Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk Dil Kurultayı’nda belediyelere çağrıda bulundu, “Club, kafeterya benim değil ki. Bu tabelaları sökün” dedi.

Devletin en üst makamındaki kişinin dilimize özen gösterilmesini istemesi, yabancı sözcüklerin kullanılmasına karşı çıkması kuşkusuz kutlanması gereken bir davranış, sevinilecek bir şey…

++

Ancak, Erdoğan o konuşmasında Türkçe karşılıkları olmasına karşın Arapça ve Farsça birçok sözcük kullandı.

“Maruz kalmak” bunlardan biri… Bunun yerine “karşı karşıya gelmek” diyebilirdi örneğin.

“Hayati mesele” yerine, “yaşamsal sorun”u kullanabilirdi.

“İhtiyaç” yerine “gereksinim”i seçebilirdi.

“Potansiyel”yerine “gizil güç” demesi de olasıydı.

++

Erdoğan’ın konuşmasından birkaç örnek daha verelim:

“İzin” demedi, “müsaade” dedi.

“Çaba” demedi, “gayret” dedi.

“Yarar” demedi, “fayda” dedi.

“Etkinlik” demedi, “faaliyet” dedi.

“Yazım” demedi, “imla” dedi.

“Önlem” demedi, “tedbir” dedi.

“Yeğlemek” demedi, “tercih” dedi.

“Bırakmak” demedi, “terk etmek” dedi.

“Zorunluluk” demedi, “mecburiyet” dedi.

“Bilinen” demedi, “malum” dedi.

“Kuşak” demedi, “nesil” dedi.

++

Bir kez daha yinelemekte yarar var:

Türk diline özen gösterilmesi gerektiğinin Cumhurbaşkanı düzeyinde dile getirilmesini önemsiyorum.

Dilerim, önümüzdeki yıllarda Türkçe, Batı ve Doğu dillerinin içinde cirit attığı alan olmaktan çıkar, öz benliğine döner, gerçek kimliğine kavuşur.