Bugün benim unutamadığım “parkenin ölümsüzlerini” anarak yaşamı irdeleme günüm…Altmışıma dayadığım merdivenin son basamağına gelmişken bakalım kendim için ne yapmışım. Jean Paul Sartre “varoluş özden önce gelir/existence comes before essence” demez olaydı. Bende çoğu 68 kuşaklı gibi kendi yolumu kafama göre kendim belirleyip, kimi zaman ülkeyi, ki mi zaman kendimi düzeltmeye çalışarak, ama hep kendi varoluşumu kendim belirleyerek, bugünlere kadar geldim.

Kırk beşi basketbol içinde geçen dolu ve birbirinden keyifli yıllardır bunlar ve Nitzche “pişmanlık köpeğin taşı ısırmasıdır” dediği için değil, samimi olarak söylüyorum yaşanmış her bir saniyesinden de doyumluyum. 63’de Kadıköyspor’da rahmetli Ali Siyavuş’un, Kadıköy Maarif Koleji’nde oda rahmetli Teoman Tuncer’in eş zamanlı emanet ettikleri 13 numaralı formalar ile başlayan yolculuk, ODTÜ ve sonrası yıllarda yirmi sene aktif koçluk olarak Ankara’da, Milli Takımla Balkan Şampiyonluğu, 87 sonrası yirmi senedir eleştirmen köşe yazarı olarak İstanbul’da devam etti ve ilk günkü gibi hırsla, şevkle sürüyor.

Kimse sevinmesin veda değil ara döküm yazısı bu….biraz nostalji(yitirdiklerimizi anımsama) yaparak yaş ayrımsız tüm yaşayanlarımızın kıymetini bilmeye, hoşgörülü ve sevecen olmaya gelgel yapmak istiyorum. Kronolojik sırayla M.Ali Yalım, Rüştü Yüce hocalarımı, 30 yaşının baharında Osman Erverdi’mi, bütün zamanların en iyi koçu Aydan Siyavuş’u ve en sonda basketbol adam/Mr.Turkish Basketball Osman ağabeyi (Solakoğlu)nu kaybettim. Günün sıcaklığını yaşarken, hiç ölümü aklımıza getirmeden, bu insanların önemini bilemedik. Kızdık, küstük, kulis yaptık onlara ve yitirdikten sonra dövündük.
Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’sinde dediği gibi “gidenler memnun ki yerinden çok seneler geçti dönen yok seferinden”. Olmaz da zaten…gidenlere yapılacak en güzel anma yaşayanlarımıza daha sıkı sarılmaktır. Basketbol ailesinin her bir ferdi diğeri için çok önemlidir.. Biri olmazsa ötekisi var olamaz. Yaşarken bunu onlara hissettirmek gerek. Daha dün bir başka dost Türker (ağabey)İnanoğlu fahri doktorasını alırken çok sevindiğini vurgulayarak “En güzeli bu, öldükten sonra heykelim dikilse neye yarardı”dedi. Sen kendine söyle bunları.. “insanları acımasızca eleştiriyor, yerden yere vuruyorsun”…dediğinizi duyar gibiyim. O iş başka…Ben işimi onlar da işlerini yapıyorlar. Quae nocent docent/Yaralayan şeyler öğreticidir. Yorumun çıtkırıldımı olmaz, vurduğun yerden ses getirmek gerekir ki akılda kalsın. Benim dostlarım art niyetim olmadığını, doğru bildiğimi yazdığımı bilirler. Yada öyle olduğunu bilenler benim dostlarımdır. Çok fazla felsefe yaptım farkındayım..Hoşgörün lütfen. Bugün benim irdeleme günüm.