Tüh, gözden kaçmış(!) işte…

Diyarbakır’ın ortasına “Her Evet Şeyh Sait ve arkadaşlarına bir Fatiha’dır” yazılı afiş asan AKP Diyarbakır İl Başkanı Muhammet Akar’ın; “Şeyh Sait’in torunu olduğu” anlaşıldı…
Hedef Kürt oylarını kazanmak olduğu için, bir telaş İl Başkanı yapıldığını düşünmemiz isteniyor galiba… Ama biraz araştırınca, Muhammet Akar’ın ne kafaya hizmet ettiğini açıkça ortaya koymaktan çekinmediğini ve bunu İl Başkanı olduktan sonra da sürdürdüğünü görüyoruz…
Avukat olan Akar, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’ye de yakınlığıyla biliniyor… Barzani yandaşı TV kanalı Rudaw’a verdiği bir röportajda Kürtlere ‘özerklik’ konusuna sıcak baktığını açıklamış ve “Kürtlerin de bir devleti ve bir statüsü olmalıdır.” dediği ortaya çıktı…
Ama fincancı katırlarını ürkütmemeye dikkat edecek kadar da tecrübeli biri…
Kurulacak Kürt Devleti’nin Güney Kürdistan’da olması gerektiğini söylerken “Kuzey için ise düşüncem şudur: Türkler ile Kürtlerin yarattığı birlikte yaşam zedelenmeden bir çözüm bulunabilir.” demiş…
Torunlar, dedelerine hayran olmaları amacıyla yetiştirirliler genellikle… Hele de dedeleri, şöyle ya da böyle bir biçimde tanınmış biriyse…
…Ve eğer “dedesinin haksızlığa uğradığını” düşünmesi sağlanarak büyültülmüşlerse, tek gayelerinin “intikam almak” olması kaçınılmazdır…
Abdülhamit’in torunu Nihan Osmanoğlu’nun yapmaya çalıştıklarına bir bakın yeter…
Şimdi miadını doldurduğu düşünüldüğü için kızağa çekilmiş olan bir torun daha var AKP içinde… Adı Bülent Arınç ve Menemen’de Kubilay’ı öldürenlerin başındaki Derviş Mehmet’in torunu. Daha tecrübeli olduğu için, nispeten az açık verdi ama; o da, zaman zaman kendini tutamıyordu… Dedesini de idama mahkûm eden İstiklal Mahkemeleri kararlarının tartışılması gerektiğini ağzından kaçırmıştı…
Onunla ilgili kişisel anım var… TBMM Başkanı olduğu dönemdi. İzmir Torbalı’da Belediye’nin yaptığı bir parkın açılış töreninde, aramızda sadece birkaç koltuk mesafeyle oturuyorduk… Belediye Başkanı’nın konuşmasından sonra sunucu sahneye çıkmış, herkesi ayağa kalkmaya davet etmiş ve “hadi şimdi hep beraber söylüyoruz” diye bağırmıştı…
Birden Onuncu Yıl Marşı hoparlörden yükselince de, birlerce kişi coşkuyla katılmıştı…
Arınç’ın yüzü bir anda asılmıştı bu arada… Aceleyle yerine oturdu… Ayakta olmayan tek kişi oydu… Marş alkışlarla bitince, yerinden kalkıp sahneye çıktı birden… Sonra sunucunun elinden mikrofonu kaptı ve konuşmaya başladı…
“Sunucu Anayasal bir suç işlemiştir: Anayasamıza göre, bir tek istiklal marşı için ayağa kalkılır. Bu sunucu, saçma sapan bir marş için sizleri ayağa kaldırmış ve hepinizi bu suça ortak etmiştir.”
Dedesinin intikamını(!) almak hevesinin körleştirici etkisi böyledir işte… Ne kadar usta olursa olsun, “yapılmaması gerekeni” yaptırır…
…Ve bu körlük, eninde sonunda ayağına dolanır torunun..!

PAYLAŞ
Önceki İçerikCinci hoca kadınları nasıl kandırdı?
Sonraki İçerikÖzelleştirme ve acı sonuç
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.