Çağdaşlaşma ve İbrahim Müteferrika

0
16

XVII. yüzyılda, Osmanlı Devleti’ni ayakta tutan her alanda gerileme başlamış ve peş peşe gelen kara ve deniz savaşlarında ağır yenilgiler olmuştur. Bu olaylar karşısında Osmanlı yöneticileri ve aydınları askeri ve sivil bütün alanlarda yenilikler başlatarak çağdaşlaşma çalışmalarını başlatmışlardır.

“Lale Devri”ile bir düşünce değişikliği başlatan Damat İbrahim Paşa, Viyana ve Paris gibi Avrupa başkentlerine gönderilen Osmanlı elçilerinden, normal görevleri dışında Avrupa medeniyeti hakkında bilgi vermelerini,eğitim ve kalkınma ile ilgili uygulamaları hakkında raporlar verilmesini istemiştir.
1720 yılında Paris’e gönderilen Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi, gezip gördüğü yerleri, anılarını ve gözlemlerini anlatan ve yöneticilere ilham kaynağı olan “ Batı’ya açılan pencere “olarak tanımlanan bir “Sefaretnâme” yazmıştır. Beraberinde götürdüğü oğlu Said Mehmet Efendi, oradan aldığı bilgi ve ilhamla, Osmanlı Türkiye’sinde kültür ve düşünce hayatına büyük yararlar sağlayacak olan ilk basımevinin kurulmasına öncülük etmiştir.

Basım makinesinin icadından üç yüzyıla yakın bir zaman sonrasında basımevinin Osmanlılar tarafından benimsenmesinde öncülük görevi yapan Said Mehmet Efendi ile birlikte bu alanda büyük bir cesaret göstererek öncülük yapanlar arasında bilgisi ve yetenekleri ile dikkatleri çeken İbrahim Müteferrika’da yer almış ve çalışmaları ile tarihe geçmiştir.

Aslen Erdel’li bir Macar olan İbrahim Müteferrika, Hıristiyanlığın Kalvinist mezhebi yerine sonradan ortaya çıkmış olan Unitarianizm mezhebini benimsemiştir. Tevhidcilik anlamına gelen bu inanca göre , “baba, oğul, kutsal ruh” şeklindeki “teslis” inancı yerine Allah’ın birliğine-tekliğine inanmak esastır. Böyle bir mezhebe mensup olan İbrahim Müteferrika kendi arzusuyla müslüman olmuştur.
Said Mehmet Efendi ve İbrahim Müteferrika, büyük bir uğraşıdan sonra Osmanlı idaresinden basımevi kurulması iznini 1727 yılında alabilmişler. Gerekli baskı malzemelerini Avusturya’nın başkenti Viyana’dan getirterek hazırlıklara giriştikleri sırada, geçimini yazarak sağlayan hattatlar ile yeniliğe karşı olanların dedikoduları ve tepkileri ile karşılaşmışlar.
Zamanın şeyhülislamından fetva alınması zorunluluğu ortaya çıkmış, herkesin kolay ve ucuza kitap edinmesini sağlayacağı için, dini eserlerin basılmaması şartı ile olumlu fetva verilmiş.

İnsanların bilgi ve kültür açısından zenginleşmesi için kitaplar önemli ve önceliklidir. Bu alanda matbaa’nın ülkemize gelmesi büyük yarar sağlamıştır. Ülkemizde ilk basım evini kuran, aslen Macar olan ve sonradan Müslümanlık hizmetine giren İbrahim Müteferrika olmuştur. Zekâsı ve çalışkanlığı ile kendisini kabul ettiren ve zamanın birçok zorluklarını aşarak 1727 tarihinde basımevinin kurulması iznini alarak kültür tarihimizde yerini almıştır. İbrahim Müteferrika’nın evinde kurulmuş olan ilk basımevinde 1729 yılında ilk eser olarak Arapçadan Türkçeye iki ciltlik bir sözlük olan “ Van Kulu Lügati” basılmıştır. Matbaada ikinci olarak basılan , Kâtip Çelebi’nin Osmanlı denizciliğine ait olan ünlü eseri “Tuhfetu’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar” dır.

Basımevinde, 1730 Patrona isyanına kadar altı eser daha basılmış, yeniliklere karşı yürüttükleri bu isyan, padişah III.Ahmet’in tahttan indirilmesi ve Damat İbrahim Paşa’nın hayatına mal olmuş ve zorbalık son bulunca kitap basımına devam edilmiştir. 1732 yılında dokuzuncu eserin basıldığı basımevinde İbrahim Müteferrika yönetimindeki çalışmalar 1736 yılına kadar devam etmiştir. Bu süre içerisinde kitap basımında gerekli olan kağıdın temini için Yalova’da bir kâğıt fabrikasının kurulması ve Polonya’dan üç ustanın fabrikaya getirilmesini sağlayan ve daha sonra başka bir göreve alınan Müteferrika’nın hizmetleri büyük olmuştur.
1745 yılında ölen İbrahim Müteferrika o dönemde çağdaş uygarlık merdivenlerinin en önemli basamaklarını döşemiştir. Ayrıca Usulu’l Hikem fi Nizami’l-Ümen adlı eseri ile de Monarşi Aristokrasi ve Demokrasi diye tarif ettiği devlet şekillerini anlatarak düşünce dünyasına katkı koymuştur. İbrahim Müteferrika Osmanlı’nın geri kalış nedenlerini de devlet işlerinin ehil ellere verilmemesi, orduda ve devlette disiplinsizlik, rüşvet, kanunların uygulanmaması… diye sıralamıştır.
Okuduğumuz her basılı eserde izi olan İbrahim Müteferrika’yı, şükranla anıyoruz.