Bu hafta sinemalarda oynayan CHURCHILL filmi etkileşimiyle bugün konuklarım eksantrik kişiliği, tarihi şahsiyeti ve en olmadık yerde karşınıza çıkan siyasi becerisiyle geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran İngiliz devlet adamı Winston Churchill ve adı devrimle koşutlaşmış Che Guavera. Ortak bölenimiz ise puro aşkımız.

Edebiyatçılığı, tarihçiliği ve ressamlığı her ne kadar siyasetçiliğinin gölgesinde kalsa da Winston Churchill bir yaşam düşkünü, dil ustası ve sadık bir aşık olarak da anılmayı hak eder. Paylaşım Savaşlarının ortaya çıkardığı; laf cambazı, akıl oyunları ustası ve siyaset erbabı; aktif olarak politika yaptığı on yıllarda İngiliz halkı kadar başka halkların da kaderine etki etmiştir.
Her zaman altını çizmekten büyük keyif aldığı atalarının sahip olduğu şanlı tarihin aksine küçük Winston’ın hayatı oldukça zorlu geçmiştir.Kekemelikten muzdarip Winston’ın ileride İngiliz dilindeki en ünlü söylevlere imza atacağını kimse tahmin edememiştir. Oluşumu yüzyılları bulan; bir İmparatorluk dilinin verdiği hazzı sonuna kadar tadan ve günümüz teknolojisiyle artık evrenselleşen İngiliz dilinin Shakespeare’den sonra en çok alıntılanan yaratıcılarından birisi Churchill’dir. Belki küçüklüğünden kalan dildeki yetersizliği üzerine gitmekten gizli bir haz duyan bu inatçı liderin alıntılamada bulundurduğu yetisinin kendi ününe ayrı bir katkı sağladığı da ileri sürülebilir. Zira Churchill; milyonların kulak kesildiği söylevlerinde tam da yerinde alıntılar/göndermeler yapmakla tanınır.
Lafı gediğine koyar.
Elbette ki Shakespeare gibi olamasa da cambazlarından olduğu İngiliz diline kelime hediye etmişliği de vardır Churchill’in. Bugün çok sıradan gelen kelimelerin, deyişlerin bir zamanlar ilk kez Churchill tarafından kullanılması hayret vericidir. Kelimelerle oynamayı seven bu sivri dilli politikacı 72 ciltten oluşan 43 kitabın da yazarıdır.
Churchill’in edebiyatçılığı politik kariyerinin önüne geçmiş midir bilinmez Nobel komitesi 1953 yılında Edebiyat dalında Churchill’e ödül verir. Hayatının büyük bir kısmını savaş meydanlarında, saray odalarında ve localarında harcayan; savaşın olduğu kadar barışın da mimarları arasında anılmayı hak eden arsız ve hınzır bu yaratıcı zeka; edebi yeteneğini de göstermeyi ihmal etmemiştir. Onlarca kitabın yazarı olan Churchill; Nobel alabilecek kadar edebi belagatini sanırım ispat etmiştir.
“Performansınızı başarıyla sonlandırmak istiyorsanız; aslanın ağzına kafanızı sokmalısınız.” diyen; Churchill’in umarsızlık, sakarlık, göz-görmezlik yada hınzırlık yakasını bırakmayan talihsizliklerinin yoldaşıdır adeta. Gözünü budaktan sakınmayan bu hayat aşığı engin çınar; siyasi yaşamında olduğu kadar kişisel yaşamında da olayların akışına kendisini bırakmıştır. Oradan tanışırız kendisiyle Churchill’in puro tutkusu gerçekten abartılıydı. Avrupa kıtasındaysa en çok Churchill’le anılır puro.. 20 yaşındayken gittiği Küba’da puroyla tanıştı. İlerleyen yıllarda günde 6-10 puro içmeye başladı. Doktoru bir gün uyardı: “Puroyu azaltman gerek. Günde ikiye düşür.” İmdadına puro üreticisi dostu Fernandez Rodriguez yetişti. Havana’da 18 santimlik ‘Churchill’ adını taşıyan boyda puro üreterek dostuna gönderdi. Bu dev purolardan günde iki tane içmeye başlayan Churchill, doktora verdiği sözü dolaylı yoldan tutmuş oldu. 91 yıllık uzun hayatının sırrını soranlara şöyle diyordu: “Bu kadar uzun yaşamayı spora borçluyum. Hiç spor yapmadım!” Özetle Avrupa’da zenginliğin ya da kahramanlığın değil, Churchill tipi kurnazlığın simgesiydi puro. Yıllar sonra benzeri sağlık çözümünü Bolivya’da astımla mücadele etmekte olan yoldaşı için bulmuştu Fidel Castro. Küba’da en uzun boy puro ürettirip günde bir tane doktor yasaklamasını aşabilsin diye Che’ye göndermişti. Che Guevara puroyu bir lüks değil, devrimin bir parçası olarak görüyordu. Che’ye göre devrim savaşçılarının sırt çantasında, dinlenmek için bir hamak, yağmurdan korunmak için plastik bir torba, soğuktan korunmak için battaniye, su, temel ilaçlar ve tütün bulunmalıydı. “Çünkü tütün, yalnız askerlerin en büyük yoldaşıdır” diyordu. Yani, Küba’da ve Latin Amerika’da, puro, kalantorların değil, onlarla savaşanların simgesiydi.
O gündür bu gündür “puro sadece puro mudur?” diye düşünüp durur insanoğlu.