Cazibe ekonomisi

0
106

Ekonomiyi canlandırmak, yatırımları teşvik etmek için “cazibe merkezleri” başlıklı kararlar devre sokuluyor. Hükümet, dünya kadar para karşılığında yatırımcılara “aş iş yaratın” diye tüm desteğini vaat ediyor.

İçeriğine bakıldığında “bu kampanya kaçmaz” denilecek cinsten adı gibi kendisi de cazip. Ancak, ama, fakat, lakin….
Başbakan Çankaya’da yatırımcıya deyim yerindeyse “gaz veriyor”, “ne isterseniz her şey hazır”, diyor, biraz ötesinde Ulus’ta, Merkez Bankası “oynak piyasalara oynak para politikalarıyla müdahaleye devam” diyor. Yabancılar Türkiye’ye yatırım yapılmaz diyen kredi derecelendirme kuruluşlarının notlarına itibar ediyor. Diğer yanda halk oylaması anketleri açıklanıyor, sonuçlar kıl payı birbirini geçiyor.

Başbakan “bir sıkıntı olura gelin beni bulun” diyor ama kendisinin koltuğu iki ay sonra anayasal olarak ortadan kalkıyor. Keza bugün ekonomi ile ilgili bakanların iki ay sonra nerede olacakları belli değil. Yatırımcı Meclis koridorlarında, devası kamu binalarında derdini anlatacak muhatap arasa her yer kapı duvara dönecek.
Sonra da cazip teşviklerle cazibe ekonomisi yaratacağız diyoruz. “İş ve aş” için yapılacak her türlü yatırma kimse karşı gelemez, hayır diyemez. Ancak bir yatırım yaparken sadece arsa vermek, bina dikmek, makine almakla olmuyor. İşin bir de işletmecilik yönü var. Dahası çıkacak ürünün veya hizmetin fiyatlandırması var. Her yatırımcı bir işe kalkıştığında önünü görmek ister. Piyasadaki arz talebe bakar. Ötesinde devletin tüm ekonomik unsurlarının güven vermesini bekler.

Uluslararası kuruluşlar Türkiye’ye yatırım yapılmaz diye not veriyorlar. Merkez Bankası, dolar uçmuş, aman 4 lira olmasın da ne olursa olsun diye piyasaları ikna edecek kalıcı politikaları bir türlü devreye sokmuyor. Piyasalarda belirsizlik kronik hale gelmiş. Siyaseten de bir sürü bilinmez ortada duruyor. Vatandaş, bir yanda ödeyemediği borcunu, vergisini erteletmek için bir bankaya bir devlete koşuyor, kapı kapı dolaşıyor diğer yanda icralarla, hacizlerle uğraşıyor. Dahası, adım başı her yerde teşvikler, destekler, faizsiz krediler dağıtılıyor, aflar, ertelemeler getiriliyor ama ekonomide yaprak kımıldamıyorsa bir şeyler yolunda gitmiyor demek.
Sayın Başbakanın “cazibe hedeflerini” dinlerken geçmiş günler canlandı gözümüzde. 1970’lı yıllarda Necmettin Erbakan, ne zaman hükümette yer alsa, “ağır sanayi hamlesi” hedefiyle “fabrika kuran fabrikalar yapacağız” diye yolu olmayan tarlalara bile temel atardı. Öyle ki dönemin başbakanları Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel, işi gücü bırakır, Erbakan’la plânsız, programsız, parası, sahibi bile olmayan tesislerin temel atma yarışına girerlerdi, “temelini ben attım, ben yaptım, ben başlattım” diye siyaset yaparlardı. Anadolu’nun her yerinde demir çubukları çıkmaya başlamıştı. Ama zamanla bu temeller söküldü atıldı, kalanlar da devletin başına belâ oldu. Bitmedi, bitirilemedi.
Umarız yeni cazibe yatırım ekonomisi de geçmişteki “hamlelere” benzemez de insanlarımız iş, aş bulur, mutlu mesut günler yaşarız.