Dünya Barış Konseyi ödülleri

0
25

Dünya Barış Konseyi, 22 Kasım 1950 ‘de ünlü Şair Nâzım Hikmet’e,İspanya’dan Paplo Picasso,Şili’den Paplo Neruda, Amerikadan Paul Robeson ve Polonya’dan Wanda Jakubowska’ya “Uluslararası Barış Ödülü’nün verildiğini açıkladı.

Birleşmiş Milletler bünyesinde yer alan ve 1949 ‘da kurulan , beşi devamlı ,onbeş ülkenin görev aldığı Dünya Barış Konseyi’nin amacı ,küresel güvenlik, silahsızlanma,ulusal bağımsızlık,ekonomik,sosyal adalet ve gelişim…başlıkları altında toplanmıştır.
NÂZIM HİKMET (1902-1963),dünya şairi.
Hepimiz Nazım Hikmet’in 1949 yılında Bursa Cezaevi’nde sağcı fanatiklerce linç edilmek istenen Paul Robeson için “ Korku” şiirini yazdığını ve bu şiirle daha sonra Picasso, Neruda ve Paul Robeson’la birlikte Uluslararası Barış Ödülüne değer görüldüğünü biliyoruz.
Önce bugün bile anlamını asla yitirmemiş olan bu muazzam dizelere bir göz atalım:
“Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizi söyletmiyorlar bize,
Korkuyorlar Robson
şafaktan korkuyorlar,
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar.
Yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten
(Sizin de bir Ferhad’ınız vardır elbet Robson,adı ne? )
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar,
akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar.
Ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine,
Ümitten korkuyorlar Robson, ümitten korkuyorlar, ümitten.
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizden korkuyorlar.”
Bir şair duyarlılığı bu olsa gerek. Ama belki de öncelikle insan olmanın onuru. Senden kilometrelerce ötede bir sesi duyabilmek ve dizelerinle ona dokunabilmek.
Kimdir bu büyük ustaya bu dizeleri yazdıran kişi?
1898 yılında Princeton-Philadelphia’ da dünyaya gelmiş zenci bir bebek.
Paul Robeson (1989-1976) Amerikalı Şarkıcı. İnsanlık tarihinin hiç bitmeyen yüz karası günlerinde bir köle çocuğu olarak gözlerini dünyaya açmış bir insan evladıdır. Yoksullukla dolu çocukluk günlerinde ilkokula başladığında zenci çocuğu olarak okula devam eden iki çocuktan biriydi Robeson.Bir çok anlamda bir ilktir.
Öncelikle atalarından ona miras kalmış bedeniyle atletik yapısı, direnci ve çalışkanlığıyla Amerikan tarihinde hiç kimseye verilmemiş “Onurlu Aile” belgesini alan ilk zencidir. Okul yaşamında başarılı olabilmek için fiziki yapısını kullanan ve okulunun atletizm grubuna katılan Robenson bu vesileyle öğrenim hayatını tamamlayabilmiştir.
SENİ DÜŞÜNMEK
“Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey,
Dünyanın en güzel sesinden
En güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey…
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
Ben artık şarkı dinlemek değil,
Şarkı söylemek istiyorum.
DÜNYAYI VERELİM ÇOCUKLARA
Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne
allı pullu bir balon gibi verelim oynasınlar
oynasınlar türküler söyliyerek yıldızların arasında
dünyayı çocuklara verelim
kocaman bir elma gibi verelim sıcacık bir ekmek somunu gibi
hiç değilse bir günlüğüne doysunlar
bir günlük de olsa öğrensin dünya arkadaşlığı
çocuklar dünyayı alacak elimizden
ölümsüz ağaçlar dikecekler.”
PAPLO PİCASSO (1881-1973) ,İspanyol ressam ve heykeltraş.
Picasso kimi için bir bayrak, kimi içinse bir hedeftir; modem çağın gerçek sembolü, Pandora Vazosundan çağdaş sanatın tüm özlemlerini salıveren bir dahidir.
Picasso’nun en üstün yönü, sade fakat sonsuz özlemleri, hep duygu ve stilin doruğunda gerçekleştirebilmesidir. Yaşama tutkusu, duygusal gerilimi. Picasso’yla beraber, resim sanatına ilk defa, sadece «gerçek» ve onun tutkuları değil, gerçeği kapsamaya yarayacak mantıksal öğeler de girmiştir. Bu yüzden gerçekle, çizilen arasında, görünüş benzerliğinin, onun için, hiç önemi yoktur. «Neden»leri ve «izlenim»leri aramak için doğanın derinliğine yönelmesi gereksizdir. İçindeki duygusal atılımlar, izlenimlerini yorumlamaya yeterli olmaktadır. Picasso aramaz, bulur. Picasso görmez, düşünür.
PAPLO NERUDA (1904-1973),Şili’li dünya ozanı.
20. yüzyıl şiirinin en önemli adlarından Şili’li şair ve diplomat Pablo Neruda’nın asıl adı Ricardo Neftali Reyes y Basoalto’dur. Çekoslovakyalı şair Jan Neruda’ya olan hayranlığından dolayı Pablo Neruda takma adını kullandı. 12 Temmuz 1904’te Parral kentinde doğdu. Babası demiryolunda çalışıyordu, annesi öğretmendi. İlk ve orta öğrenimini yaptığı Temuco’da şair Gabriela Mistral ile tanıştı. On dört yaşındayken La Manana gazetesinin sanat bölümünü yönetmeye başladı.1917-20 yılları arasında ilk şiirlerini yazdı. 1925’te Santiago’ya gelerek mimarlık ve Fransızca öğrenimine başladı.
1936’da İspanya İç Savaşı sırasında Cumhuriyetçiler safında yer aldı. 1937’de İspanya Yüreklerde yayımlandı. 1943’te Şili’ye döndü. 1945’te senatör seçildi. 1948’de Şili Komünist Partisi’nin yasadışı ilan edilmesi üzerine Şili’den ayrılmak zorunda kaldı. 1952’ye kadar Meksika, İtalya, S.S.C.B, çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşadı. Bu arada, Üçüncü Konukluk (1947) , Evrensel Şarkı (1950) , Kaptanın Dizeleri (1952) adlı kitaplar yayımlandı. Şili’li Büyük Dünya Ozanı unvanıyla anılan Neruda’ya 1952’de Dünya Barış Ödülü, 1953’te Stalin Ödülü verildi. 1968’de Amerikan Sanat ve Edebiyat Akademisi onursal üyeliğine seçildi.
1969’da Şili Cumhurbaşkanlığına aday gösterildi, ama Allende lehine adaylıktan çekildi. 1971’de Paris Büyükelçiliğine atandı. Bu görevdeyken 1971 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandı. 1973 askeri darbesinin ardından Santiago’da evi basılan Neruda’nın 24 Eylül 1973’te öldüğü açıklandı.
Wanda Jakubowska (1907-1998) Polonyalı, en iyi film ödülü sahibi sanatçı…
Kalemini, gönlünü, emeğini, düşüncelerini, fikirlerini ve eserlerini insanlığa adamış kişiler, “Dünya Barışı Ödülü”ne layık görülürler ve tüm insanlığın gönlünde unutulmaz yerlerini alırlar.