1. Büyük Önder Atatürk’ün vefatı ve aziz naaşının İstanbul’dan Ankara’ya getirilişinin duygu dolu öyküsü, bugünden itibaren Safa Tekeli’nin kaleminden Sonsöz’de.
Atatürk’ün sağlığıyla ilgili ilk resmî bültende ne yazıyordu?

Atatürk’ün cenaze namazı nerede kılındı, kim kıldırdı?
Sağlığında Etnografya Müzesi’ni gezen Atatürk, “Burası mezara benzemiş” demişti.
Anıtkabir’e nakilden önce, Etnografya’daki son gecede neler yaşanmıştı?
“Ata sanki on beş yıl önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki hasta yatağında uyuyor” gibiydi.

Ankara’da puslu kasım günleri başlamıştı. Rasattepe’de, 9 Ekim 1944 pazartesi günü görkemli bir törenle temeli Başbakan Şükrü Saraçoğlu tarafından atılan Anıtkabir’in inşaatı 1953 yılında tamamlanmış ve 10 Kasım Salı günü Büyük Önder’in naaşının “muvakkat kabri” Etnografya Müzesi’nden “ebedi istirahatgâhı” Anıtkabir’e nakledilmesi kararlaştırılmıştı.
Bu hazırlıklar çerçevesinde, 8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00’te Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu’nun evininin telefonu çalar, karşıda Ankara Valisi Kemal Aygün vardır ve ateşler içinde hasta yatan Profesör Mutlu’yu, Atatürk’ün naaşının Anıtkabir’e nakli için kurulan komite adına aramakta ve onu tıbbi konularda göreve davet etmektedir. Görev 9 Kasım günü yerine getirilecektir.
İşte Büyük Önder’in naaşının Etnografya Müzesi’ndeki son gecesi böyle başlar. Peki, Atatürk’ün rahatsızlığı nasıl ortaya çıkmış ve vefatından sonra naaşı Etnografya Müzesi’ne nasıl getirilmişti?

Atatürk, küçüklüğünden beri birçok rahatsızlıkla mücadele etmişti. Kardeşleri Ahmet ve Ömer’in hayatlarını kaybettiği difteri-kuşpalazına o da yakalanmış, ancak hastalıktan kurtulmayı başarmıştı. 1896’da girdiği Manastır Askerî İdadisi’nde yakalandığı sıtma rahatsızlığı ile yaşamı boyunca mücadele edecekti. Kurtuluş Savaş sonrasında Kasım 1923’te ve “Nutuk” üzerinde çalışırken Mayıs 1927’de kalp krizi geçirmişti. Bunlar Atatürk’ün geçirdiği başlıca rahatsızlıklardı, ancak onun aramızdan ayrılmasına yol açan karaciğer rahatsızlığı teşhisi Dr. Nihat Reşat Belger tarafından 22 Ocak 1938’de konulmuştu. Atatürk iki hafta sonra da zatürree tedavisi görecekti.

TURKIYE CUMHURIYETININ KURUCUSU MUSTAFA KEMAL ATATURK'UN RAHATSIZLIGI VE EBEDIYETE INTIKAL EDISIYLE ILGILI " RESMI TEBLIGLER" ANADOLU AJANSI KANALIYLA DUYURULMUSTU. ( ANADOLU AJANSI) (20011109)
TURKIYE CUMHURIYETININ KURUCUSU MUSTAFA KEMAL ATATURK’UN RAHATSIZLIGI VE EBEDIYETE INTIKAL EDISIYLE ILGILI ” RESMI TEBLIGLER” ANADOLU AJANSI KANALIYLA DUYURULMUSTU. ( ANADOLU AJANSI) (20011109)

RESMÎ TEBLİĞLER YAYIMLANMAYA BAŞLIYOR

Atatürk’ün sağlığına ilişkin ilk resmî tebliğler, 17 Ekim 1938 günü yayımlandı. Riyaseticumhur Umumi Kâtipliğinden (Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği) yapılan ve 18 Ekim 1938 tarihli gazetelerde (A.A) rumuzuyla yer alan haber, o günün diliyle aynen şöyle:

İSTANBUL 17 A.A. – Riyaseticumhur Umumi Kâtipliğinden:

1- Reisicumhur Atatürk’ün sıhhi vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabipleri tarafından bugün verilen rapor ikinci maddededir.
2- Reisicumhur Atatürk’ün düçar oldukları karaciğer hastalığı normal seyrini takip ederken, 16 birinciteşrin (ekim) 1938 tarihine tesadüf eden pazar günü birdenbire aşağıdaki arazı göstermiştir.
a. Saat 14.30’dan 22.00’ye kadar gittikçe artarak devam eden umumi zaaf ile birlikte hazmi ve asabi araz. Bu saate kadar nabız dakikada 116, teneffüs 22 ve hararet derecesi 36,5 idi.
b. Saat 22.00’den bu sabah saat 10.00’a kadar yukarıda ismi geçen araz kısmen hafiflemiş ve nabız dakikada 104, teneffüs 20 ve hararet derecesi 37 olmuştur.
c. Yapılan muayene ve müşavere neticesinde tespit ve tatbik edilen müdavattan sonra, umumi ahvalde hafif bir salah görülmekle beraber, vaziyet ciddiyetini muhafaza etmektedir.
3- Müteakip sıhhi vaziyet raporları neşredilecektir.

TURKIYE CUMHURIYETININ KURUCUSU MUSTAFA KEMAL ATATURK'UN RAHATSIZLIGI VE EBEDIYETE INTIKAL EDISIYLE ILGILI " RESMI TEBLIGLER" ANADOLU AJANSI KANALIYLA DUYURULMUSTU. ( ANADOLU AJANSI) (20011109)
TURKIYE CUMHURIYETININ KURUCUSU MUSTAFA KEMAL ATATURK’UN RAHATSIZLIGI VE EBEDIYETE INTIKAL EDISIYLE ILGILI ” RESMI TEBLIGLER” ANADOLU AJANSI KANALIYLA DUYURULMUSTU. ( ANADOLU AJANSI) (20011109)

İKİNCİ TEBLİĞ

İSTANBUL 17 A.A. – Riyaseticumhur Umumi Kâtipliğinden:
1- Reisicumhur Atatürk’ün sıhhi vaziyetleri hakkında müdavi ve müşavir tabipleri tarafından, bu akşam saat 20.00’de verilen rapor ikinci maddededir.
2- Bugün, dün akşama nispetle daha iyi geçmiştir. Asabi arazlarda bir değişiklik yoktur. Nabız muntazam 116, teneffüs 20, hararet derecesi 37’dir.
Müdavi Doktorlar:
Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp
Prof. M. Kemal Öke
Dr. Nihat Reşat Belger
Müşavir Doktorlar:
Prof. Dr. Akil Muhtar Özden
Prof. Dr. Hayrullah Diker
Prof. Dr. Süreyya Hidayet Serter
Dr. Abravaya Marmaralı
Dr. Mehmet Kamil Berk.
17 Ekim 1938’de yayımlanmaya başlanan resmî tebliğler, 22 Ekim’e kadar aralıksız devam etti. 22 Ekim 1938 tarihinde yayımlanan Resmi Tebliğ’de, yine aynı doktorların imzalarıyla hastalığın normal seyrine döndüğü ve tebliğ yayımlanmasına gerek kalmadığı bildiriliyordu.
SON TEBLİĞLER
22 Ekim 1938’e ara verilen Atatürk’ün sağlığına ilişkin resmî tebliğler, Gazi’nin durumunun ağırlaşması üzerine, 8 Kasım 1938’de yeniden yayımlanmaya başlandı. “Ulus” gazetesinin sol üst köşesinde, (A.A) rumuzuyla yayınlanan tebliğde, Atatürk’ün sağlık durumunun yeniden ciddileştiği kaydediliyordu.

2. ETNOGRAFYA’DA SON GECE…

Büyük Önder’in naaşının “muvakkat kabri” Etnografya Müzesi, 8 Kasım gecesi her zamanki sessizliğini koruyordu. Telaşlı bir gün geçirilmiş, hazırlıklar, “Aziz Ölü”yü rahatsız etmemek için âdeta huşu içinde yürütülmüştü. Atatürk’ün naaşının başındaki nöbetçilerin yüzünde belli belirsiz bir hüzün seziliyordu; bunun bir veda nöbeti olduğunun farkındaydılar…
9 Kasım günü, Atatürk’ün naaşının “ebedi istirahatgâhı” Anıtkabir’e nakledilmesine nezaret edecek Başbakan Adnan Menderes başkanlığındaki komite üyeleri ile doktorlar, Etnografya Müzesi’ne geleceklerdi.

Atatürk, 1925 yılında yapılmasını istediği Etnografya Müzesi’nin tamamlanma aşamasında yaptığı bir inceleme sırasında, yanındakilere, “Burası mezara benzemiş” demişti.
Anıtkabir’e nakil hazırlıkları çerçevesinde, 8 Kasım 1953 Pazar gecesi saat 23.00’te Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu’nun evininin telefonu çalar, Ankara Valisi Kemal Aygün aramaktadır. Patolog Prof. Dr. Mutlu, başucunda çalan telefona, yatağından kalkamayacak derecede hasta olduğu için uzanamaz bile. Telefona eşi Dr. Nusret Mutlu cevap verir. Vali Aygün, Prof. Dr. Mutlu’yu, tahnitli olarak korunan Ata’nın naaşının Anıtkabir’de “ananeye uyularak, toprağa verileceğinden”, konuyla ilgili hazırlıkları yürüten komite adına, muayene için göreve çağırmaktadır. Türkiye’nin ilk kadın patoloğu Dr. Mutlu, hastalığını gerekçe göstermek istese de eşinin uyarılarıyla göreve geleceğini bildirir.

makbule-atadanProf. Dr. Kâmile Şevki Mutlu, 9 Kasım 1953 Pazartesi sabahını şöyle anlatıyor: “’Etnografya Müzesi’nde Aziz Ölü’nün huzurundayız. Titriyorum. Eşim bütün kuvvetiyle tutmasa yere yuvarlanacağım. Komite üyeleri solumda geride duruyorlar. Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’ndan on öğretmen önümdeler. Bana yardımcı olarak geceden isimlerini verdiğim Adli Tıp doçenti Dr. Cahit Özen, Histoloji asistanım Dr. Şeref Yazgan ve emektar Salih Kebapçı yanımdalar; gözümün içine bakıyorlar, çıt yok.”

“Genç öğretmenler” gül ağacından yapılmış tabutun kapağını vidalarını sökerek açarlar ve lehimli kurşun tabut görünür. Prof. Mutlu, bu tabutun üç kenarındaki lehimin sökülmesini ister. Lehimi sökülmeyen kenarın üzerinde çevrilerek kapağın açılmasıyla “derin bir huzura kavuştuğu”nu anlatan Mutlu, bu huzurunu, naaş ile tabut arasındaki boşlukları dolduran talaş tozunun ıslak olmasına ve dolayısıyla naaşın bozulmadığının anlaşılmasına bağlıyor. Mutlu, o anki duygularını şöyle aktarıyor:

ogretmenler-tabutun-basinda“Hâlbuki kulaklarımıza ne dedikodular gelmişti; tahnit iyi yapılmamış, pütrifikasyon neticesi husule gelen gazlarla tabut patlamış, nöbetçi er korkusundan bayılmış… Bu söylentilerden, bir patolog olarak yıllarca nasıl üzülmüştüm. Şimdi ise şu ıslak talaş tozu bana her şeyin yolunda yapılmış olduğunu kesin olarak haber veriyordu.”

Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu, daha sonra yapılan işlemleri anlatırken, sanki o anları yeniden yaşıyordu: “Talaş tozu tabutun ayak tarafına doğru toplandı. Naaş kahverengi muşamba ile sarılı olarak göründü. Yüzünü örten ıslak pamuk kitlesi kaldırıldı ve Ata’nın mü-heykel yüzü ile karşılaştım. Ata ve eseri, bir an birbirimize bakıştık sanki… Uzun kaşlarından ince bir tutam sol göz kapağının üzerine inmiş. Ata sanki on beş yıl önce Dolmabahçe Sarayı’ndaki hasta yatağında uyuyor. Ağzımdan şu sözler döküldü: Bu tahniti eski Gülhane hocalarından Prof. Dr. Lütfi Aksu yapmıştı. Kendisi de iki sene önce rahmetli oldu. Nur içinde yatsın. Evet, ideal bir tahnitti bu. Rahmetli hoca kullandığı solüsyondan birer şişeye doldurup ağızlarını lehimlemiş, üzerlerine yapıştırdığı etiketlere terkibini kaydetmeyi de ihmal etmemiş ve bunları Ata’nın kolları arasına yerleştirmişti.”

tabut-cikariliyorProf. Dr. Mutlu, başını çevirdiğinde, kimsenin nefes almadığı duygusuna kapılır. Mutlu, Başbakan Adnan Menderes, Refik Koraltan, Kemal Zeytinoğlu, Kemal Aygün, Atıf Benderlioğlu, Abdülhalik Renda ve Kemal Gedeleç’ten oluşan Komite üyelerine, “yüzünü görmek ister misiniz?” diye sorduktan sonraki izlenimini şöyle aktarıyor: “Ansızın bir ürperti, bir geri çekilir gibi hareket ve sonra yine derin bir sükût. Saygı duruşunda bulunan subaylara varıncaya kadar herkesin bir bir katafalka çıktığını ve Abdülhalik Renda’nın Aziz Ölü’nün yüzü ile karşılaşır karşılaşmaz tabutun yanına yıkıldığını unutamam.”

Mutlu, Komite üyelerine, naaşın tahta tabuta hemen o gün konulmasının sakıncalarını anlatır ve bu işin Anıtkabir’e nakil sabahı yapılması gerektiğini belirtir. Daha sonra tıbbi işlem uygulanarak kurşun tabutun kapağı yeniden lehimlenir ve üzerine gül ağacından tabutun kapağı konulur.

Prof. Dr. Kâmile Şevki Mutlu, 10 Kasım 1953 Salı günü yataktan kalkamayacak hâlde olduğu için, işlemler verdiği talimatlar doğrultusunda Doç. Dr. Cahit Özen, Dr. Şeref Yazgan ve Salih Kebapçı tarafından yerine getirilir. Bu ekibe eşlik eden Mutlu’nun eşi Dr. Nusret Mutlu, töreni radyodan bile dinleyemeyen eşine, “ilgi çekici bir olayı” şöyle anlatır: “Aziz Ölü tahta tabuta nakledilirken, birisi Doçent Dr. Cahit Özen’e katlanmış küçük bir kâğıt uzatarak ‘Hemşiresi yolladı, koynuna koyacakmışsınız’ demiş. Cahit Özen kâğıdı açıp bakmış, eski Türkçe yazılı olduğunu görünce bir lahza duraklamış, sonra ‘ben bunu koyamam, Atatürk bana kızar’ demiş ve koymamış.”

3. MİLLETİNİN KALBİNDE

DOLMABAHCE SARAYI^’NDA GENERALLER NOBET TUTARKEN 11 KASIM 1938 (CEMAL ISIKSEL)

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de, saat dokuzu beş geçe, Dolmabahçe Sarayı’nda, “Türk’ün tarihinde ve gönlünde daima yaşamak” üzere aramızdan ayrıldı.

Atatürk’ün sağlığına ilişkin resmî tebliğlerin yayımlanmasına 22 Ekim 1938’e kadar ara verilmişti. Bu sıralar, İstanbulluların gözü Dolmabahçe Sarayı’ndaydı. Gazi’nin durumunun ağırlaşması üzerine, 8 Kasım 1938’de bir tebliğ daha yayımlandı. Bir umutsuzluğun hâkim olduğu bu tebliğde, Atatürk’ün sağlık durumunun yeniden ciddileştiği kaydediliyordu. 9 Kasım günü Atatürk’ün sağlığıyla ilgili üç resmî tebliğ yayımlanıyordu. Saat 24.00’de yayımlanan tebliğde, “Saat 20.00’den itibaren dalgınlık artmıştır. Umumi ahval vahamete doğru seyir etmektedir” deniliyordu.

Atatürk’ün vefat ettiğine ilişkin, doktorları tarafından verilen rapor ile “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin” resmî tebliği şöyleydi:

İSTANBUL, 10 (A.A) – Atatürk’ün müdavi ve müşavir tabipleri tarafından verilen rapor suretidir:

Reisicumhur Atatürk’ün umumi hallerindeki vehamet, dün gece saat 24 te neşredilen tebliğden sonra her an artarak bugün, 10 ikinciteşrin 1938 perşembe sabahı saat 9,5 geçe, Büyük Şefimiz derin koma içinde terki hayat etmişlerdir.”

Atatürk’ün sonsuzluğa göçtüğü gün Cumhuriyet Hükümeti, millî yasın acısını her satırında ortaya koyan ve ulusun duygularını dile getiren resmî bir tebliğ yayımladı. Anadolu Ajansınca duyurulan bu tebliğ, o günün diliyle şöyle:

ataturk-dusunceliİSTANBUL, 10 (A.A) – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin resmî tebliğidir:

Müdavi ve müşavir tabiplerinin neşredilen son raporu Atatürk’ün dünyaya gözlerini kapadığını bildirmektedir.

Bu acı hadise ile Türk vatanı büyük yapıcısını, Türk milleti Ulu Şefini, insanlık büyük evladını kaybetti. Milletimize içimiz yanarak bu tarife sığmayan ziyanından dolayı en derin taziyelerimizi sunarız.

Kederlerimizin tesellisini ancak ve ancak onun büyük eserine bağlılıkta ve aziz vatanımızın hizmetinde ararız. Şurasını da her şeyden evvel beyan etmeliyiz ki, ölmez olan, onun büyük eseri Cumhuriyet Türkiye’sidir.

Hükümetimiz, içinde bulunduğumuz bu mühim anda bugüne kadar olduğu gibi dikkatle vazife başındadır. Müesses olan nizamı ve vaziyeti idame hususunu, büyük Türk Milleti’nin hükümeti ile tek vücud olarak teyid ve temin edeceğine şüphe yoktur.

Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun 33’üncü maddesi mucibince, Büyük Millet Meclisi Reisi Abdulhalik Renda, Reisicumhur Vekâleti vazifesini deruhte etmiş ve ifaya başlamıştır.

Gene Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun 33’ncü maddesi mucibince, Büyük Millet Meclisi derhâl yeni Reisicumhur intihab edecektir.

Türkiye’nin büyük makamına Teşkilatı Esasiye Kanunu’na göre, geçecek zatın etrafında hükümeti ile şanlı ordusu ile ve bütün kuvveti ile Türk Milleti, sarsılmaz bir varlık olarak toplanacak ve yükselmesine devam edecektir.

Bugün ayrılığına ağladığımız Büyük Şefimiz Atatürk, her vakit Türk Milleti’ne güvendi. Eserlerini bu güvenle yaptı. İdamesi esbabını da istikmal ederek, güvenle büyük milletimize bıraktı. Ebedi Türk Milleti, onun eserlerini ebediyetle yaşatacaktır. Türk gençliği, onun kıymetli vediası olan Türkiye Cumhuriyeti’ni daima koruyacak ve onun izinde yürüyecektir.

Kemal Atatürk, Türk’ün tarihinde ve gönlünde daima yaşayacaktır.”

Büyük Millet Meclisi, İsmet İnönü’yü Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı olarak seçer; Celal Bayar da yeni hükümeti kurmakla görevlendirilir.

ATATÜRK’ÜN CENAZE NAMAZI

Atatürk’ün vefatı sonrasında Dr. Mehmet Kâmil Berk, Atatürk’ün çenesini ipek bir mendille bağlar, sargı beziyle ayak parmaklarını birleştirir ve cenaze merasiminin hazırlıklarına girişilir.

Atatürk’ün ebediyete intikali sonrasında kabrinin nerede olacağı konusunda ortada henüz bir karar yoktur ve bunun belirlenmesinin zaman alacağı gerekçesiyle cenazenin bozulmadan korunabilmesi gündeme gelir. Bu nedenle tıbbi önlem alınması gerekiyordu. Ankara’dan patoloji uzmanı Prof. Dr. Lütfi Aksu acilen İstanbul’a gönderilir.

Cenaze, Prof. Dr. Aksu tarafından tahnit edildikten sonra özel bir tabuta yerleştirilir. Atatürk’ün naaşı, 16 Kasım 1938’de Türk bayrağının örttüğü bir katafalk üzerinde Dolmabahçe Sarayı’nın büyük tören (muayede) salonunda katafalka konulur ve Türk milleti genç, yaşlı Atatürk’e son görevini yapmak için Dolmabahçe’ye âdeta akın eder.

Atatürk’ün naaşının Ankara’ya nakledilmesi yaklaştığında, cenaze namazı henüz kılınmamıştı. Kız kardeşi Makbule Atadan, namazın İstanbul’da kılınmasını ve naaşın, dinî tören yapıldıktan sonra Ankara’ya nakledilmesini istiyordu. Hükümetin, Makbule Hanım’ın isteğine uyması üzerine Atatürk’ün cenaze namazı, nakil töreninin başlamasından hemen önce, 19 Kasım 1938 sabahı saat sekizi on geçe kılınır. Namazı İlahiyat Fakültesi hocalarından Prof. Dr. Şerafettin Yaltkaya kıldırır. Namaz Türkçe “Tanrı uludur” sözleriyle başlar ve selamlar da Türkçe olarak “Esenlik üzerinize olsun” diye verilir.

Namazdan sonra generallerin taşıdığı naaş, Dolmabahçe’nin avlusuna çıkarılarak top arabasına yerleştirilir. Artık Cenaze Alayı yola çıkmaya hazırdır.

4. ANKARA’YA SON YOLCULUK BAŞLIYOR

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1938’de yaşama gözlerini yumduğunda, bütün kent ve ülke yasa boğulur. Her yaştan İstanbul halkı, 16 Kasım’da Dolmabahçe Sarayı’nda büyük tören salonunda bir katafalka konulan Atatürk’ün Bayrağa sarılı tabutunun önünden üç gün üç gece saygı geçişi yapar.

Atatürk’ün cenaze namazı, 19 Kasım sabahı Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. Aynı gün saat 08.30’da Atatürk’ün naaşı Sarayın dış kapısı önündeki top arabasına konuldu ve hınca hınç bir kalabalığın oluşturduğu Cenaze Alayı eşliğinde törenle Sarayburnu’na getirildi. Tabut burada Zafer Torpidosu’na alınarak Moda açıklarında duran Yavuz Zırhlısı’na nakledildi.

DAHA GÜN AĞARMADAN ŞEHİR AYAKTA    

dolmabahceden-cikisBu duygulu tören, Anadolu Ajansı’nın 19 Kasım 1938 tarihli bültenindeki haberinde şöyle yansıtılıyordu: “İstanbul. 19. a.a.- Daha gün ağarmadan şehir ayakta… Evinden fırlayan sahile ve Beşiktaş’tan Sarayburnu’na kadar inen yollara doğru koşuşuyor. Vakit ilerledikçe bir insan seline dönen bu telaşlı akın ancak ve asker sedlerinin önünde kırılıyor ve sayısız başlardan heybetli tablolar yapıyor. Yarım bayraklar, kapalı çarşıları, durdurulmuş tramvaylarıyla bir ölü evine dönen bu şehir içinde bu kıyıları dolduran, bu pencerelerden sarkan ve damlara tırmanan insan yığınları en küçüğünden en yaşlısına kadar kadın, erkek bir tek arzunun ateş ve ıztırabile yanmakta, geçmiş ve gelecek günlerinin en hüzünlü ve ulvi intizarını yaşamaktadır: Düne kadar Türk’ün gökleri altında geçtiği yerleri bayram yerine döndüren büyükler büyüğü Atatürk, birazdan bayrağına sarılı bir tabut halinde buralardan geçecek. Bu geçişi görebilmek, bu tabutun önünde eğilmek ve gözyaşları dökebilmek, şimdi bütün İstanbul’un en yenilmez arzusudur.

Saat 8’den itibaren deniz seferleri durdurulduğu için Boğaz’dan, Kadıköy’den, Üsküdar’dan motör ve kayıklarla geçenler görülüyor. Bu sayısı mahdut vasıtalarda bir kişilik yer bulabilmek için 30 misli fazla para verenler ve yer bulamayanlar pek çoktur. Adalar ve Anadolu kıyıları, İstanbul sokakları gibi misli görülmemiş bir kalabalıkla doludur. Yarı bulutlu, fakat güneşli bir hava sabahın saat dördünden beri yollarda biriken halkı ısıtmaktadır. Zabıtanın bütün itinalı tedbirlerine rağmen yer yer barajların kırıldığı görülüyor, itfaiyenin ve motosikletli polislerin yardımile intizam güçlükle iade edilebiliyor.”

BEDBAHT İSTANBUL SOKAKLARI

   

YAVUZ'UN GUVERTESINDE 19 KASIM 1938 (CEMAL ISIKSEL)
YAVUZ’UN GUVERTESINDE 19 KASIM 1938 (CEMAL ISIKSEL)

“İşte Büyük Ölünün Ankara’ya nakil merasimi daha başlamadan bedbaht İstanbul sokaklarının kısa bir tablosu…”denilerek hüzünlü tablo özetlenen haber, Dolmabahçe Sarayı’ndan bildiren muhabirin anlatımıyla özetle şöyle devam ediyordu:  “Dolmabahçe Sarayı’na gelince, burada hazırlıklar erkence başlamıştı. Büyük Ölünün son ihtiram nöbetini bekleyen yaverleri ve dostları, büyük üniformalı subaylar, vali ve belediye reisi, bu hazırlıklara nezaret ediyorlardı. Dolmabahçe’nin ağaçlı caddesi, iki sıra çelenklerle bir çiçek sergisi hâlinde. Cenazeyi taşıyacak top arabası saat sekizi çeyrek geçe merasim salonunun mermer basamaklı medhaline yanaşıyor. Arabaya üç çift siyah katana koşulu. Başta, gözleri ağlamaktan kızarmış Başvekil Celal Bayar olduğu hâlde generaller, kâtibi umumileri ve yaverleri hep orada.

Merasim başlıyor: Sekizi çeyrek geçe en yakın silah arkadaşlarından on iki tümgeneral cenazenin başucunda toplandı. Sandukayı kaldırdılar ve eller üstünde, vakur adımlarla top arabası önüne getirdiler.  (…)

Büyük Başbuğun sandukaları bir ibadet huşu içinde top arabasına konulurken hıçkırıklarını tutamayan ve gözyaşlarını saklayamayanlar törende yer almağa hazırlanıyor. Saat tam 9’da Saray’dan hareket olundu. Alayın önünde geniş safta atlı bir polis kıtası yol açmak rolünde. Bunu bir süvari kıtası, bandolu bir piyade taburu, bir topçu taburu, bir deniz taburu takib ediyor. Yukarda tayyareler saf saf geçiyor. At üzerinde Orgeneral Fahrettin Altay merasime riyaset etmekte.

zafer-torpidosuAskerî kıtalardan sonra üniversite gençleri tarafından taşınan çelenkler geliyor. Sayılamayacak kadar çok çelenk ve arkasından herkesin beklediği ve herkesin öz babasından fazla sevdiği Büyük Atatürk’ü taşıyan top arabası. Bu araba, Büyük Ölünün manevi mehabeti altında ezilmiş gibi yavaş ve yok hissini veriyor. Yaşlı gözler ve yanık gönüller hep yüksekte ipek bir Türk Bayrağına sarılı bulunan tabuta doğru çevrili.

12 general kılıç çekmiş olarak top arabasının iki tarafında yürüyorlar. Arkasında siyah kadifeden bir yastık üzerinde Atatürk’ün İstiklal Madalyası ve Harb Madalyası, Tümgeneral İlyas Aydemir tarafından ihtiramla taşınmakta. Yollarda ağlayan, hıçkıran ve bayılanların sayısı çoktu. Alayın kolbaşısı Sarayburnu rıhtımına geldiği vakit alay durdu. Burada cenazeyi Yavuz Zırhlısı’na götürecek olan Zafer Torpidosu sabahtan beri rıhtıma yanaşmış beklemekte idi. Tabutun Torpidoya nakledileceği geçidin bir tarafında Başvekil ile Riyaseti Cumhur erkânı dizilmişlerdi. Genç subayların elleri üzerinde tabut, Zafer Torpidosu’na geçirilerek, hazırlanan hususi mevkie yerleştirildi.”

Büyük Önder’in aziz naaşı, daha sonra Zafer Torpidosu’ndan, Moda açıklarında bekleyen Yavuz Zırhlısı’na nakledilecek ve İzmit’e doğru yola çıkarılacaktı.

5. ANKARA’YA SON YOLCULUK

ONUNDE KATAFALK’TA 20 KASIM 1938 (CEMAL ISIKSEL)

Mustafa Kemal Atatürk, sağlığında devrimlerini anlatmak, çok sevdiği yurttaşlarının durumunu yakından görmek, onların sorunlarını dinlemek için geçtiği yollardan; gecenin yaslı sessizliğini bozmamaya özen gösterircesine ilerleyen şimendiferin çektiği özel trenle İzmit’ten, başkente doğru ebediyete doğru yolculuğuna başlıyordu.

Trende bulunan AA muhabiri, Bilecik’ten, Eskişehir’den, Polatlı’dan, Etimesgut’tan haberler yazdırıyordu: “Atatürk’ü hamil bulunan tren İzmit’ten gözyaşları ve hıçkırıklar arasında geçmişti. Tren meşalelerle aydınlatılmış bütün istasyonlarda birer dakika duruyordu, gözleri yaşlı halk, büyük Ata’sına son vazifesini yapıyordu.”
Bilecik’te de mahşeri bir kalabalık vardı: “Gece yarısından sonra olmasına rağmen her istasyonda ellerinde meşaleler tutan kadın ve erkek binlerce insan büyük Ata’yı ziyaret ve tavafa geliyor. ‘Ata’mızı kaybettiğimize inanamıyoruz’ diye feryat ediyorlar”dı.

Tren Eskişehir’e sabahın 3’ünden sonra ulaşılıyordu; istasyonda binlerce insan vardı. Kadın, erkek, genç, ihtiyar herkes, “Ata’mız gitme, Ata’mız nereye gidiyorsun’ diye inliyor, ellerini onun mübarek varlığı arkasından uzatarak titriyordu. Tren bu matemli havanın içinden geçerek, Ata’yı Ankara’ya götürürken; Eskişehir halkı gurub eden en büyük güneşin acısıyla uyumuyor, oturmuyor, ağlıyor ve caddelerde dolaşıyorlardı; binlerce Türk hâlâ Ankara’ya doğru bakarak hıçkırıyor”du.

Polatlı’da da sabahın yaklaşmış olmasına ve soğuğa rağmen trenin geçtiği yollarda halk yığınları göze çarpıyordu. Nemli gözler büyük Ata’nın naaşını taşıyan vagonu arıyor. “Vagon çiçekler içinde ve katarın en sonundaydı. Atatürk’ün vagonu görününce hıçkırıklar ve feryatlar başlıyor”du.

ETİMESGUT’TA TAYYARELER KARŞILIYOR

trenEtimesgut’ta, şafakla beraber Atatürk’ün naaşını selamlamaya gelen tayyareler gözükmüştü ve geniş kavisler çizerek trenin üzerinde uçmaya başlamışlardı. Alacakaranlıkta hattın iki tarafına dizilen halk yığınları görünüyordu. “Herkes boynu bükük bükük, yaşlı gözlerle büyük Ata’ya son teşyi vazifesini yapıyorlar”dı.
Ankara, 20 Kasım sabahı, erken saatlerinden itibaren ebedi şef Atatürk’ün aziz naaşlarını selamlamak için caddelere ve yollara dökülmüştü. “Büyükler büyüğünü hamil hususi tren, saat onu on geçe ağır ağır istasyona giriyordu.”

“Hususi tren, istasyona girerken Reisicumhur İsmet İnönü, yanında Meclis Reisi Abdülhalik Renda, Mareşal Fevzi Çakmak, vekiller olduğu halde tabutun bulunduğu vagona doğru ilerliyordu. Vagondan, yol esnasında tabuta refakat etmiş olan Başvekil Celal Bayar, Orgeneral Fahrettin Altay ve Riyaseti Cumhur erkânı iner inmez, Reisicumhur İsmet İnönü ve vekiller vagona çıkarak ölmezler ölmezinin aziz ve mübarek naaşını selamlıyorlardı.
Vagondan indirildikten sonra 12 general tarafından top arabasına konulan naaş, Büyük Millet Meclisi’ne götürülüyordu. Millet Meclisi’nde defne ve meşe dallarıyla sarılmış ve üzerinde altı meşale yanan altı yeşil sütunun çevrelediği katafalk hazırlanmıştı. Sarmaşık dallarının sarıldığı beyaz bir zemin üzerine yukarıdan aşağıya, tabutun konacağı kaideye kadar inen büyük bir Türk Bayrağı katafalkın fonunu teşkil ediyordu, yerler yeşil yapraklarla örtülmüştü.

trendeAtatürk’ün naaşı, “40 erin ve 12 mebusun omuzları üzerinde” taşındıktan sonra katafalkın içindeki kaideye konuluyordu. Üzerine al atlas bayrağın örtülmesinden sonra, tazim geçişine başlanıyordu. .
İlk olarak Cumhurbaşkanı İnönü, Büyük Şef’in tabutu önünde eğilmişti. Resmî geçişlerden sonra “nihayet sabahın erken saatlerinden beri Ankara’nın bütün anayolları üzerinde toplanmış olan ve Ata’sına tazimi ifa için bekleşen mini mini yavrulardan yakınlarının koltuğunda sürüklenip gelen ihtiyarlara kadar kadın erkek bütün Ankara, katafalkın önünden büyük bir sükûn içinde geçmeye” başlamıştı. “Bir sel hâlinde Büyük Şef’in tabutu önünden akıp giden bu halk safları arasında zaman zaman zapt edilemeyen bir feryat yükselmekte ve hiç kimse gözyaşlarını tutmak kudretini kendinde bulamamakta idi.”

Atatürk’ün naaşı, 21 Kasım 1938’de geçici ‘’istirahatgâhı’’ Etnografya Müzesi’ne götürüldü. Saat 9.50’de Büyük Kurtarıcının naaşını top arabasına nakletmek için hazırlıklar başlamıştı. Top arabası ağır ağır hareket ettiğinde uzaktan top sesleri yankılanıyordu; “Riyaseti Cumhur Bandosu’nun ağır ağır çaldığı Şopen’in matem havası göklere yükseliyor”du.

“Atatürk’ün tabutu müzeye gelinceye kadar bütün güzergâh boyunca birikmiş ve acıdan, ızdıraptan yoğrulmuş olan ve sessizce inleyen halk kütlelerinin arasından geçti. Şef’in tabutu kendisine son ihtiramı ifa için saf tutmuş Türk ve ecnebi kıtaatının arasından geçerek, orada, Etnografi Müzesi’nde hazırlanan muvakkat istirahatgâhı önüne geldiği zaman, Cenaze Alayının arz ettiği manzara, çok ulvi ve o derece de muhteşem olmuştu.
Tabut, müzenin tam orta kısmını teşkil eden ve yukarıdan aşağıya beyaz muslinlerle kaplanmış olan salonun ortasındaki kaideye yine silah arkadaşlarının elleriyle kondu ve yine bu ellerle üzerine şanlı Bayrağımız örtüldü.”

Atatürk’ün naaşı, Anıtkabir’e nakledildiği 10 Kasım 1953 tarihine kadar, geçici kabri Etnografya Müzesi’nde kaldı.