Manchester’de 22 kişinin ölümüne yol açan intihar saldırısını yapan radikal dinci gencin, İngiltere’de doğduğu, eğitimini İngiliz okullarında yaptığı, yine bir İngiliz üniversitesine devam ettiği ancak bitiremediği açıklandı.

Daha önce Londra, Berlin, Nice, Paris, Stockholm gibi Avrupa kentlerinde meydana gelen terör saldırılarının failleri de dışarıdan gelenler değil, eylemi yaptıkları ülkenin kimliğini, pasaportunu taşıyan insanlardı.
++
Bu gerçekten düşündürücü tablo karşısında Avrupa ülkeleri şu sorulara yanıt bulmalıdır:
-Nerede yanlış yapıyoruz?
-İçimizden çıkan insanlar hangi sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerle canlı bombaya dönüşüyor?
-Bazı gençlerin radikal dinci terörist olmasının ardında onların ve ailelerinin ötekileştirilmesi, düzen dışına itilmesi mi vardır?
-Okullarımızda çocuklara ve gençlere pek çok şeyi öğretiyoruz da, insan yaşamının önemini, kardeşliği, dostluğu neden öğretemiyoruz?
-Bir İngiliz, bir Fransız, Bir Belçikalı genç, şeriat düzeni isteyen, insanların başını gözünü kırpmadan kesen DEAŞ’a nasıl inanır, onlardan sağladığı kilolarca bombayı vücuduna sararak kendini neden patlatır?
++
Polis örgütünün güçlendirilmesi, askerin asayişin sağlanmasında kullanılması, istihbarat ağının yaygınlaştırılması elbette teröre karşı alınması gereken önlemlerdir.
Ama esas yapılması gereken, dünyayı adil bir noktaya getirmektir.
Öyle bir dünya ki, kimse kendini itilmiş kakılmış hissetmesin; öyle bir dünya ki, kaynaklar eşit dağıtılsın; öyle bir dünya ki, kimse kimsenin toprağına, petrolüne göz dikmesin…
Evet, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bütün ülkeler, bir yandan teröre karşı en sert önlemleri alırken, diğer yandan terörist yetiştiren iklimi değiştirmeye, seraları yerle bir etmeye çalışmalıdır.