Ana Sayfa Yazarlar Mezhep Savaşları: Büyük Oyun

Mezhep Savaşları: Büyük Oyun

388
PAYLAŞ

Mezhep, kelimesi Arapça’da “gidilen yol” anlamındadır. İslâm peygamberi Hz. Muhammed (SAV) sağlığında mezhep diye bir şey yoktu. Çünkü din ile ilgili bütün soruları Peygamberin kendisi cevaplandırıyor ve böylece hiçbir konuda farklı görüş ortaya çıkmıyordu.

Peygamberin vefatından sonra işlerin yönetimi Hz. Ebubekir’e verildi. Ancak İslâm dininin farklı bölgelere, farklı kültür alanlarına yayılması sonucunda amelî ve tasavvufî farklı görüşler ortaya çıkmaya başladı.

Mezhep konusunda bu görüşleri ortaya atan kişilerin yolundan gidenler o kişiye nisbet edilmeye başladılar. İmam Nu’man ibni Sabit’in yolundan gidenlere Hanefî; İmam Malikî’nin yolundan gidenlere Malikî denilmeye başlanıldı. İbadetlerin nasıl yapılacağı, dünya işlerinin ne şekilde olacağı konusundaki sorular Hanefî, Malikî, Hambelî ve Şafiî gibi mezhepleri doğurdu. İslam felsefesi alanındaki görüş ayrılıklarından ise Maturidiyye, Cebriyye, Mu’tezile gibi mezhepler ortaya çıktı.
Mezhep konusunda bu görüşleri ortaya atan kişilerin yolundan gidenler o kişiye nisbet edilmeye başladılar.
Mezhep konusunda bu görüşleri ortaya atan kişilerin yolundan gidenler o kişiye nisbet edilmeye başladılar.

Hz. Osman’ın şehit edilmesinden sonra Arap İslâm dünyası siyasî zeminde üç ayrı gruba bölündü. Hz. Osman’ın kanını dava etmek için ortaya çıkan Muaviye taraftarları Hz. Ali’nin şehadetinden sonra Şam’da Arap Emevî devletini kurdular. Hz. Ali taraftarları “Alevî” yani “Ali taraftarı” olarak tarihe geçtiler. Her iki grubu da haksız bularak ayrılan gruba da Haricîler adı verildi. Bu tarihten sonra siyasî bir zeminde başlayan ayrılık, ibadet ve inanış konularını da içine alarak genişletildi. Sonra her bir grup İslam dünyasının bir tarafında hâkim oldu ve buralardaki yerel inanışların da etkisi ile aradaki farklı görüş ve düşünüşler gittikçe derinleşmeye başladı.
Hz. Muhammed’in görüş ve hareketlerine göre kendisine yön çizmek iddiasında olan mezheplere “sünnî” yani “sünnetle ilgili”, “ehl-i sünnet” mezhepleri adı verildi. Ehl-i sünnet görüşünde olanlar 4 mezhebi ehl-i sünnet olarak kabul edip diğerlerini ehl-i sünnetin dışında gördüler. Hz. Ali taraftarı olarak ortaya çıkan ve Alevîler diye anılan grup ise Anadolu’da Bektaşî ve Alevî olarak adlandırılırken İran’da Şi’a veya Şiilik adını alarak sistemleştirildi.
Günümüzde insanların çoğu kulaktan duyma bilgilerle belirli bir mezhep anlayışına sahiptir. Tarihi veya teolojik temellere inmek için insanların vakti de yoktur, gerekli bilgi ve tecrübesi de. Bu yüzdendir ki Alevîlik denildiği zaman insanlar genellikle kavramları, sınırları belirli bir görüşten söz edildiğini düşünürler. Oysaki Alevî adı altında toplanmış 50’den fazla mezhep vardır.

Mezhep konusunda Medya’da dinlediğimiz uzman olarak tanıtılan kişilerin nasıl farklı şekillerde konuştuğuna pek çoğumuz bizzat şahit olmuşuzdur.
Mezhep konusunda Medya’da dinlediğimiz uzman olarak tanıtılan kişilerin nasıl farklı şekillerde konuştuğuna pek çoğumuz bizzat şahit olmuşuzdur.

Türk dünyasının önemli filozofu Hoca Ahmed Yesevi yolundan gidenler Anadolu’da iki koldan geliştiler: Hacı Bektaş Velî kolu (Bektaşîler) ve Nakşibendi kolu. Bunlardan birincisi Alevî görüşüne yakın, ikincisi ise Sünnî görüşe yakındır. Ama her ikisi de Yesevî görüşünden ortaya çıkmışlardır. Fuad Köprülü’nün ortaya koyduğu bu konu çok önemlidir.
Medya’da dinlediğimiz uzman olarak tanıtılan kişilerin nasıl farklı şekillerde konuştuğuna pek çoğumuz bizzat şahit olmuşuzdur. Alevîlik deyince dünyanın her yerinde aynı fikir ve düşüncenin paylaşıldığını sanan binlerce, belki milyonlarca insan vardır. Oysaki Anadolu Alevîliği başka, İran Aleviliği başka, Afganistan Aleviliği daha başkadır. Her ülkede İslâm dini o bölgenin yerel inançlarının da etkisiyle farklı tonlar, farklı ritüeller geliştirmiştir. Bu değişiklikler bazen o derece farklı boyutlara ulaşmıştır ki İslâm sınırları içerisinde olup olmadığı tartışmalarının doğmasına bile sebep olmuştur.
Şiilik konusunda aşırı görüşler savunanlara “Gulât” veya “Gâliye” denilir. Hz. Ali’nin ve soyunun imam olmasını kabul etmekle beraber, imamlığın ayrıntıları konusunda görüş ayrılığına düşenlere de genel bir ad olarak “İmamiye” adı verilir1.

Arabistan’daki Sünnîlik ile Kuzey Afrika’daki veya Anadolu’daki Sünnîlik arasında da çeşitli farklılıklar vardır ve bunlar genellikle alt Mezhep'ler ve tarikatlar şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Arabistan’daki Sünnîlik ile Kuzey Afrika’daki veya Anadolu’daki Sünnîlik arasında da çeşitli farklılıklar vardır ve bunlar genellikle alt Mezhep’ler ve tarikatlar şeklinde ortaya çıkmaktadır.

İmamiye’den İsna Aşeriye (On iki İmam) Mezhebi ehl-i sünnet görüşüne yakın iken, Gâliye’den Gurâbiye kolu, peygamberliğin aslında Hz. Ali’ye gönderildiğini ancak Cebrail’in yanlışlıkla Hz. Muhammed’e verdiğini savunur ve Hz. Ali’nin peygamberliğine şehadet ederler2. Dolayısıyla Alevîlik veya Şiilik denildiğinde tek bir görüş, tek bir düşünüş şeklinde ele alıp tek bir hüküm vermek çoğu zaman bizi yanlışa düşürür.
Aynı şekilde Sünnî görüş içerisindeki mezheplerde özellikle ibadetler konusunda çok farklı görüşler olduğu bilinmektedir. Birisine göre abdesti bozan bir hareket diğerinde abdesti bozmayabilir. Suudi Arabistan’daki Sünnîlik ile Kuzey Afrika’daki veya Anadolu’daki Sünnîlik arasında da çeşitli farklılıklar vardır ve bunlar genellikle alt mezhepler ve tarikatlar şeklinde ortaya çıkmaktadır.
Büyük Ortadoğu Projeleri’nin (BOP) gündeme konulduğu günümüzde, İslam dünyası içerisindeki bu mezhep farklılıkları özellikle öne çıkarılmakta ve siyasî organizasyonlar için kullanılmaktadır. Bu konuya devam edeceğiz. (Yılmaz Kurt) 
Yaşar Kutluay, Tarihte ve Günümüzde İslâm Mezhepleri, Selçuk Yayınları, Konya 1968, s. 110.
Y. Kutluay, İslam Mezhepleri, s. 117.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam