Ana Sayfa Yazarlar Darbe Analizi

Darbe Analizi

84
PAYLAŞ

Kenan Evren, darbeleri anında öven, 50-60 yıl sonrasında ise, “darbesavar” maskelerini giyerek, kendi mutlak iktidarlarına meşruiyet devşirmeye çalışanların yargı oyunu sonucu aldığı mahkûmiyeti kesinleşmeden yaşamdan ayrıldı. Öncelikle 12 Eylül Darbesinin sahte değil, gerçek mağdurlarından birisiyim. 12 Eylül Darbe Hukuku beni tutukladı, yüksekokul müdürlüğüme son verdi. Kurulu düzeni yıkmaya girişmek suçlaması ile TCK’nun 141-142 maddeleri ile yargıladı. Ayni biçimde, zamanın Akademi Başkanı ağabeyimi da tutukladı, yargıladı. Her ikimiz de, yargı kararı ile aklandık. Eşim, görev yaptığı Gazi Eğitim Enstitüsü’nden Konya Kulu Lisesine sürülmüştü. Kardeşlerimden birisi de GATA Tıp Fakültesi öğrenciliğinden atıldı. Ancak, 12 Eylül 2010 Anayasa Değişikliği Darbesini, tatlı su demokratlarına, liberal sosyalistlere (!) yutturabilmek amaçlı bu yargılama orta oyununa taraf olmak, yeni yetme darbesavar şarlatanları ile aynı safta yer almak içime sinmedi. Günümüzde bir ölünün arkasından kalemlerinden kan damlayanları tanımak için, yapılması gereken, onların 13 Eylül 1980 sonrası köşe yazılarına ve manşetlerine bakmak çok öğretici olacaktır. Ve eğer yaşarsak, bugünün muktedirine kalemlerini kiralamış olanların, onların arkasından neler karalayacaklarını göreceğiz.
Darbeler, iki kutuplu dünyanın bir ürünüdür. Kapitalist Dünyanın egemeni , tek kutuplu dünyayı becerene kadar, darbeleri, gelişmekte olan ülkeleri, kendi ekseninde, denetiminde tutmanın aracı olarak kullanmıştır. G.Amerika, G.Avrupa, Afrika ülkelerindeki ve Türkiye’deki, 1960 sonrasındaki darbeler tarihine baktığımızda bu gerçeği görebiliriz. 1989’dan sonraki tek kutuplu dünyada ise, askeri darbeler yerini, ABD güdümündeki turuncu, karanfil, bahar benzeri adlarla, demokrasi, insan hakları ambalajına sarmalanmış sivil darbelere bırakmıştır. 1980’de “bizim oğlanlar başardı” söyleminin yerini, 2000’li yıllarda “ılımlı/küresel sermayeye uyumlu İslamcılık desteği” almıştır. Türkiye, ordusunun komutasını 1952’de üye olduğu NATO’ya devrederken, ekonominin kaptan köşkünü de, IMF-Dünya Bankası memurlarına teslim etmiştir ve bu teslimiyet, tek kutuplu günümüzde de sürmektedir. Bu nedenle, olayları duygularımızla değil, aklımızla değerlendirip, aynı hataları yinelememe becerisine erişmemiz gerekmektedir.
Her darbe yâda devrim, bir hesaplaşmayı da gerektirdiğinden, ister-istemez can yakımına, gözyaşına, insan kıyımına, unutulmayan acılara neden olmaktadır. Tarihte yer alışı ise, bunların yanı sıra, kalıcı olarak yarattığı sonuçlara bağlıdır. Magna Carta’dan, 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesine, 1789 Fransız, 1917 Sovyet, 1920 Türk Devrimi, 1960,1971,1980 vb.lerini bu çerçevede değerlendirmek gerekir. 12 Eylül’ün insanlık suçu ötesinde, asıl yıkımı laiklik ilkesi ile ulusun bütünlüğünün etkin ayrışmaya yönelmesinde olmuştur. Tek başlarına Evren ve Cunta üyelerine mal edilemeyecek bağışlanmaz suç, o güne kadar seçmeli olan din dersinin zorunlu kılınması ile o güne kadar serbest olan Kürtçenin kullanımının yasaklanmasıdır. Bu iki önlem; Cumhuriyetin laik temelini yıkarken, etnik bölücülüğü de meşrulaştırıcı sonuç yaratmıştır.
Bu kısa nottan sonra, başlığımıza dönelim. Başlığa dönmezden önce, Çevre ve Şehircilik Bakanı Sayın Gülerce’ye, “Bakanlığına bağlı kuruluşça alınan haraç” konusundaki açıklamasını beklediğimi not olarak düşüyorum.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam