Gel de eski liderleri arama. Bugün hayatta olsalardı hiç yokken patlayan şu krizine kendi bakış açılarıyla, unutulmaz sözleriyle yaklaşırlardı.

Süleyman olsaydı, “Hollanda alçak topraklar üzerine doldurulmuş ülkedir. Bir ülke alçakta kurulmuşsa ona alçak ülke denir” derdi.
Necmettin Erbakan olsaydı, “bunlar masonik, sarı laleli kafalar, faizci, rantçı, sömürgeciler ” derdi.
Bülent Ecevit olsaydı, “biz Hollanda’ya savaş için değil barış için gidiyoruz” derdi.

Alpaslan Türkeş olsaydı “Türk milliyetçiliği ile Hollanda milliyetçiliği kıyaslanamaz. Bizim milliyetçiliğimiz Orta Asya’ya onlarınki Vikinglere dayanır”” derdi.
Darbeci Kenan Evren ( asker mantığıyla) ”nitekim bunları hizaya sokmak lâzım” derdi.

İsmet İnönü de “büyük devletlerle ilişkiler ayı ile yatağa girmeye benzer. Dünya her gün kurulur, Türkiye de yerini alır” derdi.
Ya Turgut Özal olsaydı? Özal, “Hollanda küçük Turgut’la uğraşsın” derdi. (Küçük Turgut merhumun torunu idi ama Özal’ın neyi kastettiğini cümle alem anlamıştı).
Ama geçmişin liderleri bilirlerdi ki böyle krizlerin memlekete faydası olmazdı. Bilirlerdi ki “dünya küçük, öyle veya böyle gün gelir, ortak çıkarlar oluşur, yüz yüze bakarız” düşüncesiyle bu tür krizleri fazla gündemde tutmazlardı. Bilirlerdi ki siyasetçiler geçici halklar ve devletler kalıcıdır. (Zaten onları ağızlarından “Naziler, faşistler” gibi lâfları hiç duymadık, duyamazdık da).

Bugünlerde referandum meydanları “vur vur inlesin Hollanda dinlesin” sloganlarıyla yankılanıyor. Meydanlar dağılır, sloganlar biter ama Türkiye de Avrupa da yerinde kalır. “Avrupa’yı dize getirmek” yerine “diz dize” ilişkiler kursak, onlar gibi zengin, huzurlu, yarınını bilen bir ülke olmanın yollarını arasak? Sınır ötesinde düşmanlar yaratmak politikalarından vazgeçsek?
Şimdi Çanakkale zaferini kutlayacağız, aziz şehitlerimiz anacağız. Bunu fırsat bilip dünyaya yumruk sallamak yerine savaşlardan barış çıkaran atalarımız gibi dostluk köprülerinin temelini atsak?
Sonra üç tane baldırı çıplak turist gelsin diye atmadığımız takla kalmıyor.