Mimari bezeme sanatında İç mekân ve dış kütle bezemesinde seçkin ve özel bir yeri bulunan çini sanatı, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan bir serüne sahiptir.Sanat tarihinin baş tacıdır.

Sarayları, köşkleri, camileri, türbeleri,medreseleri, kümbetleri, su kemerlerini, kültür merkezlerini ,çeşmeleri ve külliyeleri süsleyen çiniler, ruhu, benliği ve felsefesi olan bir yaşam biçiminin aynaları olarak değerlendirilir.
Orta Asya mimarisinde 11.yüzyıldan itibaren yoğunlaşan bezeme sanatları içinde çinicilik, ön planda yerini almıştır. Semerkant, Buhara, Kaşgar, Yesi,Balasagun, taşkent gibi yerleşim yerlerinde bulunan tarihi yapıların iç ve dış mekânlarında görülen çini bezemeleri tarihe ışık tutmaktadır.

Ünlü şair A.H.Tanpınar, “Bursa’da Zaman ” şiirinde çinileri betimler:
“…Yüzlerce çeşmenin serinliğinden/Ovanın yeşili,göğün mavisi/Ve mimarilerin en ilahisi/ Yeşil Türbesi’ni gezdik dün akşam/Duyduk bir musıki gibi zamandan/ Çinilere sinmiş kur’an sesini/ Fetih günlerinin saf neşesini…”
Osmanlı çini sanatının iki önemli merkezi vardır. İznik ve Kütahya’dır. İznik’te 13.yüzyıldan itibaren başlayan çini üretimi 17. yüzyıla kadar sürmüştür. 13.yüzyılda üretim yapan ikinci merkez Kütahya’da üretim kısa sürmüştür. 1725 tarihininde Damat İbrahim Paşa’nın gayretleri ile İstanbul Tekfur Sarayı’da önemli bir çini atölyesi kurulmuşsa da kısa sürede kapanmış.

İznik atölyelerinde 16.yüzyılda uygulamaya başlanan kırmızılı sıraltı tekniğinde çiniler, 17.yüzyıl içinde atölyeler kapanıncaya kadar sürmüştür. Daha sonra kırmızı sır altının kabarık mercan kırmızısı kahverengi rengine dönmüş ve kabarıklığı azaltılmış. Zamanla tüm renklerde soluklaşmalar görülmüş, renklerde karışmalar olmuş, çin bulutu ve selvi örgeleri çoğalmıştır.

Medine ve Mekke betimlemeleri 17.yüzyıl İznik çinilerine konu olmuş, mavi-beyaz tekniğinde beyaz üzerine koyu mavi ve firuze renkli çiniler üretilmiştir.
Kırmızılı sır altı tekniğiyle çalışan İznik atölyeleri kapanınca, Kütahya çini üretimi merkezi olmuş ve ünlü gezgin Evlya Çelebi 1669-70 ‘de Kütahya’da 34 çini atölyesi bulunduğunu ifade etmiştir. 1718 tarihli fermende çini üretiminin desteklenmesi istenmiş ve 1710 tarihli fermanda, İstanbul’dan Kütahya’ya 1500 çini levha ısmarladığı ibaresi yer almıştır.
Kahire ve Kudüs gibi merkezlere,Kütahya’da üretilen çiniler gönderilmiş. 17.ve 18 .yüzyıllarda Kütahya atölyelerinde üretilen Kâbe betimlemeli özgün panolar öne çıkmıştır. 19. ve20. yüzyılda Kütahya’da çini üretimi yeniden canlanmıştır.
1994 yılında, ABD İndiana Üniversitesi ile Kültür Bakanlığı işbirliğinde açılan ‘Türk El Sanatları Sergisi’ne katılan Kütahya çini ustaları, yaptıkları uygulamalı tanıtımlarıyla aylarca ilgi odağı olmuşlardır.

İpek Yolu’nda İznik Molası eserinde şair Mehmet öklü, İznik Çinisi şiirinde şöyle demekte:
“Buharalı-İznikli ustaların” kâşi” dediği/Turkuvaz bir evrenin Sinanları görünür/O firuze,o lacivert,o nar çiçeği rüyada/Yediveren güllerin elvanları görünür/…Toprağa can veren sevgi mimarlarının/ Çağları yoğuran irfanlları görünür/”Camlerin çinisi bitmeden başka işe bakılmaya”/ Diyen padişah fermenları görünür/Sülüs bir lalezar ferahfeza bir zirvede.”İznik”/ Tarihimin en görkemli zamanları görünür.”
Özgün Çini sanatı, mercan kırmızısı ve sır altı tekniği ile sanat tarihine damgasını vurmuştur.