Ana Sayfa Yazarlar Doğruyu söyleyebilmek

Doğruyu söyleyebilmek

118
PAYLAŞ

Doğruyu söyleyebilmek bir erdemdir. “Her doğruyu, her yerde söylememek” ise “siyaset“ olarak tarif edilir. Türk tarihinde ise “siyaset olunmak” idam edilmek demektir.

Tanzimat Dönemi’nin ünlü devlet adamlarından Fuad Paşa, Sultan Abdülaziz’in Mısır Hidivi’nin kızıyla evlenmesini engellemişti. Bir gün padişahın kendisine çok kızdığını görünce şöyle demişti:

“Efendim, eslâf vüzerâ (eski vezirler) , Ortakapı’da (Topkapı sarayı) celladın beklediğini bildikleri halde yine padişâhân-ı izâma doğruyu söylemekden çekinmezler idi. Lehü’l-hamd saye-i ma’delet-hümâyûnunuzda bizim öyle korkumuz yokdur. Arz-ı hakıkâtde tereddüdetmek bize vebaldir” (Abdurrahman Şeref, Tarih Musâhabeleri, s. 51).

Kemankeş Kara Mustafa Paşa, Sultan İbrahim’in sözünü esirgemez Sadrazamı idi. Sultan İbrahim’in dengesiz hareketleri, akıl almaz israfları devlet adamları için büyük bir engeldi. Bir gün Divan-ı hümâyûn (Bakanlar Kurulu) toplantısı sırasında Saray’dan bir haberci gelip Sadrazamın Saray’a çağırıldığını bildirdi. Sadrazam toplantıyı yarıda kesip Padişah’ın huzuruna biraz da korku içerisinde çıktı. Padişah:“Kethüdâ Hatun’a ferman ettiğim odun bu vakte dek niçin verilmedi?” diyerek, Sadrazamı azarladı. Vezir önce: “Padişahım, tembih edelim verilsin” diye cevap verdi. Ancak böyle küçük bir iş için özel olarak huzura çağırılması da zoruna gitmişti. Bu yüzden olmalı ki Padişah’a usûl ve erkâna uymayan bir şekilde:“Padişahım, ben senin vezirinim. Divanı bozdurup bu makule (bu tür) cüz’î maslahat için beni çağırdırsın. Beşyüz çeki odun onbeş bin akçe eder. Bu kadar şey’-i hasîs için beni getirdip umûr-ı mühimmeyi (önemli işleri) ta’vîk (geciktirmek) ettirirsiz. Bana ra’iyyet ve hazîne ve serhadler ahvâlini sormazsız” şeklinde incitici cevaplar vermişti.

Mustafa Paşa’nın kethüdası vasıtasıyla bu cevapları duyan Şeyhülislâm Yahya Efendi, Sadrazamın bu davranışını onaylamadığını, Padişahla bu tonda konuşulmasının geleneğe uygun düşmediğini bildirdi. Kara Mustafa Paşa, bu cevabı aktaran kethüdasına:
“Behey adam, bir mansıb (makam) için kizb ü müdârayı irtikâb etmek (yalan ve ikiyüzlülüğü seçmek) bana güç gelir. Benim say’im (çalışmam) devlet içindir” cevabıyla kendisini savundu.

Padişahın etrafında Padişahtan daha fazla padişahlığın hukukunu düşünen insanlar vardı. Bunlar bu küstahlığın cezasız kalmaması yönünde padişahı tahrik ettiler. Kara Mustafa Paşa, daha sonra Yeniçerileri isyana tahrik ettiği suçlamasıyla idam edildi.
Osmanlı tarihinde padişahların karşısına çıkıp doğruyu hiç çekinmeden söyleyebilen ve bu davranışlarıyla tarihe geçen şahsiyetlerden birisi de Muslihiddin Ağa’dır. Muslihiddin Ağa, “Koca” veya “Mi’mâr Damadı” lakablarıyla tanınmış sekbanbaşılıktan emekli olmuş, “pîr-i fâni” bir ihtiyardır. Yeri geldiğinde doğruyu söylemekten hiç çekinmeyen, yalan-dolan bilmeyen saygın bir kişidir. En kritik zamanlarda ortaya atılarak devletin yanında yer almış, haksızlıklara her zaman karşı çıkmıştır.

Kemankeş Kara Mustafa Paşa olayında görüşüne başvurulduğunda : “Siz Sultan IV. Murad’ın binlerce insan idam ederek söndürebildiği fitne ateşini yeniden canlandırmak istersiniz” diyerek karşı çıkmıştı. Bununla da yetinmeyerek atına binip vezirin yanına gitmiş ve “Bu ne asıl iştir?” diyerek hesap sormuş ve doğru olduğunu anlayınca da padişahı haberdar etmişti (Naima Tarihi, III, TTK Yay., s. 379)

Kıssadan hisse:

Şimdi “kaht-ı ricâl”, yani “devlet adamı kıtlığı” yanında en büyük ihtiyacımız Koca Muslihiddin Ağa’ların olmayışıdır. Devlet adamlarının çoğu maalesef çok dar bir kadro ile çalışıyorlar ve etraflarına “evet efendim, tensip buyurdunuz efendim” demekten başka bir şey bilmeyen dalkavukların, fırsatçıların dolmasına engel olamıyorlar. Rahmetli Türkeş’in “güçlü sesi” olmakla övünen fırsatçıların, bugün O’na kurşun sıkanlarla birlikte olduğunu görüyor ve üzüntüden kahr oluyoruz. Unutmayalım ki Muslihiddin Ağa’lara her zaman ihtiyacımız var.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam