Maden ocakları, toplu mezarlara dönüşmüşse, Can ve mal güvenliği ortadan kalkmışsa, Çocuklar, cinsel istismarın hedefi olmuşsa, Kadınların cesetleri sokaktan toplanıyorsa, İş kazaları adı altında, yüzlerce insan öldürülüyorsa,

Fakirlik ve sefalet kader haline gelmişse,
İlkokulların önüne uyuşturucu baronları dayanmışsa,
Yolsuzluk ve suiistimal geçer akçe olmuşsa,
Adalet, güçlünün adaletine dönüşmüşse,
Korku ve güvensizlik, dağları sarmışsa,
Eşkıya hükümdar olmuşsa,
Yeryüzü, memleketi şamar oğlanı yapmışsa,
Her türlü kutsalımız çürütülmüşse,
Terör her gün onlarca canımızı almışsa,
Yasa tanımazlık ahlaka dönüşmüşse,
Sokaklar, semtler bir birine cephe almışsa,
Devlet israfı huy edinmişse,
Devlet niye var sorusu, tüm ağırlığı ile önümüze gelip dayanmıştır!
Devletler yaşatmakla mükelleftir ve bunun için varlar. Devletin yönetiminde olanların mazeret ve taziye bildirme görevleri yoktur.
Devletin hazinesinin, bankalarının, sınırlarının kapısını yolgeçen hanına çeviren yöneticilerin, yangın merdivenin kapısına kilit vurması, varsa ancak muz cumhuriyetinde olur…
Dolayısıyla; denetleyen devlet yerine yangın çıkışını kilitleyen devlet varsa, kaçınılmaz olarak ateş düştüğü yeri yakar sözü kader olur…
Demem o ki;
Acıyı bal edelimde, devleti yönetenleri ne edelim sorusu, her vicdan sahibi yurttaşımızın, kendi çocuklarının gözüne baktıklarında, yüreklerine saplanması gereken bir oka dönmüştür..!