Ana Sayfa Yazarlar Diyanet Daha Özenli Olmalıdır..!

Diyanet Daha Özenli Olmalıdır..!

247
PAYLAŞ

İki günden beri bütün kitle iletişim araçlarında Diyanet’in Fetvası dolaşıyor. Hem de çarpıtılmış ve ters yüz edilmiş olarak.

Peki, gerçek nedir?Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Din İşleri Yüksek Kurulu var. Bu kurul Osmanlı Devleti’ndeki “Fetvahâne”nin Cumhuriyet dönemindeki devamı gibi.
Dinle ilgili bir konuda bir kişi bilgi almak istediğinde “mes’ele”yi Diyanet İşleri’ne bildiriyor ve Diyanet adına söz konusu kurul bu “mes’ele” ile ilgili görüşünü yazıyor.
“Organ Bağışı” konusunda “organ bağışının İslâm Dinine uygun” olduğunu savunarak organ bağışını teşvik etmesi gibi son derece olumlu, yararlı, atılımcı fetvaları da oldu. 2 gün önceki gibi saçma sapan fetvaları da oldu. Konumuza dönecek olursak:
Kim olduğunu, hangi amaçla böyle bir fetvaya ihtiyaç duyduğunu bilemediğimiz bir kişi Diyanet’ten görüş (fetva) istiyor. Verilen cevap gerçekten anlamsız ayrıntılarla, saçmalıklarla dolu. Ne olduğu mechul bir takım fıkıh kitaplarından alınmış. Bu fıkıh kitaplarının çoğunun Arap kaynaklı olduğunu söylememize bile gerek yok. Din alimi sıfatıyla bu saçma soruya cevap veren kişi metnin içerisinde yazmış: ” Hanefilere göre ise, babanın kızını şehvetle öpmesi, kızına şehvetle sarılması durumunda kızın annesi bu babaya haram olur”. “Haram olur” demiş ama bu kişi diğer mezheplerdeki saçma sapan görüşleri de yazmakla ahmaklık, lüzümsuzluk etmiş.
İşte bu görüş bildirimi kötü niyetlilerin eline geçince sanki Diyanet İşleri Başkanı fetva vermiş, sanki bu görüşü bizzat o bildirmiş gibi Başkan hedef tahtası haline getirildi. Hem de acımasızca çarpıtılarak.
09 Ocak 2016 Cumartesi günü Diyanet işleri Başkanlığı bir açıklama yaptı: “Bu şekilde bir fetva verilmemiştir”, diyerek olayı tamamını yalanladı. Başkanlığa göre böyle bir olay hiç olmamıştı.
Olay bir grubun “kumpas”ı mı; yoksa Diyanet İşleri, bir mensubunun hatasını örtmeye mi çalışıyor?
Bunu önümüzdeki günlerde anlayacağız. Ancak olayın her iki şekli de üzücü. Diyanet İşleri bu türlü saçma sapan sorulara cevap vermek zorunda değildi. Diyanet işleri bu tür gereksiz ayrıntılarla meşgul edilmek ve yıpratılmak oyununa/ saçmalığına düşmemeliydi. Tabii ki olay baştan sona bir “kumpas” değilse.
XVII. Yüzyılda yaşanan “Kadızâdeliler-Sivasîler” çekişmesinin ülkeyi nasıl gereksiz yere gerdiği ve anlamsız tartışmalarla insanları meşgul ettiğini hepimiz biliyoruz1: “Hızır peygamber sağ mı, değil mi?”; “Firavun imanla öldü mü?”; “Yezid’e lanet edilip edilmemesi”; “Sigara ve kahvenin haram olup olmadığı” v.s.- v.s.
Ülkede bu şekildeki gereksiz tartışmalardan reyting umanlar, “cübbeli”, “cübbesiz” bir takım kişileri ekranlarına çıkarmakta yarışabilirler. Bazılarına yüklü ödemelerde bulunabilirler. Ancak Diyanet İşleri siyasi ve ideolojik tartışmaların içine sürüklenmekten özenle kaçınmalıdır. Yeniden “Kadızadeliler” tartışmaları ile kayıp edilecek zamanımız yoktur.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da polisimiz, askerimiz, insanlarımız ölürken.
Suriye’de soydaşlarımız ve günahsız insanlar, masum çocuklar “varil bombaları” ile Rus bombaları ile can verirken.
Başika’da Mehmetçiklerimiz her an saldırı tehlikesi altındayken, Diyanet’in bu türden saçmalıklara ayıracak vakti olmamalıdır.
78 milyon insanın din ve inançlarını daha bilinçli yaşayabilmeleri için kurulmuş olan resmi bir kurumun yalan ve çarpıtma haberlerle yıpratılmaya çalışılması da medeni bir topluma yakışan bir davranış değildir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam