Ana Sayfa Yazarlar Doğu ve Güneydoğu’da Aşiret Ağaları

Doğu ve Güneydoğu’da Aşiret Ağaları

657
PAYLAŞ

1970’li yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da aşiret ağalarına karşı büyük bir kampanya başlatılmıştı. Merhum Bülent Ecevit ve bazı sol gruplar “ağalığa ve şeyhliğe” karşı savaş açmışlardı. Bu kampanya 40 yıl sonra büyük ölçüde başarıya ulaştı. Ama daha büyük, daha acımasız bir ağa çıkardı karşımıza: .
Artık Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da aşiret ağalarının sesi fazlaca duyulmuyor. Hepsinin üzerinde, onların iradesine ve otoritesine gölge düşüren, onlara yat-kat veren büyük ağa artık PKK.
Meclise aday olacak kişileri o belirliyor; kimin belediye başkanı olacağına; kimin milletvekili adayı olacağına artık o karar veriyor. Bir kısım ağalar artık bu üst otoriteye boyun eğmeden yaşanmayacağını anlayarak, büyük ağanın yanında “maraba” olmaya razı oldular. 9 köyü olan kadim bir ağa artık örgütün emrinde bir nefer. 9 köy üzerindeki kısmî otoritesini şeklen de olsa ancak bu şekilde sürdürebiliyor.
Bugün gazetelere bir haber düştü: Hakkâri’de yaşayan Gerdi Aşireti’nin kanaat önderleri: “Bölgemizde Bölücü Terör Örgütü”nün yaptığı her eyleme karşı Türkiye Cumhuriyeti ile beraber hareket edeceğiz. PKK’ya karşı duracağız. Yaptıklarını kabul etmiyoruz. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin sadık vatandaşlarıyız…” demişler. (http:www.adana medya.com, 09.09.2015).
1970 yıllarında Doğu Kültür Ocakları, Fikir Kulüpleri Federasyonu gibi örgütler Marksist- Leninist yapıları ile bölge halkından en ufak destek bulamadılar.
Tunceli’de Ülkü Ocakları mensubu Kürt gençliği bunların karşısında büyük bir engel olmaktaydı. Tuncelili bir gençle İstanbul Çatalca’da görüştüğümüzde (1972): “Abi, bu dinsiz komünistleri köyümüze sokmayacağız” diyordu. Gerçekten de Marksist-Leninist öğretiyi savunarak Kürtçülük yapan gençleri kendi amcaları, kendi dayıları köylerine sokmuyorlardı. Bunlardan birisi güvenlik güçleri ile giriştiği çatışmada vurulacak olursa kimse cenazeye sahip çıkmak istemiyor, cenaze günlerce morgda bekletiliyor ve bazen garipler mezarlığına defin ediliyordu.
Marksist-Leninist örgütlerle Kürtçü grupların işbirliği özellikle üniversitelerde etkili oluyordu. Ortak düşman, “faşist” diye adlandırdıkları “ülkücü gençlik”ti. Ortak düşman karşısında yapılan işbirliğinde sol gruplar PKK’lılardan “vurucu güç” olarak yararlanıyorlar ve hep birlikte “Yaşasın Halkların Kardeşliği”, “Kahrolsun Faşizm” sloganı ile birlikte hareket ediyorlardı. O zaman bunlara PKK değil “Apocular” deniliyordu. Sonra “Apocular” adı PKK olarak değiştirildi ve Türk medyası bunu aynen kabullendi.
PKK kırsal alanda faaliyet göstererek kendilerine boyun eğmeyen aşiretleri baskı altına aldı. Devletin ağır çarkı aşiretlere gerekli yardımı zamanında yapmakta çok geç kalmaktaydı.
Devlete güvenen aşiret reisleri çoğu zaman yeterli desteği bulamadılar. İneklerini, koyunlarını satarak kendilerine “keleş” satın almak zorunda kalan bazı aşiretler bu şekilde direnmeye çalıştılar. Bazı aşiret reisleri (veya çocukları) PKK tarafından kaçırılarak infaz edildi. Ağrı’da 3 oğlundan ikisi öldürülen Kürt baba üçüncü ve son oğlunu Ağrı’dan kaçırarak gizlice İmam-Hatip Okulu’nda okuttu. Devlete güvenerek oğlunu yanına getiren baba da, güvenlik mensupları da bu çocuğu koruyamadılar. 15 yaşındaki bu çocuk bir akşamüzeri evinde Kur’an okurken kurşunlanarak şehit edildi.
Aşiretleri bu kez “köy korucusu” adı altında silahlandırdı. “Kendi köyünü kendin koru” mantığı ile bu kez korucular da PKK’nın hedefi oldular.
Ertürk Yöndem PKK’ya karşı direnen bu aşiret reislerini TV’ye çıkararak seslerini duyurdu. Ama devletin tankı, topu, tüfeği PKK militanları kadar hızlı hareket edemiyordu. Bu insanlar PKK karşısında yalnız bırakıldılar. Onlar da ister istemez yeni Ağa’ya itaat etmek, PKK’ya haraç bir yana evlatlarını vermek zorunda kaldılar.
1992’lerde etkili mücadele sırasında, “ kanun-nizam tanımayan bir örgüte onun anlayacağı dille konuşmak gerekir” tezi “kısa bir süre” ortalığı sakinleştirmiş olsa da sonuç olarak mağdurların PKK etrafında birleşmelerine yol açtı. Ermeni terörü karşısında etkili olan “Abdullah Çatlı” eylemleri Ermeni terörünü susturdu fakat PKK’yı taşeron olarak kullanmasına engel olamadı.
28 Şubat sürecinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Marksist-Leninist öğretiyi savunan PKK, devleti dinsizmiş gibi göstererek halkı yanına çekmeye çalıştı. Silah arkadaşlarının cenaze namazına durması yasaklanan subayların; askeri birliklere “başörtüsünün şekli” sebebiyle alınmayan şehit annelerinin fotoğrafları PKK’lılar tarafından elden ele dolaştırılarak “kara propaganda” yapıldı.
Kısacası, yapılmaması gereken pek çok şey yapılarak PKK’nın palazlanmasına hizmet edildi. Sözün özü: Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 1516’dan beri aşiret ağaları ve şeyhler ile işbirliği yaparak bölgeyi yöneten devlet yine bu yolda ilerlemeli ve aşiret ağalarının PKK sultasından kurtarılması için yardımcı olmalıdır.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam

1 YORUM

  1. 1992’lerde etkili mücadele sırasında, “ kanun-nizam tanımayan bir örgüte onun anlayacağı dille konuşmak gerekir” tezi “kısa bir süre” ortalığı sakinleştirmiş olsa da sonuç olarak mağdurların PKK etrafında birleşmelerine yol açtı. Ermeni terörü karşısında etkili olan “Abdullah Çatlı” eylemleri Ermeni terörünü susturdu fakat PKK’yı taşeron olarak kullanmasına engel olamadı.

Comments are closed.