köle İzavra’lar ABD’ye yıllarca sorunsuzca hizmet ettiler.

yılmazhoca2XVI. Yüzyıl Tahrir Defterlerinden, haftanın belli günlerinde hayvan pazarı kurulduğu gibi bunların yanın esir pazarlarının da kurulduğunu anlıyoruz. Devlet hayvan satışlarından vergi aldığı gibi esir/ köle satışlarından da aynı şekilde vergi (bâc-ı bazar) alıyordu. Bir koyunun 30-35 akçaya satıldığı dönemde bir esir 3.000 akçadan çok daha fazlaya satılabiliyordu. Köle, “güçlü bir erkek” veya “güzel bir kadın” olduğunda bu fiyat daha da artıyordu. İstanbul esir pazarının en gözde alıcıları ise saray görevlileri idi.
Esir/köle ticareti Afrika’da olduğu gibi Kafkaslarda da önemli idi. XVIII. Ve XIX. Yüzyılda Topkapı Sarayı’nda pek çok cariye Çerkes asıllı idi. Bazı Çerkes aileler bakmakta zorlandıkları çocuklarını daha iyi bir istikbal beklentisi ile İstanbullu esir tüccarlarına satıyorlardı. Genç cariyelerin esirciden satın alındıktan 1-2 gün sonra beğenilmeyerek iade edilmesi ise çoğu zaman kötü niyetli anlaşmalar sonucu gerçekleşmekte ve kınanmaktaydı.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam