Ana Sayfa Yazarlar “Dört Ayaklı Minare İnsanlık Mirasıdır”

“Dört Ayaklı Minare İnsanlık Mirasıdır”

838
PAYLAŞ

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, Dört Ayaklı Minare’nin ayaklarının çatışmalarda zarar görmesi dolayısıyla bir basın açıklaması yapmaktaydı.

Tahir Elçi, tarihî Diyarbakır’ın (Sur İlçesi) çatışma alanı haline getirilmesini kınıyordu. Çatışma arasında kaldı ve hain bir kurşunla hayatını kayıp etti. Çatışmalar sırasında iki polisimiz de maalesef şehit oldu.Bugün Dört Ayaklı Minare, Diyarbakır’da iç içe yaşayan 4 Mezhebi temsil ediyordu. Minare ve cami 1500 yılında Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey tarafından yaptırılmıştı. Bu yüzden uzun yıllar Kasım Bey (Kasım Padişah) Camii diye anıldı.
Kasım Bey Camii, Şeyh Mutahhar Türbesi’nin bulunduğu arsa üzerine yapıldığı için bir diğer adı Şeyh Mutahhar Camii olmuştu. Mutahhar ismi zamanla halk arasında Arapça “yağmur “ anlamındaki “Matar” kelimesine dönüştü ve bina Şeyh Matar Camii diye anılmaya başladı.

DÖRT AYAKLIEvliya Çelebi 1655 yılında Diyarbakır’a geldiği zaman bu eşsiz minare bir demirci dükkânı içerisinde bulunuyor, yoldan geçenler minareyi göremiyordu. Evliya, caminin kimin tarafından yapıldığını bilmiyordu ama yarısının Timurleng tarafından yıkıldığını (1401) bilmekteydi (Seyahatnâme, IV, s.26)1. Bu durumda yıkılan Şeyh Mutahhar Camii’nin yerine Kasım Padişah tarafından 1501’de yeni bir cami yapıldığını söyleyebiliriz. Evliya Çelebi, minarenin 5 sütun üzerine oturduğunu, esas yükü ortadaki ana sütunun taşıdığını, yanlardaki 4 sütunun görünüşü tamamlamak için konulduğunu bu yüzden de “Minare-i Mu’allak” olarak adlandırıldığını yazar. Diyarbakır’ın yetiştirdiği kıymetli araştırmacı Merhum Şevket Beysanoğlu da “Şeyh Matar Camii” başlığı altında değerli bilgi sunmuştur (Beysanoğlu, II, 456).

DÖRTBazı araştırmacılar bu ilginç minarenin eskiden bir kilisenin çan kulesi olduğunu düşünmektedirler. Ancak Diyarbakır’da kare kaideli minare geleneği yaygındır. Bu minarede görülen değişiklik ise kaidenin 4 sütun üzerine oturtulmuş olmasıdır.
Diyarbakır (Diyarbekir), Artuklular, Akkoyunlular, Karakoyunlular zamanından beri bir Türk yurdudur. 1515 yılında Bıyıklı Mehmed Paşa, Diyarbakır’ı İran’ın zulmünden kurtarmış ve şehre ilk Osmanlı yapıları onun zamanında yapılmaya başlamıştır. Bugün her mahallesindeki Akkoyunlular ve Osmanlılar tarafından yapılmış tarihi eserleriyle Diyarbakır, dünya mirası tarihî bir şehirdir.
Tahir Elçi, Diyarbakır’ın tarihi eserlerine sahip çıkma çabası içerisinde iken akıl almaz bir şekilde öldürülmüştür. Tahir Elçi, “Çatışmalar tarihi dokuya zarar veriyor. PKK bu bölgeden çekilmeli, bu bölge çatışma alanı olmaktan çıkarılmalıdır” diyordu. Belki kaza kurşunu ile, belki de sırf bu sebeple öldürüldü. Olayın “faili mechul” kalmaması bütün akıl ve vicdan sahiplerinin ortak isteğidir. Ama görünen o ki onu öldürenler ile, “savcıların olayı soruşturmasını engelleyen kişiler” aynı kişilerdir.
İnsanlık mirası olan tarihî eserlere sahip çıkmak bir etnisite gereği değil, bir insanlık gereğidir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikTÜRKİYE KAMU HASTANELERİ KURUMU(199093)
Sonraki İçerikAskeri teknolojiyi üretebilmek
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

4 Yorumlar

  1. Hem PKK hem IŞİD gibi terör örgütleri sadece eylem yapıp birilerini öldürmüyor, aynı zamanda tarihi yapılara zarar veriyor. Son zamanlarda IŞİD, Musul Kütüphanesi’ndeki binlerce tarihi kitabı ve el yazmalarını yaktı. Buna benzer eylemleri PKK da yapıyor. Okul ve kütüphaneleri yakıp yıkıyor. Irak’ta binlerce eserin bulunduğu Musul Kütüphanesi’ni yakan IŞİD, Musul Müzesi’ndeki heykel ve diğer sanat eserlerini de balyozlarla yıktı. Yine benzer bir şekilde PKK da tarihi yapılara zarar veriyor. Terör örgütleri bunları bilinçli olarak yapıyorlar. Bu eylemlerdeki amaçları ise hem tarihimizi unutturmayı hem de okuyup öğrenmemizi engellemek. Canımızı yakmaları yetmiyormuş gibi geçmişimizi de yakmaya çalışıyorlar. Terörün yaptığı bu telafisi mümkün olmayan eylemlerin son bulması için mücadele edilmeli. Rabbim zalimlere fırsat vermesin.

  2. Tahir Elçi her ne kadar PKK sempatizanı biri de olsa tarih bilinci yüksek biriydi. PKK’nin ona karşı bir saldırı yapması da bu yüzdendi aslında. PKK, Kürtlerin Türkler ile olan ortak tarihini silip, Kürtlerin özgül bir tarihini yaratma arzusunu uzun zamandır planlıyor. Özellikle üniversitelerde biliçli bir kampanya yürüttüğünü söyleyebiliriz.

    PKK’nin uzun uğraşlarının boşa çıkacağı kesindir. Zira, 1000 yıllık bir ortak tarih ve ortak mazi duygusunu sökü atması imkansıza yakındır.

  3. Tahir Elçi, Diyarbakır’ın tarihi eserlerine sahip çıkma çabası içerisinde iken akıl almaz bir şekilde öldürülmüştür. Tahir Elçi, “Çatışmalar tarihi dokuya zarar veriyor. PKK bu bölgeden çekilmeli, bu bölge çatışma alanı olmaktan çıkarılmalıdır” diyordu. Belki kaza kurşunu ile, belki de sırf bu sebeple öldürüldü. Olayın “faili mechul” kalmaması bütün akıl ve vicdan sahiplerinin ortak isteğidir. Ama görünen o ki onu öldürenler ile, “savcıların olayı soruşturmasını engelleyen kişiler” aynı kişilerdir.

  4. İnsanlık mirası olan tarihî eserlere sahip çıkmak bir etnisite gereği değil, bir insanlık gereğidir.

Comments are closed.