Ana Sayfa Yazarlar Dışı seni, içi beni yakar misali

Dışı seni, içi beni yakar misali

59
PAYLAŞ

Bugün Türkiye-Avrupa yani İsveç kıyaslamasını yapacağım. Artık İsveç’te Avrupa’da aynı değil. Yani Türklerin 1960’lı yılların başında ilk iş göçü Almanya’ya oldu.

Sonra akın akın diğer Avrupa ülkelerine gerçekleşti. Bugün yaklaşık 4-5 milyon Türk nüfusunun Avrupa’da ikamet ettiklerini tahmin ediyorum.
Uzun yıllar Avrupa Hürriyet Gazetesi’nin İsveç Temsilcisi olduğum için Avrupa’daki Türklerin ne düşündüklerini tahmin edebiliyorum.
O nedenle Avrupa-Türkiye mukayesesi yapacak bilgi donanımına sahibim. Örneğin yaşadığım İsveç’teki Türkleri alalım. Çoğu Türkiye’yi ağzından düşürmez. Avrupa’nın en iyi ülkelerinin başında gelen İsveç gerçekten birçok Avrupa ülkelerinin en iyisi ve yaşam standardı en yüksek ülkesidir.
Ancak buna rağmen onların ruhunda bedeninde Türkiye’nin ayrı bir yeri vardır. Bir kere iklimi çok farklı. Yılın o kendisine has mevsimlerini Türkiye’deki gibi yaşayamazsınız. Örneğin 11 Temmuz’da İstanbul’da geldiğimde İsveç’te insanlar montları ile dolaşıyordu. Bir gün sıcak bir gün soğuk duş. İnsanlar ne giyeceğini bilemiyordu.
Bir arkadaşımla telefonda bu konuyu konuşurken, şaşkına dönmüştüm. ’’Hadi ya, Bodrum yanıyor’’ dediği hala kulaklarıma çınlıyor. Ne dedik iklim, ikincisi kültür. O da çok farklı.
Dışarıdan Avrupalı, medeniyet dersin hepsi fasa, fiso. Arada hep bir mesafe vardır. Türkiye’deki içtenliği, samimiyeti bulamazsınız. Dostluklar, bizim gibi çabuk kazanılmaz. Belki de çabuk kaybedilmez ancak orada da bir tuhaflık vardır.

BİR TÜRK’ÜN KİMYASI AVRUPALI’YA FAZLA UYMAZ

Yani bir Türk’ün kimyası,  Avrupalı ’ya fazla uymaz. Tamam, iş yapar, para kazanır. Zengin olur. Bunların kazanımları ile belki kendisini üstün ve mutlu hisseder ancak işin temelinde hep Türkiye özlemi vardır.
Peki, neden gelmezler sorusu aklınıza gelir ise onun da yanıtı çok basit. Çünkü bıraktıkları Türkiye bir başka, yaşadıkları ülke bir başka.
Yani iki arada bir derede kalmak gibi. Yani beden aynı ama elbise değişmiş. Bir türlü dikiş tutmuyor. Orada bulduğunu, burada bulamıyor. Burada bulduğunu orada bulmuyor. İşin içinden çıkılmaz bir sosyal bunalımı beraberinde getiriyor.
İşte boşuna dememişler o meşhur atasözünü ’’Kuşu altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş.’’
Avrupa’ya giden Türklerin iki vatanı olduğu için oraya gitse olmuyor, buraya gitse olmuyor. Bu anlattıklarım daha çok ilk nesil için geçerli.  Orada doğan be büyüyenler için ise işin vahameti biraz daha azalıyor.

İKİNCİ NESİL DAHA FARKLI ANCAK “AMA” HEP VAR

İsveç’te doğdukları için kendilerini oraya ait hissetme gibi bir içgüdüsel dürtüleri var. Oraya daha uyumlu bir eğitim almışlar ise ülkeye daha uyumlu olabiliyorlar. Türkiye sadece onlar için yaz tatilinde 2 hafta en fazla 4 hafta için bir anavatan.
Peki, onlar orada yaşadıkları İsveç toplumu ile yüzde yüz uyumlu mu diye soracak olursanız, çok büyük bölümü uyumlu değil. Yine Türk ananevi ve kültürüne göre bir yaşam biçimini benimseyerek yaşıyorlar.
Yani orada da doğsan, bir şey fark etmiyor. Yüzde yüz bir İsveçli ya da bir Alman gibi hissedip yaşayamıyorlar. Hep bir şeyler eksik oluyor. Yani bir neslin, bedelini ikinci nesilde bir şekilde ödüyor. Ne zaman bu bedel ödeme kaybolur diye soracak olursanız ise ne zaman o ülkenin insanlarla evlenmeye başlar ise o zaman izler kaybolur.
Ancak Türkler için fazla olanaklı bir konu da değil. Türkler, bu bedeli nesiller boyu öderler. Peki, özeleştiri yapıp bunu konuşuyorlar mı? Hiç sanmam, kendilerini mutlu hissediyorlar. Ancak içlerinde hep başka rüzgâr uçuşur. Mesela bazen bir İsveçli gibi niye hayata bakmadıklarını, onları gibi yaşamadıklarından yakınan  çok Türk’te tanımışımdır.

HİÇ GİTMESELERDİ DİYE ÇOK DÜŞÜNDÜM

Durum böyle olunca kendimde dâhil olmak üzere keşke Türkiye’yi bırakmasaydım. Tek ülke, tek vatan, tek kültür, diye düşünmedim değil. Ancak bu sadece düşünceden ibaret bir şey.
Sanıyorum, bir de insanın bir kader çizgisi var. Hiç ummadığınız anda bir rüzgâr esiyor ve sizi bir yerden bir yere bakmışsınız ki, uçurmuş. Uçurtma gibi kendinizi zirvede uçuyor sanıyorsunuz, ancak hep bir o yana bir bu yana gezip duruyorsunuz. Demek ki, herkesin gezip, göreceği şeyler var. Kimse bunun önüne geçemiyor.
Onun için Türkiye’de yaşayanlar, bunları düşünüp Türkiye’nin bilinen zorluklarına rağmen kendilerini mutlu saysınlar. Her şey para ve geleceği garantiye almak değil. Başka şeylerde var bu hayatta.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam