Ana Sayfa Yazarlar Düşük yoğunluklu 3. Dünya Savaşı

Düşük yoğunluklu 3. Dünya Savaşı

318
PAYLAŞ

Merhaba sevgili okurlar…!
Sizlerle bir araya gelebilmekten çok mutluyum. ailesi gibi kimseyi çok üzmeden hem nalına hem de mıhına vuran bir gazetenin gururlu bir ferdi haline geldim ve sizlere; elbette karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde buradan hitap etmeye çalışacağım. Hepiniz hatırlarsınız; eskiden kebapçılarda bir levha hep vardı: ‘Kebaplarda acele edilmemesi sıhhattendir’ diye… Ben de bu sıhhat kelimesi çerçevesinde bana biraz zaman tanımanızı rica ediyorum.
Şimdi gelelim bu ilk yazımızın hikayesine.
Savaş olgusu, insan var olduğundan bu yana dünyamızda hüküm sürmektedir. Kendimizi hiç kandırmayalım; adına altın, petrol veya ideoloji deyin, savaşların sebebi zenginlik edinme çabasıdır. Geçmiş tüm imparatorluklar ve bugünkü egemen güçler hep aynı güdüyle hareket etmiş ve halen etmektedir.
Savaş, insan gücünün ve teknolojinin yanı sıra, dünya üzerinde kapışılacak bir ringe de ihtiyaç duymaktadır.
Birinci Dünya Savaşı Avrupa genelinde,
İkinci Dünya Savaşı ise neredeyse tüm kıtalar genelinde gerçekleşmiş, “Soğuk Savaş” dönemi ise başta Hindiçin ve Afrika’da iki farklı ideolojinin kapışmasına sahne olmuştur.
Ancak bugüne baktığımızda Amerika’dan Pakistan’a kadar uzanan bir coğrafyada yıllardır terör kaynaklı toplu ölümlere tanık olmaktayız.
Ve savaşın şekli, bildiğiniz üzere artık değişti. Eskiden düzenli ordularla yapılan savaşların yerini, ne zaman, ne yerde olacağı kestirilemeyen şiddet olayları almış bulunmakta.
Bunun sebepleri üzerinde ileride duracak olmakla birlikte, ülkemizi yakından ilgilendirdiği için hükümetimiz DEAŞ, DAİŞ (İslam dinimize hakaret olmasın diye uydurulduğu için her kafadan ayrı bir ses çıkıyor!) gibi adlandırıyor. Batı dünyasının ise IŞİD olarak adlandırdığı aşırı radikal bir gurubun başta Suruç, Ankara, Beyrut ve nihayet Paris’te gerçekleştirdiği eylemleri terazinin bir kefesine koyalım.
Eskiden de tanıdığımız El-Kaide’yi ve Taliban örgütlerini de bu kefeye ekleyelim.
Şu anda ülkemizin de dahil olduğu Batılı güçlerin bu terörist örgütlere karşı son 20 yıldır mücadele ettiği gerçeğini de öbür kefeye koyalım ve birlikte düşünelim:
Artık, Amerika Kıtası’ndaki, Avrupa’daki, Kuzey Afrika’daki ve ülkemiz dahil Ortadoğu coğrafyasına yakın ülkelerdeki tüm insanlar, kendi hayat tarzlarına karşı bulunan bu radikal girişimlerin doğrudan hedefi halindedir.
Doğru mu?
Her ülke, bu terörist tehdide karşı bir mücadele içindedir.
Doğru mu?
Teröristler sadece askeri ve polisi değil; sokaktaki vatandaşı da hedef almaktadır.
Doğru mu?
Eğer bu yukarıdaki tespitlerimiz doğru ise, demek ki, kirli bir savaş yıllardır sürmekte ve tüm dünyada, hedef kitlesi dahi seçmeyerek devam etmektedir.
Sonuçta, kaynağı ne olursa olsun nerede, ne zaman ve kimin hedeflendiği belli olmayan, aktörleri dahi birbirine karışan, düşük yoğunluklu bir ‘Üçüncü Dünya Savaşı’ yaşadığımızı inkar etmek mümkün müdür?

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam