Ana Sayfa Yazarlar Cansız bedenler üzerinde tepinme

Cansız bedenler üzerinde tepinme

89
PAYLAŞ

10 Cumartesi günü, Kurtuluş Savaşının günlerinde M.Kemal Paşa’yı ağırlayan Ankara Garı önünde gerçekleştirilen canavarlığın neden olduğu acıların giderilmesi, yaraların sarılması yerine, tam tersine toplumsal çatışmaların derinleşmesine neden olmakta. Avrupa ve Amerika’da, yurttaşlarımız ve acımızı paylaşmak isteyen yabancılar, canavarlığı protesto ederken, Komşumuz Yunanistan’da hükümet partisi Syriza, yurttaşları Atina’da Parlamento Meydanına çağırıyor ve teröre karşı Türkiye’nin yanında olduğunu ilan ediyordu. Londra’da ise saldırıyı protesto, Başbakanlık konutunun bulunduğu Downing Street önünden başlayıp, Trafalgar Meydanına kadar sürüyordu. Türkiye’de ise, devletin güvenlik güçleri, can pazarının yaşandığı anlardan başlayarak, yaşarman kopartılmış, yardım bekleyen yaralı ve onlara yardım etmek isteyenlere ve olaya karşı çıkarak barışa sahip çıkmak isteyenlere acımasızca biber gazı, basınçlı su ve gaz fişeği sıkıyorlardı. Savaş baltasını gömmek istemeyenler, yoksul halkın ana kuzularını çatışma ortamına sürüyorlar ve her gelen şehit cenazesi üzerinden siyasal rant devşirmek için avuçlarını ovuşturuyorlar.
Saldırıya uğrayan ve bu nedenle iptal edilen toplantı, “Savaşa İnat, Barış Hemen” çağrısının içeriyordu. Hazırlıkları önceden yapılan ve duyurulan mitingin ana ekseni, bir inat ve kör hırs uğruna sürdürülen savaş haline son vermekti. KCK, bu toplumsal isteme ve barış için sergilenen isyana, başkaldırıya yanıt vermede gecikmeyerek “eylemsizlik” kararı almış ve çatışma alanlarının dışına çıkılacağını açıklamıştı.Barış, çatışmadan ve can kırımından beslenen ve ikbal ile istikballerini, her ne olursa olsun çatışmaya ve analarının kuzularının kefenleri üzerinden sürdürmek isteyenlerin razı olacakları bir durum değildi. “Karnımız tok” diye bunu bunu dile getirmekten kaçınmadıklarını,12 Ekim günkü yazımda örneklemiştim.
Cansız bedenler üzerinden tepinme, 12 Ekim Ankara Garı Canavarlığının toz-dumanı içerisinde başladı. Emniyet güçleri, can pazarına dörüşen alanda yaşamını yitiren,yaralanan ve onlara yardım etmek için çırpınan insanlara, gazla,tomayla, basınçlı suyla saldırır ve yeni “kahramanlıklar(!)” yaratırken, bardak gibi bir masanın çevresine dizilmiş üç bakan, sırıtarak, kendilerini ölümlerden ve sergilenen canavarlığın sorumluluğundan kurtarmak çabası ve yalanı içinde debelenip duruyorlardı. Başbakan ise, olayların ayırdında olmadığının işaretlerini verirken, partisini ve hükümetini yangından kurtarmak ister gibi, “bu AKP Hükümeti değil ki” demekteydi. Olan-biteni “beş tepedeki külliyesinden” izleyen Erdoğan ise, susmanın ikrara neden olabileceği uyarısı üzerine, “en iyi savunma saldırmaktır” diyerek, kaldığı yerden salvo atışlarına, üç günlük sus-pus olmasından sonra yeniden başlıyordu.
Bu olayın nedenlerini, barışın kimin işine gelmeyeceğinden yola çıkarak saptayabiliriz. Bunlardan ilki hükümet ve hükümetin asıl başkanı olan Erdoğan’dır. Çünkü,7 Haziran öncesi yapılan her genel ve yerel seçimde işlerine yarayan çatışmasızlık ve çözüm sürecini sürdürme, 7 Haziren öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında, artık işlevini yitirdiği ve başkalarının işine yarar olduğunu gördüklerinde, çatışmayı körükleme ve alevlendirmenin fitilini ateşlemişlerdi. Kürt siyasal hareketinin ilk kez parti olarak katıldıkları seçimden başarı ile çıkması ve parlamentoda kilit konumuna gelmesini, kendi ikbal ve istikballeri için büyük tehlike olarak görenler, ’li bir ’nin kapısına kilit vurarak ve HDP’yi gayrimeşru ilan ederek, ikinci bir meydan savaşı için, yeniden seçim dediler. İlkini yitirdikleri meydan savaşını, bu kez ne pahasına olursa olsun kazanabilmek için, şiddet ve çatışmayı,öldürümü uygulamaya koydular. Bu nedenle, sorumlu aramak için fazla öteye gitmeye gerek yok. 7 Haziran Seçimi öncesi ve sonrasında yazılan ve söylenenleri gözden geçirenler, bu savımızın kanıtlarını bolca bulacaklardır. Parlamentonun kapatılması, HDP’nin Türkiye Partisi olma, Kandil ve İmralı vesayetinden bağımsızlaşma çabalarının önünü kesmiştir. Yaratılan çatışma ortamı, HDP’yi krimalize etme ve fırsat bulunur ise kapatma amacını da taşımaktadır.
Kürt siyasal hareketinin krimalize edilmesi ile savaş ortamından yarar görecek ikinci odak, Suriye ve Irak’ta PYD, KCK ve PKK güçleri ile çarpışan IŞİD ve El-Nusra Cephesi’dir. TBMM’nin işlevleşmesi, öncelikle bu güçlere yönelik Türk Hükümetinin desteğinin sorgulanması ve önlenmesi sonucunu doğurmasının yanı sıra, IŞİD ve El-Nusra’ya karşı savaşanlara yönelik yoğunlaşmayı mümkün kılacaktı. Yani, çatışmasızlık hem AKP’nin ve hem de IŞİD’in işine gelmeyecekti. Ve bunun için de, eylemsizliğin ilan edildiği gün olan 10 Ekim’deki Barış Mitingi, bulunmaz bir fırsattı ve bu fırsat iyi(!) değerlendirildi. Bu birlikteliğin bir göstergesi de Hükümet ve Beştepe katiplerinin ilk günden suçlu olarak “IŞİD-PKK” yı işaret ederek, hedef saptırma çabasına girmeleridir.
Sütunumun sınırlılığı nedeni ile,bu savımı ayrıntılayamıyorum. Yalnızca bir fotograf karesinden söz etmek istiyorum. Büyükelçileri, saldırının hemen ertesinde, ilk çalışma gününde, yaşamdan koparttığımız yurttaşlarımızın anılarına saygı ve canavarlığı kınamak amaçlı olarak, saldırı alanına karanfiller bıraktılar.Bununla da yetinmeyip, yazılı açıklamalarında :” Çok sayıda masum insanın yaşamına mal olan bu menfur vahşet karşısında hepimiz dehşet içindeyiz. Saldırıda hedef alınan sadece onlar değildi. Failler aynı zamanda Türkiye’de ve Dünyanın öteki yerlerinde, gerçek demokratların en fazla değer verdiği temel hak ve özgürlüklerden biri olan barışçıl amaçla toplanma ve düşünceyi ifade etme hakkını da hedef aldılar. Bugün olay yerine hep birlikte gelerek,kurbanların aileleri ve dostlarının acılarını paylaşıyor, terörizmi reddediyor ve Türkiye’de barış çağrısına destek veriyoruz” diyorlardı. Bu fotograf ve açıklama, ülkelerinin bu canavarlıkta dökülen kanlarda parmak izlerinin olmadığını ortaya koymakta. Bu saygı duruşu ve benzeri bir açıklamayı, 10 Ekim’in üzerinden 5 gün geçmiş olmasına karşın, siz Türkiye’yi yönetmekte olduklarını savlayanlardan gördünüz mü? Canavarlığın sorumluluğunun kimlerde olduğunu bir de bu açıdan düşünün,derim.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam