Geçen yıl Türkiye’de bir milyon 309 bin 771 bebek dünyaya gözlerini açtı. Cinsiyet dağılımına bakınca, referandum sonucu gibi, bebeklerimizin yüzde 51.3 erkek yüzde 48.7’si kız oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2016 doğurganlık verilerinin en dikkat çekici sonucu canlı bebek doğurganlık hızının 2015 yılına göre 2.15’den 2.10’a gerilemesi. Buna göre, geçen yıl, bir önceki yıla göre 23 bin 558 daha az doğum yapıldı. Doğurganlık hızı bir kadının 15–49 yaşları arasında yapabileceği doğum sayısı olarak tanımlanıyor. TÜİK, bu rakamları “bu durum, doğurganlığın nüfusun yenilenme düzeyi seviyesinde olduğunu gösterdi” şeklinde yorumluyor. Yani ne nüfus patlaması yaşanıyor ne de nüfus gerilemesi.
Bu rakamlar ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her fırsatta “üç çocuk yapın” (son zamanlarda bu talep dört çocuğa çıkmıştı) çağrılarına ailelerin giderek çok sıcak bakmadığını da gösteriyor. Anne babalar “iki çocuk yeter” görüşünü benimsiyorlar. Cumhurbaşkanın çağrısına fazlasıyla uyan Şanlıurfa ve güneydoğu illeri. Doğurganlık hızının 4.33’e ulaştığı Şanlıurfa’da ve bölge kadınlarının “en az dört çocuk yapma ve çocuk fabrikasına dönüşme” yazgıları devam ediyor. Bebek seslerinin en az duyulduğu il ise Karabük.
Diğer bir sonuçta “yaşa özel” doğurganlık hızının 25-29 yaş grubuna kayması. Bu yaş grubundaki doğurganlık hızı 2011 yılında binde 125 iken 2016 yılında binde 133’e çıktı. Verilere göre doğum yapma yaşı, 29’da en üst düzeye çıkıyor ve sonraki yaşlarda hızla düşüyor. Demek ki kadınlarımız 30’una gelmeden çocuk sahibi olmayı tercih ediyorlar.
Bu tercihi 15-19 yaş grubu yani ergenlik olarak bilinen adölesan döneminde doğurganlık hızının, 2011 yılında her bin kadında 32 olan doğum sayısının 2016 yılında 24’e inmesi de destekliyor. Bu kadınlarımızın çok genç yaşta anne olmak istemediklerini de gösteriyor.
Bin nüfus başına düşen ve kaba doğum olarak ifade edilen doğum sayı da 2015 de 17 iken 2016 yılında 16,5 oldu. Bu sınıflandırmada binde 32.9 ile Şanlıurfa yine ilk sırada. En az il ise binde 9,8 ile Karabük’te.
TUİK’in genel hatlarıyla açıkladığı bu verilerin yan unsurlarıyla daha da zenginleştirilmesi gerekiyor. İstenen ve istenmeyen gebelikler, kürtaj, evlilik dışı doğumlar, en fazla hangi cinsiyette bebek isteniyor, sezaryen mi yoksa normal doğum mu tercih ediliyor, çalışan kadınların düşünceleri, tüp bebek olayları gibi daha detaylı araştırmalar yapması memleketimizin geleceğine yol gösterebilir.
Eğer insan merkezli bir yönetim anlayışı olacaksa bu veriler, gelecek yıllarda, sağlık, sosyolojik ve psikolojik davranışlar, eğitim, konut, istihdam gibi konularda şimdiden neler yapılması konunda yardımcı olabilir.
Artık “bebeği veren Allah rızkını da verir” kaderci bakışıyla sağlıksız nesiller yetişmesin. Tercimiz kalabalık yerine kaliteli, sağlıklı ve yeterli nüfustan yana olmalı.

PAYLAŞ
Önceki İçerikTürkiye’nin kaos tarihi – 7
Sonraki İçerikÇifte standardın Kurbanı oldular!
İsmet Hazardağlı
1984 yılında çalışmaya başladığı gazetecilik mesleğinde, çeşitli haber ajansları, dergiler, gazeteler ve televizyon kanallarında muhabir ve üst düzey yönetici olarak görev yaptı. Sonsöz'de ekonomi yazıları ile sizlerle!