İstanbul büyük bir felaket yaşadı. Sağanak yüzünden birçok yeri su bastı, vatandaş caddeleri yüzerek geçti, kahvaltı için ekmek almaya gidenler evlerine botla dönmek zorunda kaldı.

Peki, neden böyle oldu? 15 milyonluk kent, birkaç saat süren yağmurla niye baş edemedi?
Çünkü biz karşılaştığımız sorunları “İdare et abi” diyerek çözmeye alışmışız.
Ehliyetsiz sürücü trafik polisine yalvarır:
“İdare et abi!”
Hileli tartı kullanan pazarcı, zabıtaya yalvarır:
“İdare et abi!”
Hazine arazisine gecekondu kuran, yıkım şefine yalvarır:
“İdare et abi!”
Nöbette uyuyan bekçi, amirine yalvarır:
“İdare et abi!”
Vergi kaçakçısı, Maliyeciye yalvarır:
“İdare et abi!”
Korsan kitapçı, hakime yalvarır:
“İdare et abi!”
Rakibe tekme atan futbolcu, hakeme yalvarır:
“İdare et abi!”
KPS sınavında kopya çeken memur adayı, hocaya yalvarır:
“İdare et abi!”
Ve trafik polisi, zabıta memuru, yıkım şefi, amir, maliyeci, hakim, hakem ve hoca bir şekilde idare eder yalvaranları.
Ama , “İdare et abi!” den anlamaz!
Vurur geçer kurallara uymayanları…
İşte, İstanbul’da yaşanan tam da budur.
Yeşil alanları yok edersen, nehir yataklarına binalar dikersen, kenti bir göç merkezi haline getirirsen, aşırı suyu tahliye edecek yeteri kadar kanal inşa etmezsen olan bitene şaşırmaman gerekir.
Siyasetçi nutuklarında çağdaşlıktan söz ediliyor diye çağdaş olmaz Türkiye.
Çağdaşlık, kimsenin “İdare et abi!” demeyeceği, kazara diyen olsa bile kimsenin onları idare edemeyeceği bir düzen kurmakla mümkündür ancak.
Doğa, İstanbul’da anlamlı bir ders verdi hepimize.
Bu dersi anladıysak ne âlâ.
Anlamadıysak, kaderimize boyun eğip yeni felaketleri bekleyelim!