Bizim de içinde olduğumuz coğrafyada, yıllardır süren, insanlığımızı sorgulatan cinnet haline dair, bir şeyler karalamak ne kadarda zormuş. Sözde, kutsalları adına hareket ettiğini iddia eden cinayet şebekelerinin masum insanlara yönelik katliamları, dehşet verici…

Herkesin bir ölçüde avcı ve savaşçı olduğu ilkel çağlardan, profesyonel ordulara ve askerlik sınıfına geçiş, hep uygarlığa paralel olarak gelişen uzmanlaşma içinde anlamını bulur. Uygarlığını geliştiren insan, aynı zamanda, en az çabayla en fazla insanı nasıl yok edebileceğini de bu süreç içinde öğrenmiştir. Belki bir paradoks, ama uygarlaşan insan giderek daha uygar ama acımasız savaş yöntemlerini bulmuştur…

Halk deyişlerimizden olan “Delikli demir çıktı, mertlik bozuldu.” sözünü hatırlatırcasına geliştirilen her yeni savaş yöntemi; kalleş, acımasız, sinsi ve de kahpece!
İnsanlık tarihindeki tüm ahlak öğreticileri ve dinler yaşamayı ve yaşatmayı insanoğluna öğretmeyi hedefler. İnsanlığı uygarlık yarışına daha huzurlu bir dünya çıkarın diye sokar. Oysa insanlığın geldiği nokta huzursuz bir dünya olmuştur…
Taş devri insanının garip törensel çarpışmalarından, çağdaş dünyanın yok edici savaşlarına dek geniş bir zaman sürecinde insanların saldırganlığı çeşitli biçimlerde ortaya çıkmıştır. Roma lejyonlarının kurallara bağımlı çarpışmaları, İslamiyet’in savaşlara kattığı “inanç” gücü, Atilla’dan Cengiz Han’a kadar bozkır atlılarının sınır tanımayan savaşları, belirli kültürlerin savaşma yöntemlerini iç içe geçirmiştir…

Tunç, demir ve barutun bulunuşu, yirminci yüzyılda toptan katliama neden olan silahların yapımı için bilim ve sanayinin seferber edilişi ve atom bombasının ortaya çıkmasıyla insanlığın gelmiş olduğu uygarlık noktası Drakula mertebesine inmiştir…
Drakula mertebesine inmiş insanlığa yuh olsun. Peki, buna direnen var mı? Var ama çaresiz. Ahmet Hamdi Tanpınar “Ne içindeyim zamanın” başlıklı şiirinde:
“Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.”
Diyerek yaşamak ve yaşatmak üzere bir dünya tasavvur ediyor. Olmayacak bir dünya, hayal ama yine de okuyunca insana huzur veriyor. Drakula mertebesini reddeden insanlara da ancak Ahmet Hamdi Tanpınar’ın veya başka bir şairin dizelerinde huzurlu bir dünya aramaktan başka yapacak bir şeyde kalmıyor. Canileşerek öldürerek ve ölerek yaşamayı ve yaşatmayı öğretebilmeyi düşünebilmek akıl yitikliğidir…
Şiir dizelerindeki dünyayı aramak adına, tekrar Ahmet Hamdi Tanpınar’a kulak verelim…
‘Selam olsun bizden güzel dünyaya
Bahçelerde hâlâ güller açar mı
Selam olsun sonsuz güneşe, aya
Işıklar, gölgeler suda oynar mı’
Uygarlığın geliştirmiş olduğu savaş yöntemleri, Drakula olmadan huzurlu bir dünyada yaşama şansını ne yazık ki, ancak sanal olarak mümkün kılıyor…
Acı ama! Uygarlık denilen tek dişi kalmış canavar bu…

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...