Ana Sayfa Yazarlar Eğitimde devrim değil, evrim yapmak gerek

Eğitimde devrim değil, evrim yapmak gerek

5
PAYLAŞ

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve cumhuriyeti kuran kadronun öncülüğünde 31 Ocak 1928 tarihinde kurulan Türkiye Eğitim Derneği bugün Türkiye’nin modernleşmesi konusunda atılan adıma eğitim alanın bir başlama noktası olarak nitelendirilebilinir.

Tüzüğünün 2. Maddesinde ‘’Cumhurbaşkanı Türkiye Eğitim Derneğinin yüksek koruyucusudur ‘’ şeklinde ifade bulunan dernek bugün için Eğitimin her kademesinde hizmete devam etmektedir. Türkiye Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu ile eğitimin günümüzdeki sorunları ve durumu ile ilgili söyleşi yaptık.

SUAT ÖZER..Sayın Pehlivanoğlu Dershaneler ve Anayasa Mahkemesi kararı konusunda ne söylemek istersiniz, kararı nasıl karşıladınız.…

SELÇUK PEHLİVANOĞLU. Türkiye’deki eğitimin temel sorunu sıralama sınavı sonucu, onun doğurduğu dershane sistemidir..Bu eğitim sistemine hem büyük darbe vurmakta, hem de toplumun mali ve psikolojik yapısını bozmaktadır. Her YÖK başkanı çıkıp sistemi değiştirirken bize dershane sayısı düşecek ve adalet gelecek diyorlardı yani sonucu oluşturan gerekçeleri ortadan kaldırmadan şekil şartları değiştiriyorlardı her seferinde de dershane sayısı artıyordu. Dershaneler zaten hiç kapanmamıştı. Daha büyük bir riskle karşı karşıya kalmıştık, okullar giderek dershaneleşmeye başlamıştı. Şimdi Anayasa Mahkemesi Hukuk sistemimiz içinde bir mahkeme. Bu mahkemenin verdiği kararın doğruluğunu veya yanlışlığını siyasetçiler tartışabilir, ancak bizim bu kararı tartışmamızın çok doğru olduğu kanaatinde değilim. Ama yürütmeyi durdurmayı red edilmiş bir kararı alınacaksa daha hızlı alınmalı gerekir . Çünkü eğitim güne bağlı bir süreç. Daha hızlı alınmış ve daha hızlı değerlendirilmiş olsa idi, eğitim ve öğretim başlayacağı döneme çok yaklaşmışken bu risklerden arındırılmış olurdu.. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin aldığı karar neyi değiştirdi dersek, AYİM ‘de alınan kararlar geriye doğru işlemiyor. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi idareye ne yapacağını söylemiyor. Şimdi dershanelerin kaldırılması ile yerine ne ikame edilmişti, temel liseler kondu. Temel liseler bir okul değildir. Ortaöğretimi düzeltmeden yüksek öğretimi düzeltemezsiniz.Tabii ki sınavsız eğitim olmamalı, ama sıralama sınavı ile ölçme sınavı aynı olmaz. Türkiye’de 1 milyon 800 bin çocuk üniversite sınavına giriyor. Peki girmek için mücadele ettikleri kontenjanın sayısı kaç, 10 bin, 20 bin.Zaten insanların yeterli eğitimi alıp almadıkları tartışılır

SUAT ÖZER: Sırası gelmişken bununla da ilgili görünen 4+4+4 sistemini de içine katarsak ne söylemek istersiniz.?

SELÇUK PEHLİVANOĞLU Türkiye’de liseleri 4 yıl yaptı. Niye yaptı bunu da bilmiyoruz. Yapanların da bizim gibi düşündüğünü biliyoruz. Sonuç olarak hiçbir şey değişmedi. Hatta bilakis derslik açığımız çıktı. Öğretmen açığımız arttı. Yani bundan 6 yıl önce öğretmen açığımız 120 bin idi, halen aynı. Yani bu tip kararlar ve ilaveten 4+4+4 gibi sistemler öğretmen açığını hiç düşürmüyor. Liseleri 3 yıl ve 4 yıl yapalım. Çünkü dördüncü yılı kaldıramazsın. Siyasi bir karardır. Siyasi alınmış bir kararı aynı partinin kaldırması çok kolay bir şey değil. Üç yılda mezun olanlara lise diploması verelim. Onlar açık öğretime gitsin. Bunlar arz talep dengesi negatif olan fakültelere gitsinler. Bunlar meslek yüksek okullarına gitsinler. Bunlar beceri ile alınan fakültelere gitsinler. Gelin biraz öğretmenimize güvenelim. Üniversite sınavını birden kaldıramazsın. Bu üniversite sınavında iki tane büyük sorun var. Bir tanesi bir havuz düşünün su akıyor buraya üstelik bulanık su akıyor nitelik olarak bulanık akıyor ve çıkışı da küçük su yüksekliği devamlı yükseliyor. Bizde diyoruz ki o zaman bunu yapmakla lise ve ileri lise diploması alan LGS ve LYS sınavına gireceklerin adetini düşürecektir. Türkiye’de eğitimde nitelikli okullar kurulma mantığında fen liseleri var. Bir makinaya yüklenmiş proğramla adamın evinin yanında okul var 150 km öteye geliyor. Bizim yapmamız gereken şey ortaöğretim ölçme sınavlarıyla, Portfolyosuyla çocuğunun %10’unu yada % 5’ini bu sınava almalısın. O % 5’inde yarısını Fen lisesi gibi okullardan, akademik kaymak tabakasını yetiştirmek için buradaki çocuğu alabilirsin. Diğeri yanındaki okul olmazsa da bölge okuluna gitsin.

SUAT ÖZER tamda bu arada şunu sormak istiyorum..şuana kadar bilimden fenden bahsederken tam tersi çoğu okulun İmam hatip okullarına dönüştürülmesi var..bunu nasıl karşılıyorsunuz..?

SELÇUK PEHLİVANOĞLU Biz olaya şöyle bakıyoruz ..Bir toplumun din görevlisi dahil mühendis dahil çeşitli katmanlarda,çeşitli büyüklüklerde ihtiyaçları vardır. Önemli olan bunu planlamaktır. Hiçbir planlama yapmadan bunu yaparsanız fen adamı da, öğretmende açıkta kalır. Bu siyasi iktidarla da alakalı değil, siyasi emellerle ilgili . Buradaki asıl sıkıntı şuradan çıkıyor biz bunu seçim kurtarmak için mi yapıyoruz yoksa nesil kurtarmak için mi. Şimdi Türkiye’de bürokraside siyaset yapıyor..Çünkü nesil kurtarmak 20..25 yıl alır oysa seçim 4 yıllık süreçlerde yapılır. Bu ülkede tek tip insan yetiştirildiği söylendi. Ben bir mühendis olarak buna karşılık diyorum ki, peki madem tek tip insan yetiştirildi de mevcut iktidar nasıl iktidar oldu. Bu Yüzyılda tek tip insan yetiştiremezsin. Kişileri formatlayamazsın . Yapmanız gereken şey toplumun değerleri ile, ahlaki ilkeleri ile çağdaş dünya ile rekabet edebilecek bilgi ile donatılmış nesiller yetiştirmek. Bugün biz Türkiye’nin çıkışını Endüstriyel tipi mesleki eğitimden olduğuna inanıyoruz. Bugün Türkiye’ye baktığınız zaman liselerin tek fonksiyonu üniversiteye giriş sınavına pasaport verir. Nitelikle ilgili verdikleri bir şey olduğu çok tartışılır. Onun için burada her şeyden önce Endüstri meslek eğitimini kalkındırmak lazım. Bu ülkede imam hatip okullarının bir meslek okulu olduğuna inanıyoruz. Düz lise ile imam hatip liseleri arasındaki ders sayısı açısından % 80’i aynıdır, Arapça ve kuran okuma gibi derslerin dışında ama burası bir meslek okulu. Öncelikle şuna kesin karar verilmeli imam hatip okulları meslek okulumudur yoksa düz lisemidir, nevi belirlenmelidir. Bize göre meslek okulu. Çünkü bu başka bir şey doğurdu biliyorsunuz. Bu sayıların fazla artırılması Türkiye’nin okul sayısı aynı idi, öğrenci sayısı aynı idi herkes yerleşiyordu. Fakat şimdi herkes açıkta kalıyor.

SUAT ÖZER Bunun nedeni birazda uygulanan politikalar değilmi..biraz önce değindiğiniz gibi….

SELÇUK PEHLİVANOĞLU Şimdi bakın MEB’in uzun vadede bir çıktı analizi yapması lazım.Bu ülkede çok doğru bir kararla her okula bilgisayar dağıttık, fakat bir kişi de çıkıp ben bütün okullara bilgisayar dağıttım bunun sonucu olarak okuma yazma oranında şu kadar artış oldu..performans artışında şu elde edildi şeklinde bir çıktı alamadı ve açıklayamadı. Bunun nedeni biliyoruz ki okul müdürlerinin çoğu bu bilgisayarları kilit altına aldı. Nedeni bunlar kırılırsa yarın kendisine zimmet çıkarılması korkusundan kaynaklanıyor. Böyle olunca bir çıktı analizi yapmak mümkün olmaz. Dolayısı ile bir şey yapamazsınız. Eğitim devrim yapmanız çok zordur. Evrim yapmalısınız. Ama Türkiye’de iz bırakma sendromundan dolayı herkes bir devrim yapma peşinde. Yani bugün bakın geçmişimize bakın aynı siyasi iktidarda olsa her bakandan bakana her başkanından başkana biz siliyoruz..çiziyoruz sıfırdan başlıyoruz. Bana MEB insan kaynaklarında siz MEB bakanı olsanız öncelikle ne yapardınız diye sordular, benden önceki bakanın yaptığı her halde iyi bir şey var mı diye bakarım dedim. Sorun buradan kaynaklanıyor. Siyasetin, genç bir nüfusa sahip bu ülkede kendi düşüncesine göre gençleri yönlendirme özleminden kaynaklanıyor. Maalesef bizim gibi yarı temsili demokrasilerde bürokrasi buna dur diyemiyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam