Tarih, 3 Aralık 2016 Cumartesi… Yer, Ankara Kocatepe Camii… Öğle namazını kılan cemaat, musalla taşında bekleyen cenazeye son görevini yapmak için avluya çıkmaya başladı.

Tam bu sırada kapıda bekleyen iki polis memuru yaşlı bir adamı kenara çekti:

“Siz böyle buyurun… namazına katılamazsınız…”

Aynı zamanda ağır böbrek hastası olan ve haftada üç kez diyalize giren yaşlı adam, “İyi ama avludaki cenaze benim 27 yıllık eşime ait” dedi, “Gerçi bir süre önce boşandık ama ona karşı son görevimi yapmak, şayet varsa hakkımı helal etmek istiyorum… Avluda bana taziyede bulunmak için bekleyen onlarca dostum da var…”

Polisler nuh dedi, peygamber demedi, yaşlı adamın cenaze namazına katılmasına izin vermedi.

Eski eşini taşıyan cenaze arabasının gidişini ağlayarak takip etti, arkasından usulca el salladı yaşlı adam.

Neyse ki polisler buna ses çıkarmadı.

Sonradan anlaşıldı ki, yaşlı adama, evlilikleri döneminde eşinin oturduğu eve yaklaşmama cezası verilmişti. O cezanın devamı niteliğinde olarak cenazesine yaklaşması da yasaktı.

Yaşlı adam, defnedildikten saatler sonra eski eşinin mezarının başına gitti, bir adet karanfil bıraktı ve başta Fatiha olmak üzere bildiği tüm duaları tekrar tekrar okudu.

Mezarlıktan ayrılırken kalbi sıkışmış, tansiyonu bir hayli yükselmişti. Cebinde taşıdığı 7-8 çeşit ilaçtan iki tanesini güçlükle yuttu.

Polisin, tabutun içindeki cenazeyi hasta ve yaşlı eski eşinden koruma konusunda gösterdiği duyarlılığı takdir etmemek mümkün değil.

Ama keşke aynı duyarlılığı adli mercilerin verdiği koruma kararlarına rağmen öldürülmekten kurtulamayan kadınlar için de gösterebilmiş olsaydı…