Ana Sayfa Yazarlar Büyük Oyun: Mezhep Çatışmaları 2

Büyük Oyun: Mezhep Çatışmaları 2

405
PAYLAŞ

Bir önceki yazımızda İslam mezheplerinin doğuşu konusunda Merhum Hocam Doç. Dr. Yaşar Kutluay’ın İslâm Mezhepleri kitabına dayanarak genel bilgi vermiştik. Bugün mezhep çatışmalarının sebeplerini ve tarihi seyrini konuşacağız.

Avrupa’da ortaya çıkan Katolik- Protestan çatışmaları yüz binlerce Hırıstiyan’ın ölmesine sebep olmuştur. Ancak Avrupa, mezhep çatışmalarını bilimle, akılla durdurmayı bilmiş, çatışmaları en aza indirmiştir.
Mezhep çatışmaları daha çok Müslüman toplumları vurmuştur. Mezhep çatışmalarının başladığı Muaviye- Alevî çatışmalarından bu güne milyonlarca Müslüman ölmüştür. Ne yazık ki Avrupa’da mezhep çatışması durmuşken, İslam dünyasında devam etmektedir. İslam dünyasındaki mezhep çatışmasının günümüzde sürmesi/sürdürülmesinde İran’ın, ABD’nin ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin etkisi göz ardı edilemez.

kurt2Öncelikle şunu hatırlatmak isterim ki Osmanlı Devleti çoğunlukla teolojik bir devlet sayılsa bile gerçekte devletin “din merkezli” kurulmadığını gösteren birçok örnekler vardır. Osmanlı padişahları “devlet”i ve “nizâm-ı âlem”i ilke edinmiş, gerektiğinde kendi öz oğlunu, kendi kardeşlerini feda etmekten çekinmemiştir.
Osmanlı devlet teşkilâtı içerisinde en katı kurallar “ilmiye sınıfı” için uygulanmıştır. İlmiye sınıfı içerisine “devşirme” alınmamış ve “Hanefî” fıkhı etken olmuştur. Bu yapılırken de Diyarbakır’da 4’lü fıkıh anlayışına yer verilmiştir.
Askerî yapı içerisinde ise devletin omurgasını teşkil eden merkezî ordunun oluşturulması sırasında Bektaşî anlayışının hâkim olmasında bir sakınca görmemiştir. Yeniçeriler sefere Bektaşî gülbankı ile çıkmıştır. Mohaç’a giderken de, Çaldıran’a giderken de Bektaşî gülbankı ile sefere çıkmıştır. Mezhep kökenli ortaya çıkan Kalender Çelebi isyanını bastıran da bu Yeniçeriler olmuştur. Bu konu bazı çevrelerce her nedense görülmek istenmemiş bazı kalıp sözlerin tekrarlanması tercih edilmiştir: “Yavuz Sultan Selim 40.000 Kızılbaş’ı kestirmiştir.” “Peki, kime kestirdi?” sorusu ise her zaman cevapsız kalmıştır.
Osmanlı Devleti için nüfusun zenginliği esastır. Feth edilen toprakları ekip-biçen insanlar yoksa o toprak devlet için çok fazla bir anlam taşımaz. Bu yüzden feth edilen toprakların üzerinde yaşayan insanlar, ister Hrıstiyan olsun, ister Yahudi olsun ülkenin zenginliğidir. Osmanlı bunların gitmesini veya din değiştirmesini hiçbir zaman istememiştir.
Hrıstiyan’a, Yahudi’ye, Şemsî’ye, Yezidî’ye hoşgörülü davranan Osmanlı, İslâm toplumu içerisindeki farklı görüşlere niçin düşman olsun?
Rumeli’de Sarı Saltuk Zaviyesi’ne, Anadolu’da Hacı Bektaş Zaviyesi’ne, Elvan Çelebi Zaviyesi’ne, Abdal Ata Zaviyesi’ne mirî araziden vakıflar tahsis etmiş ve bunların yaşamasını desteklemiştir.

kurt1Osmanlı’nın korktuğu tek şey Safevî tehlikesidir. Safevîlerin mezhep oltası kullanarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu İran toprağı yapmasıdır. Osmanlı kroniklerinde kullanılan “Rafizî”, “Sürhser”, “Kızılbaş” gibi deyimler her zaman Safevîleri ve onların siyasî uzantılarını ifade etmek için kullanılmıştır. Devlet için tehlike arz etmeyen din ve mezhep farklılıklarını Osmanlı hiçbir zaman önemsememiş, onları hoşgörü anlayışı içerisinde değerlendirmiştir.
Safevî devleti ise tamamen “mezhep” temeli üzerinde kurulmuş ve Humeynî’den sonra ikinci yayılma ve genişleme evresine girmiştir. “Mezhep” kisvesi altında yapılmak istenen şey ise “Pers İmparatorluğu”nu yeniden kurmak hülyasıdır.
Başta İran’da yaşayan 35 milyon Türkmen ve Türkiye’de yaşayan Alevî- Bektaşî düşüncesindeki Türkmen kardeşlerimiz bu “mezhep kalaylı” kirli oyunu görecek ve İran’ın bu oyununu bozacaktır. Bu oyuna gelmemek Alevî- Sünnî bütün Türklerin ve bütün Arapların kaderleri için çok çok önemlidir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumunuzu bekliyoruz...

Reklam