Ana Sayfa Yazarlar “Devlet ve Siyaset”

“Devlet ve Siyaset”

130
PAYLAŞ

Osmanlı’nın 623 yıllık tarihinde yaşanmamış hiçbir şey yoktur. Belki duyulmayan, bilinmeyen şeyler vardır. Cumhuriyet Dönemini iyi anlamak ve ileriye dönük sağlam adımlar atmak istiyorsak 623 yıllık bu deneyime sırt çeviremeyiz.
Osmanlılarda usulüne uygun olarak askerlik mesleğini seçip ağa, bey ve paşa olan asker sınıfı hepimiz bilmekteyiz. Bir de karışıklık zamanlarında bir bölgede hakimiyet kurup, derebeyi veya mütegallibe iken devlet tarafından af edilerek “paşa” yapılan “Zoraki Paşalar” vardı.
Karakaş Ahmed Paşa bu “zoraki paşalar”dan sadece birisidir.
Ahmed Paşa eski Çıldır Beylerbeyisi idi. Kendisine beylerbeyilik yanında Malatya sancakbeyliği görevi de “arpalık” olarak verilmişti. Bundan önce de Tavil isyan etmiş ve kendisine Şehr-i Zul Beylerbeyiliği verilmişti. Tavil, Diyarbekir’e bağlı Harpurd (Harput) Kalesi’ni kuşattığında Karakaş Ahmed Paşa gelmiş ve Tavil’le savaşarak Harput Kalesi’ni kurtarmıştı.
Karakaş Ahmed Paşa bu çabasının karşılığında Devlet’ten birtakım isteklerde bulunmayı hakkı olarak görmüştü. Ahmed Paşa kendisine Rakka Beylerbeyliği’nin verilmesini istiyordu. Bunun yanında da oğlunun yönettiği Samsad sancağı da kendisine arpalık olarak verilmeliydi. Peki oğlu açıkta mı kalacaktı? Hayır. Ona da kendisinden boşalan Malatya sancağı verilecekti. Ve böylece baba-oğul o yörede en büyük otorite olacaklardı. Peki sonra ne oldu? Bu görevler verildi mi? Evet, verildi. Padişah Sadrazamın bu telhisinin üzerine eline kalemi alıp tek bir kelime yazdı: “VERDİM”. Ve Rakka eyaleti, Malatya ve Samsad sancakları bunlara verildi. Çünkü Sadrazam bu telhisin altına bir de not düşmüştü:
“Saadetlü Padişahım, Karakaş Ahmed Paşa kulunuz da eskiden EŞKIYADAN olup beylerbeyilik verilmekle üç seneden beri “ samimiyetle hizmet etmektedir.
Açıkçası sadrazam, “bu adam şimdilik maraza çıkarmadan çalışmakta, bu isteği verilmeyecek olursa yine Celatliğe başlar, başımıza iş açar” demekteydi. Padişah da Sadrazam’ının bu endişesini haklı görmüş ve Karakaş Ahmed Paşa’ya istediği yerleri vermişti.
Karakaş Ahmed Paşa’nın devlete isteklerini kabul ettirdiği yıllar, Büyük Celalt ayaklanmalarının yaşandığı 1604-1605 yılları idi. Osmanlı bu şekilde istemeyerek paşa yaptığı zorbaları bir süre sonra Rumeli tarafında bir eyalete tayin eder ve orada savaşta şehit olmazsa herhangi bir şekilde idam edilmesi sağlanırdı.
1604 olayları sırasında isyan bayrağı çeken Kalenderoğlu’na Ankara sancakbeyliği görevi verildiği gibi, Muslu Çavuş adlı isyancı Silifke sancakbeyliği ile ödüllendirilmişti. Bütün amaç baş isyancı konumunda bulunan Şam Beylerbeyi Canpoladoğlu Ali Paşa idi. Çünkü Ali Paşa diğer isyancılardan ayrı bir konuma sahipti. O, 30.000 kişiyi bulan ordusuna güvenerek dış devletlerle irtibat kurmakta ve Suriye’de ayrı bir devlet kurmaya çalışmaktaydı.
Kuyucu Murad Paşa, Canpolad’ın kuvvetlerini dağıttıktan sonra görev vermek zorunda kaldığı bütün küçük isyancıları birer birer ortadan kaldırdı. Ancak İstanbul’a giderek Padişah’a sığınan baş isyancı konumundaki Ali Paşa af edilerek Rumeli’ye Tameşvar eyaletine gönderildi. Halkın şikayeti üzerine Belgrad’a gelmek zorunda kalan Canpoladoğlu Ali Paşa, Kuyucu Murad Paşa’nın emriyle burada boğduruldu.
Türk devlet geleneğinde devlet hiç kimseye borçlu kalmak istemezdi. İhtilal yaparak Padişah’ı değiştirenler bir süre sonra yeni padişah tarafından önce İstanbul’dan uzaklaştırılır ve sonra gittikleri yerde ortadan kaldırılırlardı. Patrona Halil ihtilali bunun güzel bir örneğidir.
Türkiye Cumhuriyeti adına karar vermek yetkisinde olanlar Türk tarihini çok iyi okumalı ve ondan gerekli olan dersleri çıkarmasını bilmelidirler. Devletin yetkisiz kişilerle görüşmeler yapması; ucu açık olan şartlı vaatlere güvenerek vaziyet alması ciddi endişelere sebep olmaktadır. Dış siyasi konumun elverişsizliğinden yararlanarak hakimiyet alanlarını genişletmek isteyenlerin tehditleri, iyi niyetle barış ve kardeşlik bekleyen bütün Anadolu insanını tedirgin etmektedir. Bu çabalar istismar edilirse bu sefer sadece analar değil, babalar da ağlamaya başlayacaktır. Umarız Nevruz’un dostluk ve kardeşlik tohumu bütün Anadolu’da yeşerir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam
PAYLAŞ
Önceki İçerikİşsizlik artmaya devam edecek
Sonraki İçerik5 Bin öğrenci eğitilecek
Prof. Dr. Yılmaz Kurt
1949'da Osmaniye'de doğdu. Ankara Üniversitesi DTCF Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanlığı, Tarih Bölümü Başkanlığı, OTAM Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

1 YORUM

  1. Türkiye Cumhuriyeti adına karar vermek yetkisinde olanlar Türk tarihini çok iyi okumalı ve ondan gerekli olan dersleri çıkarmasını bilmelidirler.

Comments are closed.