Eskiden Dünya Kadınlar Günü bugünkü kadar yaygın değildi. Veya bizim çevremizde pek bilinmiyordu. Ben Dünya Kadınlar Günü’nün önemini ilk defa 2004 yıllında Kazakistan’da bulunduğumuz zaman gördüm. Bizim literatürde “Kazak Erkek” kavramı revaçtaydı.

Kadınına hesap vermek zorunda olmayan, istediği zaman istediğini yapabilen bir erkekti “Kazak Erkek”. Ancak Kazakistan’da gördüm ki Kazak erkek, kadınına saygılı ve 8 Mart Kadınlar Gününü bir bayram günü kutlar gibi kutluyor.
Uluslararası Ahmed Yesevi Türk Kazak Üniversitesi’nde bütün bayanlara o gün karanfiller, güller hediye ediliyor. O gün akşam kadın öğretim elemanları onuruna erkek öğretim elemanları yemek düzenliyorlar. Buna karşılık II. Dünya Savaşı’nın sona erdiği (8 Mayıs 1945) tarihi de “Erler Günü” olarak aynı şekilde bayan öğretim elemanları tarafından kutlanıyor.
Kazakistan’dan döndükten sonra aynı şeyi kendi üniversitemde, kendi çevremde acizâne uygulamaya çalıştım. Bayan öğretim elemanlarımızın Kadınlar Gününü bir nergis, bir çuha çiçeği ile de olsa kutlamak çabasındaydım. Bu küçücük hediyeler bile onlarda o kadar büyük sevinçler doğuruyordu ki anlatılmaz. Durgun bir göle düşen küçücük bir taşın etkisinin kocaman oluşu gibi bir şey. Keşke imkân olsa ve hepsine kocaman kocaman çiçekler verebilmiş olsaydım diye hep hayıflandım.
Türkiye’de bir kısım erkek arkadaşlar Dünya Kadınlar Günü kutlamalarını “özenti” gibi görüyor. Gerekçeleri ise “Bizim bayramlarımız var” veya “Bizim anneler günümüz var” şeklinde oluyor. Bu bir anlamda doğru bile olsa kadınlarımıza ayrı bir gün tahsis edilmiş olması bayramlarda veya anneler gününde bizi durduran bir şey değil.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kadınlarımıza duyduğumuz sevgi ve saygıyı değişik şekillerde göstermek bir vefa borcudur. Bunu yapmak kadınları sevindirir ama erkeklere hiçbir şey kayıp ettirmez.
Son yıllarda kadınlarımıza, kızlarımıza karşı girişilen insanlık dışı bazı fiili saldırılar, cinayetler, tecavüzler, tacizler 8 Martları daha içten kutlamamız konusunda bizleri teşvik etmeli. Hem de “ama”sız, “fakat”sız, kayıtsız, şartsız.
Hayata tamamen bir ideolojinin çerçevesinden bakmayı alışkanlık edinen bazı kişiler 8 Martı da ideolojik yaklaşımlarına malzeme etmeye çalışacaklardır. Konu, hiçbir dinle, hiçbir ideoloji ile doğrudan ilintili değildir. Dünyanın her yanında kadınlar saldırıya uğruyor, şu veya bu şekilde kadınlar istismar ediliyor. Bazı ülkelerde kadına şiddetin oranı daha yüksek olsa da dünyada hiçbir ülke, hiçbir millet tam olarak masum değil.
Tarsus’ta Özgecan’ın cenazesi nasıl herkesi ayağa kaldırdıysa aynı şekilde kadına yapılan haksızlıkların önlenmesi için birlik olmalıyız. Bu olayı, hiçbir ideolojiye veya siyasi düşünceye malzeme yapmadan sadece kadına duyulan saygının gereği olarak ortaya öne çıkarmalıyız.
Bütün kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. 8 Mart kutlamalarına giderken trafik kazası geçirerek vefat eden kardeşlerimize de rahmet diliyorum.
Daha güzel 8 Martlarda bir araya gelebilmek dileğiyle. Bu çiçekler bütün fedakâr, cefakâr, çilekeş; evi gerçekten “yuva” yapan, yaşanılır kılan kadınlarımıza.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

PAYLAŞ
Önceki İçerikBeraberliğe de mutlu olurdum
Sonraki İçerikReferandum en çok Yıldırım’ı etkileyecek!
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.