Cihannüma ,Katip Çelebi’nin 1648 yılında yazmaya başladığı eser. 1654’te Katip Çelebi tarafından yeniden yazılmaya başlanmış, 1732’de Osmanlı Matbaacılığı’nın öncüsü kabul edilen İbrahim Müteferrika tarafından eklemeler yapılarak basılmıştır. 698 sayfadır.

– Katip Çelebi (1609-1657) Osmanlı, bilgin. Tarih, coğrafya ve bibliyografya alanında önemli yapıtlar vermiş, medrese düşüncesini eleştirmiştir. Şubat 1609’da İstanbul’da doğdu, 6 Ekim 1657’de aynı yerde öldü. Asıl adı Mustafa’dır. Doğu’da Hacı Halife, Batı’da ise Hacı Kalfa adıyla da tanınır.
Osmanlı döneminde coğrafya ilmi ve bunun eğitim ve öğretimi ile ilgili gelişmeler, esas itibariyle, 17.yüzyıl başlarından itibaren başlamıştır. Özellikle bu gelişmelerin baş mimarı,Kâtip Çelebi’dir.1608-1658 yılları arasında yaşamış olan çağını aşan ilim adamlarımızdan Kâtip Çelebi, devrinin en büyük coğrafyacılarından biridir.Coğrafi yapıtların en önemlisi olan Cihannüma Osmanlı coğrafyacılığında yeni bir çığır açmıştır.
Kâtip Çelebi’nin birçok batı coğrafya kitabından yararlanarak hazırladığı, İslam coğrafya geleneği üzerine kurulu Osmanlı klasik coğrafya ekolünü değiştiren, Cihannüma adlı eseri Osmanlıların dünyaya bakışlarını değiştirmiştir.
Katip Çelebi, Keşf el-Zünûn’da, Cihânnümâ’nın iki bölümü bulunduğunu, birincisinin yalnız denizlerden, nehirlerden, adalardan ve ikinci bölümünde karalardan, alfabe sırasıyla, şehirlerden ve Hicret’in VII. (Miladî 15.) yüzyılından sonra keşfolunan ülkelerden bahsettiğini yazar.
Kâtib Çelebi Cihannüma’yı iki kez yazmıştır. 1648’de yazmaya başladığı ilki klasik İslam coğrafyası temelindeydi. Bu yapıtını henüz bitirmemişken eline geçen Gerardus Mercator’un Atlas’ını Mehmed İhlasî adlı bir Fransız mühtedisinin yardımıyla Latince’den Türkçe’ye çevirterek yeni bilgiler edindi ve 1654’te Cihannüma’yı ikinci kez yazmaya girişti.
Yazılmasına 1648 yılında başlanılan Cihânnümâ’nın genel bir coğrafya kitabı olacağı mukaddimesinde belirtilmesine rağmen eserin, kısa bir girişle Asya kıtasında Türkiye’nin doğu sınırlarına (Kuzeyde Erzurum vilayeti, güneyde Irak-Mezopotamya) kadar olan bölgeler ile sınırlı kalmış olduğu görülmektedir.
Doğu ve Batı’yı her yönüyle içine alan bir coğrafya kitabı hazırlamayı hedefleyen Kâtip Çelebi, elindeki kaynakların yetersizliği karşısında önceleri ümidini kaybetmiştir. Dolayısıyla Cihannüma’nın bu ilk sürümü, sınırlı bir bölgeye ilişkin kalmıştır.
Kâtip Çelebi Doğal olarak eski Arap, İran ve Osmanlı coğrafyacıların yapıtlarını da kullandı. İkinci Cihannüma, dünyanın yuvarlak olduğunu da kanıtlamaya çalışan fiziki coğrafya ağırlıklı bir giriş bölümünden sonra Kristof Kolomb ve Macellan’ın keşif gezilerinden söz eder. Ardından Japonya’dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtır. Bunların tarihleri, yönetim biçemleri, ekonomileri, inançları konusunda bilgiler verir. Bu arada İslam coğrafyacılarının bilgi yanlışlarını gösterir, bunların harita kullanmamaktan ileri geldiğini açıklar. Bu ikinci Cihannüma’da anlatılan son yer Van’dır. Birinci Cihannüma’da ise Osmanlı Avrupa’sı ve Anadolu ile İspanya ve Kuzey Afrika’yı kapsamaktadır. Her iki biçimde de ek olarak birçok harita vardır.
Cihannüma, özünde tüm İslam ve Hıristiyan coğrafyacılığının da temeli olan Batlamyus (Ptolemaios) kuramına dayanmakla birlikte, o güne dek hemen hemen hiç yararlanılmayan Batı kaynaklarını Osmanlı coğrafyacılığına tanıtması bakımından büyük önem taşır.Bugün dünyanın çeşitli kütüphanelerinde bulunan çok sayıdaki nüshaları, daha sonra coğrafya heveslisi müstensihlerin eklemeleriyle genişletilmiştir. Bazen eksik bırakılan nüshalar olduğu gibi aşırı derecede ilavelerin yapıldığı kopyalar da vardır. Öyle ki artık bu eserler, Kâtip Çelebi’nin Cihannümasından çok, aynı üslupta hazırlanmış yeni birer “cihannüma” halini almıştır. 19. yüzyılda modern Batı coğrafyacılığının girdiği ve eğitim kurumlarında okutulmaya başlandığı dönemlere kadar bu gelenek devam etmiştir.
Kâtip Çelebi’nin Kitab-ı Bahriye adlı eser ise Cihannüma’nın Rumeli kısmıdır.
Mescid-i Aksa, Müslümanlar için çok önemli. Çünkü;
Kudüs; Mekke ve Medine’den sonraki 3. Kutsal şehirdir. Üç kutsal mescidden biri Kudüs’te bulunmaktadır. ( Mescid-i Haram/ Mescid-i Nebi / Mescid-i Aksa ) Peygamberimiz tarafından ziyaret edilmesi istenmiştir. Mescid-i Aksa; Harem-i Şerif olarak da adlandırılmaktadır.
Hicret sonrası, 17 ay kadar Müslümanlara kıble olmuştur.
Muhammed’in, Miraç gecesi semaya yükseldiği yer buradadır.
Yine Miraç gecesi, Muhammed’in diğer peygamberlerle birlikte namaz kıldığı yer buradadır.
Kubettüssahra; yıkım veya yeniden yapım geçirmeyen en eski İslam yapısıdır.
Mecid-i Aksa; Moriya tepesi üzerine inşa edilmiş, şehir duvarları ile çevrili olup içinde; Kubettüssahra, Aksa Camii, Burak Mescidi, Mervan Mescidi, Zincir Kubbesi, Miraç Kubbesi gibi en az 200 eseri barındıran, toplam 144 dönümden oluşan bir bölgenin adıdır.
Kubbetüssahra, altın renkli kubbesi ile şehrin hemen her tarafından görülüp, fotoğraflara ayrı bir güzellik katmaktadır. Sekizgen bir yapısı olup en eski İslam eseridir.
Milattan 3000 yıl önce, Şehre ilk hicreti Arap Kenâniler yaptı. Bu göçler Arap yarımadasının kuzeyine gerçekleşmiştir. Daha sonra Ürdün nehrinin batısına yerleşmişlerdir. Kudüs şehri göçler sonucunda genişledi ve Akdeniz’e kadar uzandı. Bölgenin adını Kenan yeri (Nehirden Denize kadar olan bölgede) koydular. Kenan bölgesin de Kenâniler bir şehir kurup adını Urşelim koydular, şehir merkezi haline getirdiler, vatan ve toprak sahibi oldular, bundan dolayı şehrin adı Yebus oldu. Bu bölgeye saldırılarda bulunan Mısırlıların ve Sina çölündeki kaybolan İbrani kabilelerin saldırılarına karşı çıktılar ve o bölgeye sahip oldular. Kenâniler yıllar boyunca bu bölgeye olan saldırılara da karşı çıktılar.
Kâtip Çelebi’nin “Cihannüma” eserinde Şam,Kudüs ve Flistin bölgesinde idari taksim ve diğer hususlar hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır:
“… Şam bölgesi birkaç eyalete taksim edilir.Biri Şam, diğeri Kudüs-i Şerif,trablus,Sayda ve haleb’dir…Şam’ın en önemli bölgesi Filistin’dir.Filistin,Kudüs-ü Şerif Nahiyesi’ne bitişiktir.Filistin iki sancaktır. Biri Gazze,diğeri Kudüs.. Bu bölgenin halkı müslüman’dır.Ayrıca Yahudi,Hıristiyan ve başka dinlere mensup kimseler de bulunur… Mescid-i Aksâ’dan Kur’an bahseder. Renkli mermer sütunlar üzerinde yükselmektedir. Üstü örtülü olan mescidin 26 kapısı vardır. 12 kapıdan girilir. Mescidin avlu zemini taş döşelidir.Mescid-i Aksa’ya önceleri 200 görevli bakardı…Kudüs’te birçok medrese vardır…Kudüs’den 6 mil uzakta Beyt-i Lahm köyünde Hz.İsa doğmuştur…Hz.Ömer Kudüs’ü fethettiğinde burada konakladı. Kudüs’ün güzel kokulu sabunu ve gül suları meşhurdur…”
Bütün dinler için kutsal sayılan Kudüs, dünya barışının merkezi olacağı yerde, savaşların alanı haline getirmek büyük bir insanlık suçudur. ABD ve İsrail, dünya barışını ateşe vermektedir.Birleşmiş Milletlerin kararına uyulmalı ve “yangına körükle” varılmamalıdır.