Sorunları olan kitlelere verilen yanıtlar önemlidir…

İnsanlar, anlaşılabilir izahı olan yanıtlar beklerler genelde… Verilen yanıt bu vasıflara uyuyorsa susup, durumun düzelmesini beklerler sabırla. Halkın bir kısmı, sorunu yaratan nedenlerle nasıl mücadele edildiğini de öğrenmek ister ki, bu da çok doğaldır…

Bir kısım halk ise resmi makamlardan gelen yanıtlara körü körüne inanmaya yatkındır… “Koskoca devlet yalan söyleyecek değil ya” diye düşünüp seslerini keserler…

Soru basit… Sorumluluğun sizde olduğu bir konuda, karşınızda hangi tipten kitleler olmasını istersiniz..?

Eğer gerçekten sorumluluğunun bilincinde olan biriyseniz, sizi sıkıştıranların olmasını doğal karşılarsınız tabi… Sorumluluk; yalnızca yetki değil, gerektiğinde hesap verme zorunluluğu da getirir ve her hesap verdiğinizde biraz daha yetkili hale geldiğinizi fark edersiniz… Konumunuz sağlamlaşmış olur…

Şahsi ikbal elde etmeniz için size lütuf olarak verilen bir sorumluluğunuz varsa, “söylediklerinize körü körüne inananları” seçersiniz… Sorunlar yerinde kalır ama sizin için en önemli olen “sizin yerinizde kalmanızdır” nasıl olsa…

Devlet mekanizması kurulurken, bürokraside yer alacakların iyi bir eğitimden geçmiş olmalarına dikkat ediliyordu. 1940’ların ortalarında “eğitimli kitlelerden hoşlanmayan”, hatta onları nesillerden beri alışageldikleri yaşam biçimden koparabileceğini hissederek “düşman” gibi görenlerin karşı devrimi belirdi. Köy Enstitüleri’nin kapatılması, bunun ilk örneğiydi…

Aradan geçen 70 küsur yıl, eğitim kalitesinin sürekli düşmesine sahne oldu…

Zamanla; bürokrasiye yeni girenlerin kalitesi düştü. Devlet Memuru sıfatını kazanmayı bir biçimde becerenler kendilerini “ömür boyu sürecek bir gelir elde etmiş” görüyordu. Bunu devam ettirebilmenin tek yolu ise etliye sütlüye karışmadan, oturduğu yerde oturmaktı…

Bürokrasi kendi koruma refleksini oluşturmuştu yani…

Özellikle son 15 yılda devlet memuru olmayı becerenlerin günümüzdeki durumları ise karmakarışık… Sürekli “ayıklanmakta oldukları söylenen” FETÖCÜ’ler, hiç dokunulmayan başka cemaat ve tarikat mensupları ve salt kişisel ikbal uğruna birbirine çamur atmaya çalışan uyanıklar…

Devlet mekanizmasının düzeltilmesi “olmazsa olmaz” olmuş… Liyakate dikkat edilmesi gerektiğini sürekli söyleniyor ama, liyakat için eğitim gerek…

…Ve iktidar; her yıl olduğu gibi, bu yıl da eğitimin kalitesini “yeni tedrisat planları ile” daha da kötüleştirmeye çalışıyor sanki..!

PAYLAŞ
Önceki İçerikZabıtadan 1 yılda 231 bin denetim
Sonraki İçerik12 Yıldız Şehri Kahramankazan
Mehmet Ali Yula
Gazeteciliğe 1965 yılında Ankara’da başladı. 1970’de Hürriyet’e geçti. 1977’da ek görev olarak İsveç Devlet Radyosu. 1991’de Nokta Dergisi. 1993’da Akis Dergisi. 1994’de Inter Star Televizyonu. 1998’de mesleği terketti. 2006’da emekli oldu.