Ekmek: 10 bin yıldır sofraların baştacı

0
169

Zaman değişir, insanlar değişir yaşam değişmez
Unlu Mamüller Danışmanı ve ekmek tarihçisi Mine Ataman, Ankara Marka Festivali’nde katılımcıları 10 bin yıllık tarihi bir zaman yolculuğuna çıkardı. Bütün kültür ve medeniyetlerde, dinlerde ekmeğin sofraların baştacı ve kutsal bir yiyecek olduğunu anlatan Ataman, Anadolu’da ekmeğin tarihinin ise Şanlı Urfa Göbeklitepe’de başladığını söyledi.

Ankara Marka Festivali’ne ekmeğin hikayesi damga vurdu. Ekmek tarihçisi Mine Ataman, ekmek ve insanın yeryüzünün kadim ikilisi olduğunu belirterek, “Buğdayın insan eline değmesiyle mucize gerçekleşti” dedi.

ATO Congresium’da yapılan Ankara Marka Festivali’nde “Ekmeğin Hikayesiyim Ben, Ben Buğdayım, Anadoluyum” sunumu yapan ekmek tarihçisi ve Unlu Mamüller Danışmanı Mine Ataman, ekmek ve buğdayın Anadolu’da 10 bin yıldır sofraların baştacı olduğunu söyledi. 16 bin yıl önceye gidildiğinde iklimin yumuşadığını ve insanın doğadan faydalanmanın yollarını aradığını kaydeden Ataman, “Bu arayış sonunda yeryüzünün en verimli bölgesi olan ve Verimli Hilal bölgesi de denilen Mezopotamya’da coğrafyasında insan buğdayı keşfetti. Bereketli hilalde başlayan çifçilik – tarım devrimi dünyayı yönlendirme gücünün kanıtı oldu insanoğlunun. Her bölge, Çin Hindistan güney Amerika gibi coğrafyalar kendi tarım yöntemini belirledi. Buğday pirinç mısır gibi tarım ürünleri günümüzde olduğu gibi geçmişte de en önemli tarım ürünleri oldu. Tarımla beraber ev oldu, yuva oldu, dostluk oldu, paylaşım oldu” dedi.

BOLLUK VE BEREKETİN SEMBOLÜ

Anadolu’da buğdayın ilk izlerine 10 bir yıl öncesinde Göbeklitepe ve çevresinde rastlanıldığı anlatan Mine Ataman, bu tarihten sonra Anadolu’da bulunan bütün kültür ve medeniyetlerde ekmek ve buğdayın hayatın her alanında izine rastlanıldığını kaydetti. Buğday ve ekmeğin tarihin döneminde bolluk ve bereketi simgelediğini söyleyen Mine Ataman, “Sümerlerden Friglere, Urartulardan Hititlere, eski Yunanda, Lidyalılarda, Selçuklulardan Osmanlıya kadar, bütün kültürlerde dğünden ölüme, çocuk doğumundan ibadete kadar bir çok ritüelin içerisinde ekmeğin olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

Asurlular bugün ki Dıyarbakır Karacadağ civarında yaşadıklarına ve bu bakımdan Karacadağ’da dünyanın ilk buğday türlerinden olan Siyes ve kavlıcanın atası sayılan buğdayların yetiştiği yer olduğu tespit edildiğine dikkat çeken Mine Ataman şöyle devam etti:

“Asurlular siyes buğdayından ve arpa unundan yaptıkları hamurları toprak kaplarda yoğrulduktan sonra, sıvı bir kıvama getirilip önceden ısıtılmış kalıpların içine akıtılırdı. Ağız kısımlarına doğru iyice genişleyen bu kalıplar piramitleri andırırlardı. Kurtuluş Savaşı’nda bir bir Hitit ekmeği olan peksimet vardı. Ve biz ekmeğin hikâyesi ilerledikçe görüyoruz ki 10 bin yıl önceki atalarımızla ne denli ortak noktamız varmış. Her ilkbaharda filizlenen buğday başaklarımız, doldurmamız gereken bir ambarımız ve donatmamız gereken bir soframız var. Ve en sofranın her devirde öncelikle sohbetle, dostlukla çevrelenmesi. Zaman değişir, insanlar değişir yaşam değişmez.”

Ankara Marka Festivali’nde “Ekmeğin Hikayesiyim Ben, Ben Buğdayım, Anadoluyum” konulu sunum yapan ekmek tarihçisi ve Unlu Mamüller Danışmanı Mine Ataman’ın bu arada ekşi mayalı ve siyes buğdayından yaptığı ekmekler birçok siyasetçi ve sanatçının yanısıra katılımcıların da büyük ilgisini çekti.